1 Mayıs'ta Erbakan, İskenderpaşa'da durduruldu!

M. Kemal AYÇİÇEK – 3 Mayıs 2010  
Emekçi ve işçilerin bayramı, 1 Mayıs, 12 Eylül öncesinde zaten bayramdı. Adına “bahar Bayramı” deniyordu. Ama o bayramı hazzetmeyenler, 1 Mayıs 1977’de  37 canı katlettikten  tam 33 yıl sonra aynı bayrama kavuşabildiler. Ne mutlu. Türkiye’ye karanlık günleri reva görenler, 2010 yılının 1 Mayıs’ından da benzer katliam beklerken elini-avucunu ovanlar, dut yemiş bülbüle döndüler. Umdukları olmadı, beklentileri karşılanamadı! Kimbilir ne kadar üzgündürler!
Evet, ülkemizde iş-aş büyük bir sıkıntı, ekonomik kriz var gücüyle halkı inim inim inletiyor, evet, bu ülkede işi-gücü olanlar var ama onun yanında işsiz ve güçsüz insanlar da var. Nitekim 1 Mayıs’ta taksime çıkan onca insan, oradan Dünya’yı yöneten azgın sermayeye ve onun getirdiği düzene itiraz ettiler. Bir hak yürüyüşü, bir “benlik” edinimine sahip olduklarını tüm Dünya’ya gösterdiler. Sorumlu davranma bilinci ile tüm işçi Konfederasyonları ve o Konfederasyonları yöneten insanlarla Devlet, el-ele verdi ve nihayet Taksim, 33 yıl sonra yeniden şenlendi. Belki o taksim ve civarında artık 33 yıl önceki gibi emekçiler çoğunlukta değillerdi, ama Taksim, bir simgeydi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Taksim’e bir kutsallık atfetmiş, ve burasını kendi için bir namus kabul etmiş ve oraya 33 yıl boyunca işçi ve emekçi girmesin diye yasak koymuştu. O yasak kalktı ortadan. Şenlik bunun içindi.
Devlet, her yıl alarma geçerdi 1 Mayıs diye, ama bu yıl hem İstanbul valisi Muammer Güler ve hem de Emniyet müdürü, İşçi ve emekçilerle neredeyse kol kola olacak samimiyette Taksim’in bir bayram alanına dönüşmesini sağladılar. Şüphesiz burada alınan önlemlerin ve rolu vardır ama esas olan mevcut Hükümetin ortaya koyduğu siyasi irade ve kararlılıktır. Bunun içinde Hükümet üyelerini başta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı  Ömer Dinçer olmak üzere tebrik ediyorum.
Ben asıl bu olayla ilgili yanı 1 Mayıs ile ilgili 1977 deki bir anımı anlatacaktım. O günkü yani 37 kişinin öldürüldüğü 1977’in  1 Mayıs’ın da bende İstanbul’dayım. 16 yaşımdayım. Prof. Dr. Necmettin Erbakan o zaman Milli Selamet Partisi (MSP) lideri. Kanlı 1 mayıs günü Erbakan’da Taksim’de olacaktı. Öyle bir proğramı vardı ve İstanbul’a geldi. Uçaktan inip, konvoy halinde İskenderpaşa’ya gelindi. Hani Nakşibendi Tarikatı lideri Mehmet Zahid Koktu Efendiyi ziyaret etti. Amcam o dönemde MSP’nin Eminönü ilçe başkanı. O yüzdende amcamla birlikteyiz. Elimizde partinin filamaları var, o meşhur anahtar. Fatih’e vatan caddesinden giriyor konvoy ama kalabalık. Araç sayısını tam hatırlamıyorum ama trafik sıkışık, bir de güneş var, fena halde bunalıyoruz. O dönemler, şimdiki gibi ped şişelerde su bile yok. Çeşmeler dersen, İstanbul’da sular akmıyor, varsa yoksa meşrubatlar ve limonata satılıyor.
İskenderpaşa camiinin rampada kaldı bizim araba, bekliyoruz. Herkes gidemiyor. Biz kulaktan kulağa haber alıyoruz artık, ha hareket ettik ha edeceğiz derken, saatler geçti ama bir türlü hareket edilmiyor. Öğlen saatleri, önden haberler geliyor, “hoca namazda” deniyor, namaz saati geçiyor “şimdi gidiyoruz” deniyor ama hareket yok. Güneşin altında bunaldık. MSP lideri Erbakan, İskenderpaşa cemaati olarak bilinen Hacı Mehmet Zahid Koktu Efendinin yanında, onunla görüşüyormuş. Zaten  bize onu sonradan söylediler. Önce “camiye gitti, namaza” dendiydi. Ben o zamanlar Nakşibendi tarikatı lideri Mehmet zahid Koktu Efendinin varlığını bilmiyorum ki. “ Ne Müslüman adammış, helal olsun şu Erbakan’a ” diyorum kendi kendime, öyle ya saatlerce bir camide bir insan ne yapar ki? Dedemden bilirim, namazı ihlas ile kılmanın ne olduğunu. Öyle çat-pat namaz kılınmaz, huşu içinde kılınırsa namaz, o daha makbul olanıdır. Ondan diyorum, Erbakan’da bir camiye gitti ama çıkmak bilmiyor! Meğer, evet orası cami idi ama öbür yandan da dergahmış. İskenderpaşa denilen yer, Mehmet Zahid Kotku efendinin görev yaptığı cami Fatih’in İskenderpaşa camii idi.
Meğer, orada iki grup arasında bir karar verilemiyor. Tartışmalar yaşanıyormuş. Kimileri, “Taksim’e çıkacağız” derken, kimileri “istihbarat var, suikast olacak, gitmeyelim” de ısrar ediyormuş. İşte bu durumda Rahmetli Mehmet Zahid Kotku Efendi, Erbakan’a “Taksim’e gitme” demiş ve izin vermemişti.  Erbakan’da Taksim’e gitmek üzere İstanbul’a geldiğini ve bu yüzden gitmek zorunda olduğunda ısrar etmiş. İşte o beklememiz sırasında meğer, Mehmet Zahid Koktu Efendinin rızası alınmaya çalışılıyormuş, o yüzden o gecikme yaşanmış. Ama Mehmet Zahid Efendi, “kesinlike gidilmesin” deyince de , sonra birileri geldi, “tamam buradan dağılıyoruz, Erbakan’ın acil ışı çıktı, Ankara’ya dönmesi gerekiyor” diye, sonrada oradan dağıldık. Dağıldık ama hepimiz çok fena halde kızgındık. Aslında Taksim’e gitmeliydik, o gidişimize taş koyanlara fena halde içerlemiştik!. Aradan çok zaman geçmedi, Taksim’den katliam haberlerini alınca, “vay anasına, iyi ki gitmemişiz” dedik o günkü arkadaşlarımızla. Hem zaten Mehmet Zahid Efendi’inin  bazı insanüstü meziyetlerine tanık olanlar vardı ki, bu işte de bir hayır olmasını onun öngörüsüne vermişlerdi. Taksim’de bir şeyler olacağı, önceden biliniyordu kısaca. Ama o günler geçti ve bugün artık, o kabus gibi olan Taksim, tüm iyiniyetli gerçek emekçi ve emeğe saygı duyan insanlar tarafından bir bayram yerine dönüştürüldü. 
İşte bugün 1 Mayıs 2010’u Emekçi bayramı yapanlar, o kanlı 1 Mayıs 1977’de İskenderpaşa rampasında arabalarında liderlerini bekleyen insanların arasındalardı. Tayyip Erdoğan o zaman , Draman İmam Hatip lisesi’ndeki okul başkanıydı. Bundan sonrasında da aynı coşku ve heyecanla, tüm ezilen sınıfların, ezilmemesine itiraz edenlerce doldurulması dilek ve temennisiyle hoşçakalın.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.