Karadenizde seller, ürkütüyor

Bir bakıyorsunuz bir başlıyor sicim gibi yağmaya, ardından önüne ne katıyorsa götüren dereler taşıyor, seller ve tabi ki heyelanlar

Karadenizde seller, ürkütüyor

 M. kemal AYÇİÇEK – 27 Eylül 2009

 Adam 1964 yılında gitmiş yurtdışına ve oradan emekli olup dönmüş memleketine. Yine bağını koparmamış, gidip geliyor. Elindeki poşette talaş var bir de şemsiyesi. Rize’nin Kömürcüler Köprübaşı mevkiinde selam verip, biraz sohbet etmek isteyince coşuyor adeta, belli ki hoşuna gitmişti selam verişimiz. Kim olduğumuz önemli değil, yaşlı insanların konuşturulması gerektiğini ve yaşlı insanların görüşlerinin gelecek kuşaklara aktarılmasını istiyor ve diyor ki, “ Büyükler, boşuna büyük değildir, tarihtir her biri, biraz dinlensin sözlerine kulak verin, dinleyin, anlayın ve yararlanın” diyor..Hak veriyorum bende dinliyorum onu ve aktarıyorum sizlere tabi..
 
Hava soğuk, zaten bir haftadan beridir sürekli yağmur var ve bu yağmurlar, aslında yağmurlarla içli dışlı olan karadeniz insanını da ürkütüyor. Oysa alışıktık biz yağmurlara, onsuz günümüz sayılıdır ama yok bu seferki yağmurlar, bizim tanıdık bildik yağmurlara benzemiyor. Bir bakıyorsunuz bir başlıyor sicim gibi yağmaya, ardından önüne ne katıyorsa götüren dereler taşıyor, seller ve tabi ki heyelanlar birbiri ardına geliyor. Can kayıplarının yanı sıra toprak kayboluyor, karayolları, köprüler, binalar hatta mezarlar da sele karışıyor.

 
Hani bilim adamları “ozon tabakası deliniyor, parfüm kullanmayın” dediklerinde, “benim kullandığım parfümün ozon tabakasına ne zararı var” diye tepki gösterirken, o bilim adamlarına gülüyorduk. Fakat, yağışların lokal olması, bir vadide sel olurken diğer bir vadide güneşin görülmesi, iklim değişikliğinin insanların artık rahatça anlayabileceği bir duruma dönüştü. Artık, bilim adamlarının bir şeyler söylemesine gerek kalmadan da insanlar, yaşanan bu iklim değişikliklerindeki farklılığı gözlemleyebiliyor!

 
İletişimin son sürat gelişmesi, yağışlarla yaşanan felaketlerin anında tüm insanlığa yayılması ve duyulmasını sağlıyor. Bir bakıyorsunuz Silivri, bir bakıyorsunuz Tekirdağ, bir bakıyorsunuz Giresun veya ordu, bir bakıyorsunuz Artvin Borçka, Rize’den sel haberleri ardı ardına geliyor. Sadece Türkiye’de değil, bir bakıyorsunuz Çin’de, Filipinlerde ve ABD’de de kasırga ve fırtınalar, seller can almaya devam ediyor.

 
Yağışlı bir hava, evde oturmak yerine haber koşturmacası için değil ama ne var ne yok gibisinden bir merakla çıkıyorum yola. Yağışlı yolda karadeniz sahil yolunda yer yer su birikintileri ve konan trafik işaretleri, su birikintilerini sürücülere haber veriyor ve hız düşkünleri uyarılıyor ve muhtemel kazalar önleniyor kuşkusuz ama aynı şeyi vadi boylarına girdiğinizde görmüyorsunuz. Yüksek yüksek tepelere yapılmış evler ve o evlerde oturan insanlar, bu aşırı yağışlardan kuşkusuz fazlasıyla ürkenlerin başında geliyor. Tabi bir de zamanında dere yatağı olan ve sonraları insan marifetiyle dolgu yapılıp, üzerlerine dikilen apartmanlar da yaşayan insanlarda aynı ürken ve de yağmurlardan korkan insanlardan sayılıyor.

 
Su, kabardığında laf dinlemiyor. Su, sadece ezberi neyse onu, yani kendi yatağını genişleterek Denize ulaşmanın yolunu buluyor. Kimi bu sel felaketlerinden zarar görürken kimileri de sel sularının denize taşıdığı odunlardan kışlık yakacak ihtiyacını karşılamak için uğraş veriyor. Kimileri de sele kaptırdıkları futbol topunu yakalayabilmek için belki de canını tehlikeye atıyor. Kalkandere- İkizdere su kavuşumunda oluyor bu top kurtarma operasyonu ama tabi sel galip geliyor, suya kaptırılmış iki güzel futbol topu, gençlerin tüm gayretlerine rağmen denize doğru sürükleniyor.

 
Yazıya girişte sözünü ettiğim Alı Rıza Albayrak, dik yamaçlara kurulmuş “varangel”lerle çay taşınan Zincirliköprü, Dörtyol, Yolveren, Kömürcüler, Yemişlik, Elmalı güzergahında ilerliyorum. Vadi diye bir kır lokantası, o aşırı yağmura rağmen açık üstelik. Yağışlı da olsa yağmurla yaşamaya alışmış yöre insanı yine çay bahçelerinde, yağmurluklarıyla o ıslak çay bahçelerinde ürün topluyor. Kimi toplamış alım yerlerine götürüyor, kimi varangel ile göndermiş çayı hala kenara almamış, kimi yol kenarına kadar getirmiş öylece bırakmış. Velhasılı sizlerin belki demleyip, keyifle içtiğiniz o çayın bahçeden size ulaşıncaya kadar hangi aşamalardan geçtiğini, nasıl bir çileli iş olup, üretildiğini yakından bilemezsiniz tabi.

 
Ali Rıza Albayrak, 75 yaşında ama kendine iyi bakan biri. Bir varangel başında yağmur altında ayaküstü sohbete koyuluyoruz. Ama öylesine seri anlatıyor ki, “hepsini de yaz, sakın atlama” der gibi. Dedesinin alimliğinden, babasının karşı yamaçtaki çay bahçesini yaparken annesinin onu babasının yanına gönderişini ve o zamanlar daha çocuk olmasına rağmen babasının o yaptığı işin kendince  anlamsızlığını (!) ifade ederken, duruyor, “Ben öyle sanıyordum ki, babam o yamaçlarda boşuna uğraşıyor. Orada çay olsa ne olurdu, boşa uğraştı benim kafamda o yıllar ama Allah razı olsun, çocukluk aklı işte nerden bilebilirdim ki.Oysa ben o bahçeden yıllardır rızıklanıyorum” diye gülümsüyor.

 
“Kopeller” diyor konuşmasının bir bölümünde ve özel sektöre laf etmelerine “boşuna konuşuyorlar, ben özel sektörü de devleti de iyi biliyorum, bugün kopeller (yaramaz gençler, çocuklar) boş konuşuyorlar, özel sektör aleyhine atıp, tutuyorlar ama elenecek. Bazı ufak özel sektör çay sanayileri aradan çekilecek ama özel sektör olmasa bugün o kopeller, çay verecek yer bulamazdı. Gün gelecek, o beğenmedikleri özel sektör, kapılarına varıp çay alacak.” Diyor Ali Rıza Albayrak, ama ben tabi pek anlamıyorum. Demek ki o bölgede tartışılan konular bunlar ki dert edinmiş, aktarmak istiyor bende dinliyorum. Aslında ben işiyorum ama onda öyle üşüme görmüyorum, elimi sıkmış bir yandan dikkatimi çekmek için zaman zaman da sıkıyor ve Rusya federasyonu’ndan başlıyor, Gürcistan’a, oradan bırakıp, babasının Samsun’a tütün kırmaya gittiği günlere varıncaya kadar anlatıyor.

 
“annem” diyor, “babamlarla Samsun’a tütün dizmeye giderlermiş, onları anlatırken gözleri dolar ağlardı, onlara yenen yemek atıklarını verirlermiş, onları hatırlardı. Ama ben bugün, samsun’dan gelen çay işçilerine evimi veriyorum, mutfağı veriyorum, onlar yemek yapıyor, ben onlarla oturup yiyorum” nerden nereye gelindiğini ifade etmiş oluyor böylece Alı Rıza Albayrak. Sonra “Koskoca Rusların” diyerek Gürcistan’dan gelen çay işçileri olmazsa işlerini göeremeyeceklerini anlatmak içinde, “O koca devletin insanları şimdi bize işçi olarak gelmiyorlar mı? Oysa orda devlet var, ben gittim gördüm Çay bahçeleri benim boyumu aşmış, bakımsız, verimsiz hale gelmiş onlardaki tarım” diye ekliyor görüşlerini.

 
Ben zaman zaman “evet, haklısın”, “hımm” diyorum, bıraksın da gideyim diye beklerken kalkıp bu seferde okumuş-bilmişlerle, Aydınları kastederek bir yabancı okumuş bayanın evliliğe bakışına değiniyor. “Yabancı bir aydın insan, okumamış bir insanla rahatlıkla evlenebilirken, bizdeki okumuşlar, sadece insanları hor görmede yarışıyor nerdeyse. Batı daki kültür, yapmacık değil bizdeki yapmacık maalesef. Bizde okumuş bir bayan, okumamış bir erkek istemiyor, ‘benim tarzım değil’, ‘Benim ayarım’ değil diyebiliyor ama bir yabancı bunu demiyor,  bir mühendis, rahatlıkla bir çırakla evlenebiliyor.”

 
Burada Gazetecilere büyük iş düştüğünü ve nesiller arasındaki bağın yeniden kurulması gerektiğini, bununda basın ve medya aracılığıyla olabileceğini anlatıyor Alı Rıza amca, Köprübaşı’nda yol kenarındaki sohbetimizde  Almanya’ya 1964 yılında gidişini ve bugün gelinen noktada Almanya’da bir caddeden bakıldığında şimdi ardı ardına tam 17 dükkanın Türkler tarafından alınıp, işletildiğini, gelecekte de Almanya’nın Türklerce yönetileceğini(!) ifade ediyor.

 

Eski insanlara değer verilmesini ve onların birer “canlı tarih” olduklarını  ısrarla vurgulayarak, büyüklerin sözlerine kulak verilmesini, yeni neslin büyükleri pek dinlemediğini ama yanlış yaptığını anlatırken Ali rıza amca, “işte biz de zamanında aklımız sarmıyor ve büyüklerin yaptıklarına belki anlam veremiyorduk ama bugün, onların nimetlerinin bugüne yansıdığını anlıyoruz. Onun için büyük insanları arayın bulun, konuşturun ve ne varsa dağarcıklarında bunları topluma taşıyın”diye de sıkı sıkıya tembih de bulunuyor. Ayak üstü sohbetimizi bitirmek üzereydik ki bu kez de, “gel bir ikramda bulunayım” da ısrarcı oluyor Ali Rıza Albayrak amca ama buna teşekkür ediyor ve yoluma devam ediyorum.

 

Yol kenarında biraz selin sesini dinliyorum. Normal derenin akışı vardır, suyunda sesi vardır ama bu ses bambaşka bir ses. O kayaların çamur rengi suyun içinde birbirleriyle tokuşmalarının verdiği korkunç bir ses o. Hem hızlı bir ritim var hem bir kaos andıran bir kaba taş tokuşması sesi birbirine karışıyor. O suyun neden laf dinlemez olduğu sanki oradan yansıyor. Köpüren dalgalarla o ses birleşince sesi bile ürkütücü oluyor, seyrederken bile insan irkiliyor ve daha fazla seyretmek te istemiyor açıkçası ve hemen insanın oradan uzaklaşması gerekiyor. Sel, önüne ne katıyorsa götürüyor. Bir yerde bakıyorum o seyir sırasında karakovan değil ama  üzerinde siyah ağırlıklı bir çerçeve bal görebiliyorum, bozulmamış, suyun üzerinde yüzüyor. Kimbilir kimin peteğiydi, kimbilir hangi yayla veya köyden sürüklenmiş sel sularına petekler ve o petek içindeki bal bile çerçevesiyle gidiyor su yüzeyinde.

 
Biraz ilerde karşı yönden gelen kamyon selektör yakıp, penceresini açıyor ve bana, “yola heyelan düşmüş, gitme geri dön” diye bağırıyor ama ben devam ediyorum. Heyelan öyle büyük değil Allah’tan o anda da araç geçmemiş ve heyelan yola düşmüş kocaman kayalar. Karşı tarafta ve bizim olduğumuz tarafta biriken araçlar var ama hemen jandarma gelip güvenlik önlemi alıyor, ardından da iş makinaları gelip yolu ulaşıma açıyorlar. Toprak her yerde suya doymuş ve artık bundan sonraki her yağış, hep kaygıları artıracak düzeyde bir heyelan veya sele dönüşüp, mal ve cana zarar verecek gibi algılanıyor. Hele geceleri yağan yağmurlarda bu hisler, Karadeniz insanında daha da belirgin hale gelebiliyor..

//www.karadenizolay.com/yazar/326-mkemal-aycicek-devletin-mali-deniz-yemeyenler.html
 Gündoğdu göçük altında: Ölü sayısı 11 
İçişleri Bakanlığı, Rize'nin merkeze bağlı Gündoğdu beldesinde sağanak sonucu meydana gelen sel ve heyelanlarda, 11 kişinin hayatını kaybettiğini 2 kişinin de kayıp olduğunu duyurdu.

HEYELAN NEDENİYLE YIKILAN 2 EVİN ENKAZINDAN 3 CESET ÇIKARILDI. ÖLENLERİN SAYISI 11'E YÜKSELDİ

Rize'nin Gündoğdu beldesinde etkili olan sağanak nedeniyle meydana gelen heyelanlarda yıkılan 2 evin enkazından 3 ceset çıkarıldı.

Alınan bilgiye göre, beldeye bağlı Hamidiye Mahallesi'nde, sağanak  sonucu meydana gelen heyelanda yıkılan evin enkazında Akif Kopuz, aynı mahallede yıkılan başka bir evin enkazında ise Sonay ile eşi Serdar Pehlivan'ın cesetlerine ulaşıldı.

Vatandaşlar ve Afet ve Acil Durum Müdürlüğü ekiplerince çıkarılan cesetler, Rize'deki hastanelerin morglarına kaldırıldı.

Beldede yaşanan sel ve heyelanlarda hayatlarını kaybedenlerin sayısı 11'e yükseldi.

HAYATINI KAYBEDENLERİN İSİMLERİ

Heyelan nedeniyle ulaşım sağlanamayan Gündoğdu beldesinde sağanağın meydana getirdiği tahribat ise gece geç saatlerde ortaya çıktı.

Merkeze bağlı köylerde yaşana sel ve heyelanlarda, Servan Taşkıran, Fazile Efil, Tahir Akat, Osman Kutay, Akif Kopuz, Muhammet Kopuz, Vildan Kopuz, Akif Kopuz, Meliha Kopuz Sonay Pehlivan ve eşi Serdar Pehlivan hayatını kaybetti.

Sel ve heyelanlarda, aralarında Salim Bilgin, Serdar Pehlivan ve eşi Sonay Pehlivan'ın da bulunduğu 6 kişiye henüz ulaşılamadığı belirtildi.

Ayrıca heyelanlarda toprak altından ağır yaralı olarak çıkartılan Reyhan Yazıcı, Sümeyra Yazıcı ve Zeki Karakaş, Rize 82. Yıl Devlet Hastanesinde tedavi altına alındı.

Elektrik ve su verilemeyen beldede halen ulaşılamayan bazı bölgeler olduğu, göçük altında kalanları arama kurtarma çalışmalarının sürdürüldüğü bildirildi.

Devlet Bakanı Faruk Özak, beraberindeki Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu, Belediye Başkanı Halil Bakırcı ile birlikte bölgede incelemelerde bulunuyor.

8'İNCİ CESET MOLOZ YIĞINLARI ARASINDA BULUNDU

Rize'nin merkeze bağlı Gündoğdu beldesinde aşırı yağış sonucu oluşan sel ve heyelanda hayatını kaybedenlerin sayısı 8'e yükseldi.

Vatandaşlar, beldede akşam saatlerinden itibaren etkili olan sağanak sonucu Dağınıksu Mahallesi'nde oluşan moloz yığınları arasında bir kişinin cesedini buldu.

Gelen ilk bilgilerde, ev sahibi Ali Efil'in cesedine ulaşıldığı belirtilirken, daha sonra yapılan incelemede, ölen kişinin, Efil'in evinde misafir olarak bulunan Tahir Akat'a (18) ait olduğu belirlendi. Akat'ın Adıyaman'da yaşadığı, bir süre önce ziyaret etmek üzere Rize'ye geldiği öğrenildi.

Akat'ın cesedinin bulunmasıyla birlikte ölü sayısı 8'e yükseldi. Arama kurtarma ekipleri, çalışmalarını sürdürüyor.

BİNA GÖÇTÜ: 6 KİŞİDEN 4'ÜNÜN CESEDİ ÇIKARILDI

Beldede akşam saatlerinden itibaren etkili olan sağanak yağış sonucu Hamidiye mevkiinde Akif Kopuz'a ait binada göçük altında kalan 6 kişiden 4'ünün cesetlerinin çıkarıldı. Cesetleri çıkartılanların Akif, Muhammet, Meliha ve Vildan Kopuz oldukları bildirildi. 

Sel ve heyelanlar sonucu daha önce ölen bir çocuk ve bir kadınla birlikte ölenlerin sayısı 6'ya yükseldi. Akif Kopuz'a ait binada göçük altında kalan diğer 2 kişiye de ulaşıldığı, ancak cansız bedenlerinin henüz çıkartılamadığı öğrenildi. 

Bu arada, ölenlerden Ceylani Taşkıran olarak açıklanan erkek çocuğunun adının Servan Taşkıran (7) olduğu bildirildi. Heyelanda Ali Efil'e ait evde, Fazile Efil de hayatını kaybetmişti. 

Arama kurtarma çalışmalarını yakından takip eden Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı, burada yaptığı açıklamada, Rize'de dün akşam Değirmendere Deresi'nin taşması sonucu bir ilköğretim okulu ile bazı evleri su bastığını hatırlattı. Bugün ise Gündoğdu beldesinde yaşanan sel ve heyelanın Rize'de Cumhuriyet tarihinde yaşanan en büyük felaketlerden birisi olduğunu ifade eden Bakırcı, ''Yolda yürümek bile mümkün olmadı. Karayolunda 70-80 santimetre yüksekliğinde su vardı. Bu su gücüne bir şey dayanmaz. Denize sıfır noktada 1 metreye yakın su oluyorsa arka tarafları düşünmek bile istemiyorum'' diye konuştu. 

Kurtarma çalışmalarına ara verildiğini bildiren Bakırcı, artık bu saatten sonra bir şey yapılamayacağını, çalışmaların sabah 06.00'dan itibaren yeniden başlayacağını aktardı. Bakırcı, beldeye elektrik ve su da verilemediğini ekledi. 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı’yı cep telefonundan sürekli arayarak bilgi aldığı öğrenildi.

ÇALIŞMALARA SABAH YENİDEN BAŞLANDI

Beldede akşam saatlerinden itibaren etkili olan sağanak yağış sonucu meydana gelen heyelanda kaybolan Osman Kutay, saat 05.00 sıralarında evi civarında yakınları tarafından bulundu. Kutay'ın toprak altından çıkarılan cansız bedenini gören yakınları sinir kriz geçirdi.

Gece ara verilen arama kurtarma çalışmaları, havanın aydınlanmasıyla yeniden başladı.

CİHAN - İHA - AA

Güncelleme Tarihi: 10 Ağustos 2012, 14:41

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER