18 Ağustos 2017 Cuma

Erbaa, Fidi’de tek başına bir orman!

Tokat’ın Erbaa ilçesi’nin eski Fidi köyü, şimdiki adıyla da Akça Beldesi’ndeki köy mezarlığına çıkmadan namını duyuyorum, birkaç kez bahsediliyor Sakız ağacı’n dan ama bir türlü gidip göremiyorum. Son gezimiz de annemin de ısrarı üzerine Fidi mezarlığına bir saatten fazla zaman ayırdık. Hem havanın güzelliği hem de adeta bir piknik alanını andıran mezarlık

30 Mayıs 2013 Perşembe 14:54
Bu haber 10046 kez okundu
Erbaa, Fidi’de tek başına bir orman!
 M. Kemal AYÇİÇEK  / Tokat/Erbaa

Tokat’ın Erbaa ilçesi’nin eski Fidi köyü, şimdiki adıyla da Akça Beldesi’ndeki köy mezarlığına çıkmadan namını duyuyorum, birkaç kez bahsediliyor Sakız ağacı’n dan ama bir türlü gidip göremiyorum. Son gezimiz de annemin de ısrarı üzerine Fidi mezarlığına bir saatten fazla zaman ayırdık. Hem havanın güzelliği hem de adeta bir piknik alanını andıran mezarlık, hafif rüzgarıyla iki günlük uykusuzluğumu giderdi. Fidi mezarlığı, meğer asırlara meydan okuyan sakız ağlarını da barındırıyor. Tek başına bir ağaç, fidi mezarlığından sanki tek başına bir ormanı andırırcasına, yıllara meydan okuyor.

Fidi(Akça Beldesi) köyü, sadece Silahtar Ömer Paşa Camii ahşap mimarinin en önemli örneklerinden biri ile anılıyor ama Fidi’de, Karadeniz Bölgesi’nde varlığından pek de söz edilmeyen ama geçmiş farklı kültürler için adeta geçim kaynağı olan asırlık Sakızağaçlarının da bulunduğu bir yer. Beş kişinin kulaçlayamayacağı kadar bir çapa sahip Fidi Mezarlığı’ndaki sakız ağacı, uzaktan bakıldığında tek başına bir orman gibi görünüyor, yakından bakıldığında da kendine hayran bırakan ihtişamının farkına varıyorsunuz. Köyün yerlisi Lütfü Kapusuz, daha ilk tanıştığımızdan itibaren bu ağaçtan söz ediyordu ama “yaşlı bir ağaç işte” diyordum ve onun anlatımı sırasındaki heyecanına bir anlam veremiyordum. 

Hatta, “Ne kadar da abartıyor” diyordum içimden ama aylar sonra yolum Fidi’ye düşünce, bir de annemin anne tarafının akrabalarının tüm bu Fidi köyü ve aile büyüklerinin Fidi Mezarlığı’nda oluşu, bizim bu mezarlıkta uzunca bir süre kalmamızı sağlıyor. İşte mezar ziyaretlerimiz sırasında ulaşıyoruz asırlık sakız ağacına. Normalde Sakız ağacı için, “Doğal damla sakızı ağacının gövdesi düz değildir. Gençken açık gri renkte, ileri yaşlarında kül karası rengindedir. Çam ağaçlarında olduğu gibi gövdeden ayrılması zor olan "riknides" adıyla anılan çizgilerle kaplıdır ve pürüzlüdür. Kökleri boyu 20 metreye ulaşıncaya kadar büyür ve yayılıp yatar” denilen ağaç, Bursa’daki İnkaya Çınarı kadar olmasa da devasa sayılabilecek nitelikte bir gövdeye sahip. Beş kişinin kulaçlayabileceği dev sakız ağacı, ne yazık ki herhangi bir anıtsal nitelikten yoksun ve herhangi bir koruma altında da değil henüz. Yine aynı ağaç için, “Doğal damla sakızı ağacının yaprakları birleşiktir. Doğal damla sakızı ağacı her zaman yeşil kalan bodur ağaççıklardandır ki bu da yapraklarını dökmediği anlamına gelmektedir. Doğal damla sakızı ağacı 2- 3 metre, bazen de 5 metre uzunluğuna ulaşabilmektedir” deniyor ama Fidi’deki Sakızağacı, 25 metreyi de aşan boyu ile tarihi niteliği ile turizm açısından da büyük ilgi görecek potansiyele sahip görsellik sunuyor.

Koruma altına alınmalı

Lütfü Kapusuz, çocukluğundan beri ağacı bu haliyle tanıdıklarını ifade ederken, Vikipedi’de, “Sakız ağacı (Pistacia lentiscus), sakız ağacıgiller familyasından bir ağaç türü. Akdeniz bölgesinin doğal bitkisidir. Türkiye'de Batı ve Güney Anadolu'da ve Sakız Adası'nda yetişir” dense de Erbaa’da da bu ağaçtan sadece Fidi Mezarlığında anıtsal nitelikte iki ağaç bulunuyor. Sakız Ağacı ile ilgili yine Vikipedi’de morfolojik ve sağlık etkileri ise şu şekilde izah ediliyor;
“ Bitkinin dal ve gövdesinin yaralı yerlerinden akan reçinenin pıhtılaşmasıyla "mastik" adı verilen sakız elde edilir. Toplanan bu usare 2-4 haftada katılaşır. İlk başlarda donuk yeşil renkte olan reçine, daha sonraları soluk sarı renkli, kolaylıkla kırılabilen parça ve damlalar haline gelir. Özel bir kokusu ve tadı vardır. Eter ve etanolde çözünür. Sakız içinde uçucu yağ, mastisik asit, mastisin ve acı maddeler bulunmaktadır. Eskiden balgam söktürücü olarak kullanılmıştır. Diş etlerini kuvvetlendirmek ve ağız kokusunu gidermek için kullanılır. Sanayide yapıştırıcı, cila olarak ve parfümeride kullanılır. Tatlılara, özellikle muhallebi, sütlaç gibi sütlü tatlılara katılır. Sakız, yiyeceklere güzel bir tat ve koku verir. Güveç ekmek hamuruna çeşni katmak için de kullanılır. Ayrıca Bulgaristan'da mastika adıyla bilinen rakı sakızdan yapılmaktadır. Sakızın çiğnenmesi Helicobacter pylori'e karşı etkili olduğu, ve bu bakterinin neden olduğu ülser, yani mide kanamasına ve midekanseri tehlikesine karşı faydalı olduğu, Huwez F.U., Thirlwell D., Mastic Gum kills Helicobacter pylori, New-England Journal of Medicine, 339:1946, Dec. 24, 1998, dergisinde ileri sürülmüştür”.

Tescili yapılırsa anıtsal eser olur!

Erbaa’nın Fidi (Akça Beldesi) mezarlığının oldukça geniş bir alana yayılmış olması, mezarlık bakımını da olumsuz etkilemiş durumda. Okuyamıyorum ama Mezar taşlarından tarihi bir şahsiyete ait olduğu belli bir mezara fotoğraf çekiyorum, Sakız ağacına giderken. Mezarlar da Mesela baş şahidesi üzerinde yer alan başlık, mezar taşlarının en büyük sanat değeri taşıyan kısımlarından birini oluşturur. Osmanlı mezar taşları ilk başta bir insanı andıran görüntüsü ile kendini belli eder. Boyun ve başın silueti, taş üzerinde bir boyunluk ve serpuş şeklinde vurgulanmaktadır. Kadın mezar taşlarında ise baş kısmı kadının zarafetini anlatır, tarzda ince bir işçilikle hazırlanmıştır. Serpuş adı verilen bu başlıklar vasıtasıyla kitabeyi okumaksızın mezarda yatan zatın mesleğini tayin etmek mümkün olabilir. Herhangi bir mezarlık veya cami haziresi önünden dikkat etmeden geçip gittiğimiz, kaderine terk edilmiş mezar taşları, yazısıyla kendini açıkça anlatan, üzerindeki değişik süslemelerle yüzlerce farklı anlam ifade eden kültürel birikimlerimizden bir tanesidir.
 Onun için Türk milleti olarak mezar taşlarına bakmayı değil, görmeyi öğrenebilmeliyiz. Bilinçsizlik, her tarihi değerin yok edilmesi için bahanemiz olmamalı. Burada da hem asırlık Sakız ağacı ve hem de Şahidesi bulunan mezarların çevresinde, Definecilerin olumsuz izlerini görebilmek mümkün. Mezarlıkta bana mihmandarlık yapan Lütfü Kapusuz, Anıtlar Yüksek Kurulu’nun Fidi Mezarlığını ibcelemesi ve en azından Sakız ağacı’nın tescili ve korumasının sağlanmasının, Erbaa ve Fidi için çok önemli olacağını belirtip, “Fidi, sadece Silahtar Ömer paşa camii ile değil, Sakız ağacı ile de Turizme çok büyük katkı sağlar” diyor.
Bölgeye Turizm Bereketi getirir!

Fidi’ye hakim bir tepede yer alan mezarlık, tam bir ziyaret yeri. Köyün en güzel seyranlık yerinde oluşturulmuş mezarlık ve o mezarlığın içindeki birbirinden güzel iki dev asırlık sakız ağacı’nın da Tokat Kültür ve Turizm Müdürlüğü veya Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından incelenmesi ve tescili ile koruma altına alınması, belki bir densizin bu ağaçları yok etmesini sağlayabilir. Bu sağlanmasa da sakızağacı meraklılarının Amasya- Erzincan D100 karayolu üzerinde ve Erbaa ilçesine varmadan Akça Beldesi (Fidi) köyündeki bu anıtsal ağaçları ziyaret etmeleri çok da zor değil, ana yola mesafesi sadece 4 kilometre kadar.

Ege Özel Lisesi’nden Danışman Öğretmen Müjgan Demir gözetiminde 
4-A Sınıfından Asya KARADAĞ, Ata ŞERBETÇİ, Bartu ALEMDAR, Başak GÜLLÜKAYA, Defne TUNCALI, “Sosyal Bilgiler Yıllık projesi” olarak Sakız Ağacı’nı
“Hepimiz küçük yaşlardan itibaren sakız çiğner ve çiğnemekten zevk alırız. Acaba sakız nasıl elde edilir? Sakız nedir? Merakı bizi sakız ağaçlarının nasıl yetiştiği ve sakızın nasıl elde edildiği fikrini araştırmaya yöneltti. Bilgiler edindikçe doğanın mucizelerine bir kez daha hayran kaldık.” Başlığı ile yazmışlar,
 işte O yazı;
Sakız ağaçlarının bilinen tarihi
Tarihi, binlerce sene öncesindeki Eski Yunan’a kadar dayanır. Eski Yunanlılar sakız ağaçlarından elde ettikleri ve mastiche adını verdikleri maddeyi sakız diye çiğnerlermiş. Daha sonraları da Yunanlı doktorlar sakızı çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanmışlar.
Dünyanın öbür ucunda ise sakızın tarihini etkileyen önemli olay; Amerika’da ikinci yüzyılda yaşayan Mayalar, sakızın ana bileşeni olan ve “chicle” adı verilen hindibayı bulmuşlardır. 
Sakız ağacı 6000 yıl önce Çeşme yöresinde de yetişiyormuş. Zeytin ve makiliklerin arasında yaşamış, sonra özel olarak yetiştirilmeye başlanmıştır.
Şifalı ve ölümsüz olan, daima yeşil kalan, kuraklığa meydan okuyan sakız, dayanıklı bir ağaçtır. Kendine özgü, dağınık bir görünümü vardır. Bu duruma karşı form budaması yapılarak ağaç şekli verilir. Erozyona karşı mücadele edebilen ve havayı temizleme özelliğine de sahip bir ağaçtır. Sakız ağacının reçinesi hiçbir işlem görmeden kullanıldığı gibi, işlem görerek de bir çok alanda (300’den fazla alanda) kullanılmaktadır.

Sakız bitkisi; Sakız Adası ve Çeşme yöresindeki doğal olarak yaşayan ve reçinesinden yararlanılan bir bitkidir. Sakız bitkisi; 4-5 cm. boyda her zaman yeşil ağaççık veya çalı şeklindedir. Dişi ve erkek çiçekler ayrı bitkiler üzerindedir. Erkek bitkilerin sakız miktarı dişilerden fazladır. Tek veya üç-dört gövde terbiye edilir. Dekoratif görünümü ve hoş kokusu nedeni ile bahçe düzenlemesinde de kullanılabilir. Her zaman yeşil olması ve toprağı örtmesi nedeni ile toprak erozyonunu da önlemektedir. 
Kökler 20-25 metre derinliğe kadar uzanabilir. Bu nedenle kuraklığa dayanıklılığı incir ve zeytinden daha iyidir. Kısa sürede yeniler. Kıyı bölgelerinde tuza dayanıklıdır, yavaş gelişir ve 100 yıldan fazla yaşar. 5 yaşından itibaren bitki başına 1-2 kilo sakız verir. Bir kilo sakızın fiyatı kalitesine göre değişir.

Sakız ağacı 

Sakız ağacıgiller familyasından olan bu bitki genellikle 1-3 m. boyunda küçük bir çalı, kendi haline bırakıldığın da ise 10 metreye kadar boylanabilen, her dem yeşil ağaçtır. Batı Anadolu da yetişir. Sık dallı ve yaygın tepelidir. Gövde kabuğu koyu renkli ve pulludur. Süngeri
kahverengi – kırmızı ve tüysüzdür.Yaprakları çift tüysü 4-10 yaprakçıktan oluşur. Yaprağın orta damarı (rachis) belirgin olarak kanatlıdır. Yaprakçıkları 1,5-3,5 cm. boyunda, 0,5-1,5 cm .genişliğinde, uzun-oval biçimde, küt uçlu tam kenarlı, sert ve demirsidir. Yaprakçığın üst yüzü parlak açık yeşil, alt yüzü mat yeşil her iki yüzü de tüysüzdür.

Çiçekleri küçük, yeşilimsi kırmızı renkte, çiçek kurulu salkımsıdır. Kısa salkımsı, bir çoğu bir arada bulunan, çekirdekli sulu meyveleri yumurtamsı, sivri uçlu, önceleri kırmızı renkli, sonra siyahtır. Ağacın gövdesinden sakız elde edilir. Gövde kabuğunda toplanan reçineyi çıkarmak için, Haziran-Ağustos döneminde gövde üzerine eğik yarıklar açılır. Bu yarıklardan kısa bir süre 3 içinde reçine akar. Reçinenin bir kısmı gövde üstünde damlalar halinde katılaşır. Katılaşan reçine sakız, açık sarı renkli, saydam, sert ve çok güzel kokuludur.

Sakız içinde uçucu yağ, mastisik asit, mastisin ve acı maddeler bulunmaktadır. Eskiden balgam söktürücü olarak kullanılmıştır. Diş etlerini kuvvetlendirmek ve ağız kokusunu gidermek için kullanılır.
Sanayide yapıştırıcı, cila olarak ve parfümeride kullanılır. Tatlılara, özellikle muhallebi, sütlaç gibi sütlü tatlılara katılır. Sakız yiyeceklere güzel bir tat ve koku verir. Güveç, ekmek hamuruna çeşni katmak için de kullanılır. Ayrıca Yunanistan da mastika adıyla bilinen rakı sakızdan yapılmaktadır.”

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    ANKET Sonuçlar Tümü

    ?Karadeniz denince aklınıza gelen yer neresidir?

    EN ÇOK OKUNANLAR

    EN ÇOK YORUMLANANLAR

    BUGÜN

    BU HAFTA

    BU AY

    SAYFALAR

    e-gazete

    ARŞİV