Artvin, Macahel & Maral şelalesi

Rize’nin o çiplak simitlerini Maral şelalesine inerken de hanifta ile birlikte bile yedik düşünsenize ne büyük zevk! (Nerden bileceksiniz tadını bilmediğiniz şeyin zevkini değil mi? Haklısınız!)


  

M. Kemal AYÇİÇEK  -  18 Haziran 2021 

Gecenin bir yarısı telefonum çaldı, “Perşembe oradayız, Cuma’ya bir yere gidebilir miyiz abi ?” diye soruyordu Nuri, hiç düşünmeden “olur tabi neden olmasın, hele bir gelin” deyiverdim. Geldiler, üç kişilerdi, Nuri, yanın da Kerim ve Erkan. Onlar da tanıdıklarımdı zaten. Biz de Neco, müco ve ben, yani toplam altı kişiyiz, gece semaver çayının ardından “sabah erkenden yola girmek lazım” da mutabık kaldık.

Sabah kahvaltısından hemen sonra Müdür Nuri’nin aracı ile yola koyulduk ama Nuri emniyetten emekli müdürdü, yani hükümsüz müdür ama Kerim görevde olan müdürdü, telefonu hiç susmuyor, sürekli konuşuyor. Müdahale etmeye kalkıyorum ama emekli Müdür Nuri, “Onun mesaisi yok, eskiden mesai kavramı vardı şimdiler de o mesai kavramı filan rafa kalkmış, insanın tüm zamanını emiyorlar, zaman affetmiyor!” diyor, yani ona karışma demeye getiriyor, o da eski müdür ya, koruyorlar hukuklarını sivillere karşı! (Şaka tabi)

Önce Akçaabat yaylaları gezilecekti güya ama biz tam ters istikamete girdik. Neco, “Machael” diye tutturmuştu, biz de “tamam” dedik. Trabzon’dan Maral şelalesine 264 kilometre vardı. Hava mükemmeldi, ekipte her bireri de gezi için bahane üretecek tipler değildi, zaten biri diğerinden deli bir ekipti kısacası. Machael, bakir bir bölge, sıradan bir yolun ulaştığı, her önüne gelenin aklına estiğin de gidebileceği bir yer değildi. Sadece önceden belirlenen hedef olarak dikkate alınırsa, yolda fikir değiştirmeden ulaşılabilecek bir bölge olması açısından önemliydi. Biz de bunu yapmak için yola çıktık ve hedefimiz Maral şelalesine gidebildik.macahel şelalesi maral

Rize Pazar’da Deniz dolgusu üzerin de yeni yapılan Rize- Artvin Havaalanı inşaatının başlangıcında deniz kenarın da bir balıkçım var oradan taze balık alıp, yolda uygun bir yerde közde balık yaparız diye düşünmüştüm ama müdürlerin eskisi “pişmez, mişmez “gibi bahaneler ileri sürünce o güzelim karagözlerden alamadık, çaktırmadım ama ona üzüldüm. O zaman yolda atıştırmalık olsun diye Pazar’daki bir fırından yirmi tane Rize simidi (Çiplak simit) kaşar peyniri ve ayran alıp yola devam ettik.

Karadeniz Sahil yolu yapımı sırasın da rahmetli Başbakan Mesut Yılmaz başta olmak üzere dönemin siyasetçileri çok çileler çekti, tüm emek verenlere şimdiler de teşekkür ediliyor gerçi de iyi ki yapılmış bu yol diyorsunuz her kilometresin de, şükran hisleri ile. Rahatça yol alıp Hopa’dan dönüyoruz Artvin’e doğru, eskilerin korkulu rüyası Cankurtaran geçidini artık beş kilometreden uzun tünelle geçiyoruz. Tabi Pandemi, yani Covid-19 kaygısı hepimiz de var, tedbirliyiz güya ama aramız da meğer pandemiyi atlatmış biri de var. Bunu Macahel Küçükyayla geçidin de öğreniyorum.O halen müdür olan Kerim, meğer bu hastalığı atlatmış, onu öğrenince artık onunla mesafe koyuyorum araya hem de göstere göstere, alınırsa da alınsın dercesine adeta!

Borçka’ya varmadan yolun hemen sağ tarafın da daha önceleri çay içtiğimiz bir yer vardı, orayı aradı gözüm ama yok, tesis diye bir şey de kalmamış, o ahşap kondudan geriye bir eser de bırakmamışlar, ne olmuşsa artık. Biraz daha aşağıya inince bir büyük semaver gördüm yol kenarın da, kaptana “dur” dedim. Kaptanımız müdür eskisi, aktif müdür onun için “sekreterim” diyor ya neyse, çekti sağa,park etti aracı ve inip bir güzel çay içtik. Çay da çaydı ama ha! 

Çay demişken aklıma geldi, bir hafta öncesiydi, vurdum İkizdere’den yukarıya, Ovit’e varmadan Sivrikaya diye bir yer var, harika bir yer tabi salıncakları olan bir çay ocağın da çay içtim, ardından da o çay ocağının hemen alt tarafında bulunan bir çay ocağına uğradım orada da çay içtim. Bana çay getiren yaşlı birisi, “Yukarda içtiğin çayı beğendin mi? Ne anlar çay yapmaktan, nerden bilecek çay yapmayı”diye de ekledi. Hayret ettim, yahu hem orada hem de sende çay içiyorum, ne diye komşunu gereksiz yere itham ediyorsun ki be adam? Galiba adam, benim onun çayını beğenmeyip, kendi çay evine geldiğimi sandı ama ben oradaki esnaflar, “iş yaptım” diyebilsinler diye bu tarzımı çoğu yerde yapıyorum.

Borçka’dan bir çok defa geçmişimdir ama hiç bu Muratlı yoluna sapmamıştım. Artık o sapaktan sonrasını ben de tüm ekipteki arkadaşlarım da ilk kez gidiyoruz. Tabi bu başta benim eksikliğim, keşkelerimden biri de buydu yıllarca o Macahel’e gidememiş olmak benim en büyük eksiklerimdendi. Şimdi kendimi affettirmem lazımdı. Bunu Ha bu bölgeye gelin aman aman da ne güzel yermiş, koşun koşun demek için değil, bu bölgenin bir çocuğu olarak evet yeşilin kırk bin türlüsünü de görmüş birisi olarak bu Macahel, yani gökyüzüne açılmış bir el içi, Camili merkezli düşünüldüğün de avucunuzu gökyüzüne tutunca camili bilek, ve ona bağlanan köyler Düzenli, Efeler, Kayalar, Maral ve Uğur köyleri ve oralardan gelen dereler, tıpkı bir elin parmaklarını oluşturuyor ve semaya bakan bir eli temsil eden bölge anlamına geliyor.

Burada tek şeritli yol ayrıcalıklı bir yere gittiğinizi yol şeritlerinin sarı şerit olması ile size anlatıyor zaten ve tırmanışa geçiyorsunuz. Aralık geçtiğimiz bir köy ve şu ünlü Acarkent sahipleri  Acar’ların köyü burası. Tam dönüş yolun da buradan birisini araca aldık, Erkan’ın dediği kadarı ile  55 yaşın da birisi, “Ömrüm de ilk defa geçen sene gittim Maral Şelalesine, keşke her gün gidebilsem, insana yaşam hevesi veriyor” diye bahsetti Maral Şelalesinden geldiğimizi söyleyince, hem o yörenin insanı hem de 55 yaşın da ilk kez gidebilmiş ve her gün de gitmek isteyen bir gıptası var için de düşünsenize, gerçekten öyle bir yere gidiyoruz işte!Camili macahel camisi

Zaman zaman yol kenarların da kah fotoğraf çekmek ve çekilmek kah da aracı dinlendirmek için kısa molalar veriyoruz. Fakat yol boyunca bizim hanifta dediğimiz kısaca sizin çilek olarak bildiğiniz dağ çilekleri ile karşılaşıyoruz ve deli gibi onlara saldırıyoruz. Çünkü hanifta zamanı biz de tam bir ay öncesin de vardı, yanı zamanı geçmişti ama buralar da daha yeni olmuş hem de Maral Şelalesi’ne ininceye kadar çevre de hep hanifta var. Rize’nin o çiplak simitlerini Maral şelalesine inerken de hanifta ile birlikte bile yedik düşünsenize ne büyük zevk! (Nerden bileceksiniz tadını bilmediğiniz şeyin zevkini değil mi? Haklısınız!)

Karadeniz’de hangi dağ ya da tepeyi dönerseniz vadiye indiğiniz de sizi farklı yollarla sahile ulaştıran alternatif yollar bulabilirsiniz ama Macahel de durum farklı, gittiğiniz yol, sadece dönüş yolunuz oluyor. Meğer, bin 860 rakımlı o Macahel Kuçuk Yayla geçidi, kış mevsimin de kardan kapanıyor ve oraya kar kalkıncaya kadar ulaşamıyorsunuz! Tabi bu geçmişi de düşünürseniz altı ay boyunca dünya ile irtibatı kesmiş olmak demek, ona göre de yöre halkı ulaşım olmayınca kendi kendine yetebilmeyi bir yaşam haline getirmiş, o nedenle de kendi kültürünü bugünlere ulaştırmayı başarmış. Kuçukyayla geçidine çıkarken Borçka’nın meşhur Karagöl’ünü de uzaktan görebiliyoruz tabi bir yeşil cennette gibi oluyorsunuz ama henüz yaprak açmamış ağaçlar dışın da dağlar, taşlar bile ormangülleri ile donanmış, seyretmeye doyamıyorsunuz!

Tam geçide geliyoruz burada büyükbaş hayvanlar gölgelenmek için daha önce inşaların, turlar vasıtasıyla uğrayıp, yiyecek içecek tedariklerin de bulunduğu bir işyerinin yeni sakinleri olduklarını anlatırcasına o turistik eşya satışının yapıldığı yerdeler. Pandemi yüzünden orası da henüz faaliyete geçmemiş anlaşılan ve birçok yer aynı kaygılarla kapalı maalesef, yol boyunca bunu sık sık yaşadık. Çok güzel yerler evet ama Covid-19 belası yüzünden hiçbir yer de doğru dürüst bir şey yiyip içebileceğiniz yer bulamıyorsunuz! Ha bu geçit, yani  bin 860 rakımlı Macahel Küçük Yayla Geçidi, bir tünel yapılarak aşılır ve Macahel, hiç değilse kış mevsimin de kapanan bu geçit yüzünden Dünya ile bağlantısını koparmamış olur. Evet burada tünel var ama o tüneller, kar kürtlüklerinin erimesi sonucu, dere yataklarında oluşan kar kürtlüklerinden kalan tüneller, tabi bu tüneller de insanların işine gelmiyor!

Küçük yayladan Macahel vadisine doğru inerken ağaçların sakallı olduklarına şahit oluyorsunuz! Şaka değil gerçek, ağaçta sakal mı olur demeyin olur! İnsan da sakal oluyor da ağaçlar da neden olmasın değil mi? Yaşlı ormanlar, ağaçların heybetleri ile zaten size kendilerini anlatıyor. Öylesine korunmuş ve halen korunmak için yırtınan insanların var olduğu bu bölge, bugüne dek gittiğiniz en doğal yerden daha doğal bir coğrafya. Çünkü bu bölgenin insanı yaşamış bu bölgede ve dışarıdan gelip burada dileyen birinin kafasına göre yaşaması mümkün değil tıpkı Kafkas ırkı arı ırkında olduğu gibi zaten onun için bu bölge Türkiye’de ilk Unesco Biyosfer Rezervi oluverdi. Her birerimizin burada yaşayan insanlara, sırf bu tabiatı günümüze kadar doğaya bağlı ve saygılı olarak getirebildikleri için teşekkür borcumuz var, içtenlikle teşekkür ediyoruz.

Turizm açısından önemli yazı tarzları var, nerde kalınır, ne yenir ne içilir gibi bilirsiniz ama insan,  bir geziye çıktığın da en son düşünmesi gereken şeyleri illa da en başta düşünme gibi yanlış algıya hapsedilmiş, gideceğin yer belli ise orada da insanlar var ve o insanlar, seni de sana bırakmazlar! Yani, o bölge de yaşayan insanlar, kendi evlerini birer pansiyona dönüştürmüş ve seni yani o bölgeye giden insanlara diyor ki, “Ben burada yaşıyorum, beni yadırgamazsanız buyurun benim evim de kalabilirsiniz, milletiniz, cinsiyetiniz, kimliğiniz ne olursa olsun buyurun, biz de kalabilirsiniz” diyor, siz daha ne istiyorsunuz?Camili de bir mekan

Yıllarca önce İstanbul Sirkeci’de petrol istasyonu olan bir dostum benden Ayder’de bir gece kalabilecekleri bir konaklama için rezervasyon yapmamı istedi. Yaptım, ailece kalacaklardı tabi, ben de o doğaya uygun Ayder’de bence kalınabilecek tek bir yer vardı ve orada rezervasyon yaptırdım. Misafirler gitmiş Ayder’e, rezervasyon yaptırdığım yeri beğenmemişler, ahşapmış,eskiymiş, tavanları simsiyahmış, “Aaayy burada tahta böcekleri olurrr” tarzı kaygılarla orada kalmamış, dönüp Hopa’ya gitmişler gecenin bir yarısı ve orada bir otel de kalmışlar. Tabi merak ettim, memnun olmuşlar mı diye aradım, bana bu hikâyeyi anlattılar, ondan sonra da zaten bir daha benden rezervasyon isteyen kim olursa olsun hiç kimseye hiçbir yeri önermiyorum! Bunu neden anlattım Macahel’e gidiyorsanız, orası güzelse, orada yaşayan insanların güzellikleridir o gittiğiniz yerler bunu unutmayın diye yazdım, evet siz insansınız da o gittiğiniz yerlerdeki insanlar, insan değil mi? Ne yiyip ne içtiklerini, nerde yatıp kalktıklarını bir gün de sen yesen ve yatsan kalksan insanlığından ne eksik olur? Geziye gittin diye gittiğin yerlerdeki insanları, “ay burası ne güzel yer de” eee, ama insanları şey … mi? “ ne yani, ne demek istiyorsunuz? Bir yere gitmeden önce insan olun, sonra zaten gittiğiniz yerlerdeki insanlara da kendinize duyduğunuz kadar saygılı olun yeter! Takarım sizin “turistik” havanıza!

Camili, Macahel merkezi yani bucak ve buraya bağlı Maral köyü zaten yedi kilometre mesafe de bir yer. Bizim önümüz de bir bursalı yani 16 plakalı bir araç vardı, girmiş bu yola yollar toprak yola dönüşünce çekinmiş ve maral şelalesine çıkmadan geriye dönmüş. “Ne oldu, sorun mu var” diye sorduk, “yolları çok bozuktu o nedenle geri döndük” dediler. Üç kişilik bir aile, belli ki toprak yolda araç sürmemiş ve yoldan korkmuş geri dönüyorlar.  Oysa yol gayet de güzel ve her türlü araçla çıkılabilecek bir yol evet asfalt değil, evet stabilize de değil ama gidilebilir bir toprak yol, burada taş olur, yağmur suyunun etkilediği yer olabilir ama burada yaşam düzenlenmiş değil, olduğu gibi yaşamdır! 

Ve geldik Maral köyüne, geldik derken çıktık. Bize göre vahşi doğa, yani balta girmemiş ormanlar, evler, mahalleler, pansiyonlar ama mesela böylesi bir doğa da tavuklar, özgürce dolaşabiliyor! Bu nasıl olabiliyor, buna anlam veremedim. Yani çakal, tilki yok, kartal, doğan yok ve tavuklar, özgürce otlanabiliyor. Ana yoldan kısa bir patika yolumuz var yürüyoruz zaten orman içindesin ve şelalenin sesini bile duymuyorsun. Merdivenlerle inilebilen yerlere geliyoruz, Devlet, işi bilen köylüler yerine kendi bildiği ustalara ahşap merdivenler yaptırmış ama burada hangi ağaç yaşar, hangisi yaşamaz diye bakmamiş ve merdiven olarak döşenen o ağaç basamaklar, çürümüş ve yok olmuş. Yani insan masrafa yazık diyor, neyse basamaklı basamaksız merdivenlerden indikçe iniyoruz ama manzara güzel olunca merdivenleri umursanmıyoruz.

Maral şelalesi yani aslında Macahel Şelalesi, oranın adı Maral şelalesi değil de Macahel şelalesidir.Sırf “ben,been, beeen”ler öne çıkarılmak istendiğinden hangi köyde ise adı odur mantığı ile köyün adı ile anılır Maral şelalesi denmiş, ne denirse densin orası Macahel şelalesidir. Gördük nihayet, enfes bir yer,tam karşısında bir çay ocağı ve küçük bir işletme ve şelale terası denebilecek bir yerden ilk kez görüyoruz bu şelaleyi. Enfes görüntü. Orada aynı köyden gençler var,o çay ocağı dediğimiz yer de , “var mı çay” , “yok abi” denilince, “o zaman biz geldik, bir çay demleyin, biz şelaleye inip çıkıncaya kadar da hazır olsun” , “tamam abi” dediler, biz şelalenin altına indik. Tabi yine merdivenler, dik mi, dik ama eğlenceli, yormayan merdivenlerle indik şelaleye ve o esintiler de ıslandık. Faal müdür, tam şelalenin altın da kayalardan kaydı, nerdeyse suya gömülüyordu ya Allah’dan ben el uzattım da kurtuldu!


Şelaleler bizim bölgemiz de hemen hemen her yerde vardır, küçük büyük ama şelaledir. Mesela burası için 64 metreden dökülen tek eğimli şelale deniyor ya, iyi de mesela burayı görmeden bizim Araklı’nın Çatak’ta var olan ama bilinmeyen Asmasuyu şelalesi de 75 metre tek eğimden dökülen bir şelaledir. Yani şelale boyu yarıştırmanın bir anlamı yok ama gördüğüm en düzgün, en keyifli seyri ile görselliği ile hatta altında yüzüle bilirliği ile en mükemmel şelale Macahel yani Maral Şelalesi. Bu tarz şelalelerin altın da yüzmek ne derece doğru tabi doğru değil  64 metreden, 75 metreden düşen şelale, ufacık bir taş parçasını da getirse bir insan yaşamına mal olabilir. Aynı şey Çayeli’ndeki ağaran şelalesi için de geçerli tabi O nedenle şelaleler altın da yüzmek çok riskli ve tehlikeli deneyimler olur, bunlara gerek yok, risk almadan gezmek varken risk alarak gezmelere gerek yok!macahel maral şelalesi merdivenleri

Şelalenin altın da bir süre kaldık, tekrar o teras denilen yere gelip çaylarımızı içtik ama acıkmışız da ama yiyecek bir şey yok. Orada görevli aynı köyden olan gençler, “kavrulmuş fındığımız var abi, bizim ikramımız olsun” diyerek kabuklu kavrulmuş fındık ikramında bulundular. Biz de onlara ısrarla  “neden bir muhlama yok” mesela dedik ama “covid-19 nedeni ile daha yeni açılıyoruz, zaten gelen giden yok o nedenle o tarz bir şey şimdilik yapmadık” diyorlar. Biz sadece çay içip ayrıldık oradan ama biz dönerken bir tur minubüsü şelaleye doğru gidiyordu. Ha şelaleye giriş ücreti var mı o da yok, daha önce olmuş ama şikayetlere konu olmuş o nedenle kaldırmışlar ama olmalı. Orada o gençler, hizmet veren insanlar o köylü gençler ama gelenin bıraktığı çöpleri topluyor, orada bir amme hizmeti veriyorlar adeta, yani köy muhtarlığının aracılığı ile hiç değilse bir giriş ücreti öyle yerde olmalı. O hizmet yapan yani merdiveleri devlet bir defa yaptı çıktı o merdivenler olduğu gibi mi kalıyor, oradaki insanlar merdivenleri yeniliyorlar. Emek veren insanlar, sadece çay satarak avunmamalılar. Bu güzel şelaleden ayrılırken tekrar daha geniş zamanlı gelmeyi umarak ayrılıyoruz.

İyi ki o çıplak Rize simitlerinden almıştık, gün boyu bizi onlar ayakta tuttu dersem yalan olmaz, o gün hiçbir yer de bir açık yer bulup bir şeyler yiyemedik, özellikle Camili de belki olur dedik ama gözümüze görünen öyle bir yer olmadı. Camili cami önündeki beyaz duttan yedik, helal mi haram mı bilemedik ama soracak kimseler de yoktu. Ahşap camiyi gezdik, ardından da “vakıftır” diyerek cami önün deki dut ağacından nasiplendik. O dut ağacını diken insanlar, yaşıyorlarsa Allah sağlık ve sıhhat versin vefat etmişlerse de Allah rahmet eylesin ve mekanları cennet olsun! Onca yoldan ara vermeden Ardeşen’e kadar aç, sususz geldik Ardeşen’de yol kenarındaki Belediye tesislerin de ne bulduysak yarımız kavurma yarımız köfte ile günü yemeğini yiyebildik. Ama güzel bir gezi ve güzel bir final yaptık, mutlu olduk kısaca, umarız sizler de gezer ve mutlu olursunuz!

Macahel havzası ya da camili havzası ile ilgili internet siteleri hatta kitaplar yazılmış, onlardan bazılarından derlediğimiz bilgileri de aşağı da sizlere sunuyoruz. Bunlardan biri “Sürdürülebilir Kalkınma Eĝitimi için Biyosfer Rezervleri: Camili’de Yaşam Mısır Ekmeĝi, Yoĝurt ve Bal…

Camili havzası yani Macahel için ne diyorlar;

Camili Havzası, sahip olduğu biyolojik çeşitlilik değerleri ve doğal kaynakları ile kültürel ve tarihi zenginlikleri nedeniyle mülga Çevre ve Orman Bakanlığı ve UNESCO Türkiye Milli Komisyonu işbirliğin de gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda 29 Haziran 2005 tarihinde 25,258 hektar büyüklüğündeki alanı ile UNESCO tarafından Biyosfer Rezervi olarak ilan edilerek, Dünya Biyosfer Rezervleri Ağı’na dahil edildi ve Türkiye’nin ilk biyosfer rezervi olarak kendisinden sonra gelecekler için ilham kaynağı oldu.

Camili Havzası’nın biyosfer rezervi olarak ilan edilmesi, bölgede, biyolojik çeşitliliği korumak, bozulmamış ekosistemlerin devamlılığını sağlamak, doğal sistemler ve bu sistemlerin zamana bağlı değişimlerini öğrenmek, geleneksel arazi kullanım biçimlerini izlemek, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımına ilişkin bilgileri paylaşmak ve doğal kaynakların yönetimindeki sorunların çözümünde işbirliği yapmak anlamına gelir.

Yaşlı Ormanların İçinde Yaşam
Kendilerini “Macahel Ekibi” olarak internet ortamında tanıtan yerel grup, amaçlarını “bitki örtüsü ve el değmemiş bir ekosisteme sahip orman zenginliği ile ağırlıklı olarak bilim çevrelerinin bildiği yöremizi ve genetik özellikleri bozulmamış saf Kafkas arısı ve Macahel Balı’nı tanıtmaktır” şeklinde açıklıyor (www.macahel.com). “Camili Havzasında organik tarım yaşamın bir parçasıdır” diyen Macahelliler, arıcılık faaliyetlerine büyük önem verdiklerini ve havzada arıları olumsuz etkileyebilecek
Hiç bir şeye köy halkı tarafından izin verilmeyeceğini vurguluyor ve sözlerini şöyle tamamlıyor: “Organik tarım için kimyasallardan uzak bir üretim şekli bile yeterli değildir. Üretimin yapıldığı yerin çevresi de çok önemlidir. Kirliliğin olduğu bir yerde sağlıklı ürünler yetiştirmekten söz edilemez. Sanayi bölgelerinden uzak ve Karadeniz’in en doğusunda, yaşlı ormanların içinde yapılan tarımsal üretimden bahsediyoruz. Kirlilikten dolayı nefes almakta güçlük çeken bir dünyada, insan müdahalesinden çok az etkilenmiş ormanlar içinde bir yaşam düşünün...! 

Orası Camili”. Ekoturizm, Karçal Dağları’nda yaşayan insanlar için doğayla uyumlu kırsal kalkınmanın bir diğer aracı. Bölgenin doğal ve kültürel zenginlikleri giderek artan sayıda ziyaretçinin ilgisini çekiyor. Bu ilgi, sürdürülebilir bir geçim kaynağına dönüşüyor. Konuksever yöre halkı, şirin yayla evleri, yöresel yiyecekler, vahşi doğa ve renkli folklor. 

Mimar Mahmut Zeytinci’ye göre, Camili Havzası gibi kırsal yerleşimlerin bundan sonraki gelişimi için bir master plana ihtiyaç var. Var olan konutların kullanımı, yeni yapılacak yapıların konumu ve yapım yöntemi, enerji kullanımı ve bölgenin tüm ulaşım ağı bütüncül bir anlayışla planlanmalı diyen Zeytinci’ye göre kendiliğinden gelişecek yapılaşma ve kullanım biçimleri, geri dönüşü olmayan sorunlara yol açabilir. Öncelik var olan konutların işlevsel hale getirilmesine, ısı yalıtımına ve uygun enerji kullanımının sağlanmasına verilmeli ve yeni yapılaşmaya sınırlama getirilmeli; güzel ve kullanışlı yapılaşma için basit ve doğal malzemeler kullanılmalı.

Zeytinci; “Bu bölge yalnızca ender bulunan bitki ve hayvan varlığıyla değil yaratacağı yeni ve sürdürülebilir doğal yaşam biçimiyle de örnek olmalı. Üzerinde yaşayanların benimsemeyeceği ve mutlu olmayacağı hiçbir proje sürdürülebilir olamaz; konut bu mutluluğun başladığı yerdir; yüzyıllardan bu yana kendi kendine yetmiş olan bölge bundan sonrada yaşanabilir bir yer olmalıdır” diyor.

 Sınır Ötesi İşbirliḡi İmkanı Karçal Dağları, son yıllarda dünyada giderek yaygınlaşan ve teşvik gören sınır ötesi işbirliği açısından da ideal bir coğrafi konuma sahip. Türkiye ile Gürcistan arasındaki sosyo-kültürel yakınlık ve uyumlu ilişkiler de bunu destekleyici yönde. 

Sınırın bu tarafında Camili Havzası Türkiye’nin ilk Biyosfer Rezervi olurken, Gürcistan’da da resmi kuruluşlar ile WWF Kafkasya Program Ofisi arasında yıllardır devam eden ortak çalışmalar sonucunda Camili’nin hemen karşısında Gürcistan’da Machakhela Milli Parkı ilan edildi. Aynı coğrafya içinde amaçları ve hedefleri ortak olan bu çabalardaki en önemli eksiklik, iki ülke arasında paylaşılan bu ortak değerler ile sorunların bütüncül bir yaklaşım ve işbirliği içinde ele alınması. Camili’nin dağlarında bir o yana bir bu yana gidip gelen çengelboynuzlu dağkeçileri, urkeklikler ya da ladin kabuk böcekleri sınır tanımıyor... 

Bu durum ister istemez “sınır ötesi koruma alanı” fikrini akla getiriyor. Doğa korumada sınır ötesi işbirliğinin, hem doğa koruma politikaları hem de korunan alan düzeyindeki yararlarına işaret eden WWF Kafkasya Program Ofisi Çevre Koruma Müdürü Nugzar Zazanashvili şöyle diyor: “Bu tür alanlar, sınırın iki tarafında doğa koruma politikaların uyumlulaştırılmasını sağladığı gibi, uluslararası yardım kuruluşları için de cazip bir konudur. İki tarafın yetkilileri arasında ortak bir tema oluşturur; ilişkilerin güçlendirilmesini sağlar. Sınırın iki tarafındaki görevliler, ortak hedeflere göre hareket ederek, yasadışı avlanma, doğal ürün ticareti gibi eylemlere karşı daha etkili mücadele edebilir. İşbirliği için gerekli iletişim hızlanır; bilgi ve uzman değişimi kolaylaşır. Dolayısıyla etkin bir doğa koruma sağlanmış olur” (Kalem, S.).

Camili Biyosfer Rezervi Vizyonu
Doğal ve kültürel değerlerin korunması ve sürdürülebilir kullanımında yöre halkının ve ilgi gruplarının bilinçli ve etkin sorumluluk aldığı örnek bir yönetim yapısına sahip, ulusal ve uluslararası ölçekte tanınan Camili Biyosfer Rezervi’ne ulaşmak.
Kültürel Değerleri
Camili bölgesi, çeşitli dönemlerde Bizans,Selçuk, Moğol, Osmanlı İmparatorlukları ile Rusların, Gürcülerin yönetiminde bulunmuş ve nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetimi altında bulunmaktadır. Camili Havzası’ndaki dikkate değer arkeolojik ve tarihi kalıntılar Efeler Köyü girişinde bulunan Kemer Köprü, Maral Köyü’ndeki İremit Camii, Uğur Köyü’nde bulunan kilise ile Tamara Köprüsü ve iki eski hapishanedir. Halkın yıllarca izole bir yaşam sürmesi nedeniyle köylüler, günlük yaşamlarında, köy evlerinin ve ek yapılarının mimarisi ve yapılış tarzında, kullandıkları alet ve malzemelerde eski gelenekleri muhafaza edebilmişlerdir. Geleneksel halk dansları ve halk müziği kültürü halen bölgede yaşıyor. Köylüler geleneksel şarkılarını gelecek kuşaklara aktarmak ve muhafaza edebilmek amacıyla Çoksesli Yaşlılar Korosu’nu kurmuşlardır.

Rekreasyonel Değerleri
Camili, geleneksel bir yaşam tarzına ve bozulmamış bir çevreyle tanışmak isteyen ziyaretçilere eşi bulunmaz güzellikler sunuyor. Turizm yöre insanına maddi yönden katkı sağlamakla birlikte, aynı zamanda insanların sahip oldukları değerlerin farkına varmasına yardımcı oluyor ve yerel koruma faaliyetlerine katılmalarını özendiriyor.

Biyolojik Çeşitlilik Değerleri
Camili Biyosfer Rezervi, rakım farkına (350 m-3500 m) dayalı olarak ortaya çıkmış olan çok değişik tür ve ekosistemleri içerir. Koruma önceliğine sahip değerleri ise; doğu ladini (Picea orientalis), doğu kayını (Fagus orientalis), kestane (Castanea sativa), ve Kafkas ıhlamuru (Tilia rubra ssp. caucasica) gibi doğal yaşlı ve karışık ılıman kuşak yağmur ormanları, alpin ve subalpin ekosistemler, sucul topluluklardır. Camili Biyosfer Rezervi’nde 23’ü endemik 990 adet bitki türü yayılış gösterir.Camili Biyosfer Rezervi insan etkisinden uzak kalmış bir fauna çeşitliliğine sahiptir. Koruma önceliği olarak özellikle önem arz eden fauna türleri genetik olarak saf olan Kafkas arı ırkı, boz ayı (Ursus arctos), çengel boynuzlu dağ keçisi (Rupicapra rupicapra), dağ horozu (Tetrao mlokosiewiczi), Kafkas engereği (Vipera kaznakovi) Kafkas semenderi (Mertensiella caucasica), kırmızı benekli alabalık (Salmo trutta macrostigma) ve göçmen yırtıcı kuşlardır.

Macahel ;
Hikayeyi eski bir Macahelli, “Saklı Cennet Macahel” kitabının yazarı Avukat Haydar Zengin şöyle anlatıyor:
“Macahel, ülkemizin başka bir yöresinde rastlanmayan tamamen kendisine özgü, özel bir coğrafi ve siyasi yapıya sahiptir. Yükseklikleri iki bin metreye yaklaşan geçit dışında üç bin metreyi aşan dağlardan başlayan vadiler ve o vadilerin havzalarında toplanan akarsular, Camili köyünde tek bir vadi ve ‘Macahela’ adını alan yine tek bir dereye dönüştükten sonra, Karadeniz’e doğru uzanan bir görünüm sergiler. Diğer bir deyişle, Macahel coğrafyası, bilek kısmı Camili köyünde olan, parmakları dağlara doğru uzanan, avucu göklere dönük açık bir eli, parmaklar arası vadileri ve parmaklar da vadiler arasındaki dağları ve tepeleri temsil eder konum ve görünümünü çağrıştırır. Gürcü dilinde insan eline ‘Heli’ ve bileğe de ‘Maca’ denilmektedir. Bu iki kelimenin birleşiminden de, az önce değindiğim coğrafi yapıyı çağrıştıran, ‘Macahel’ isminin ortaya çıktığı söylenmektedir. ” (Zengin, H.).

Güncelleme Tarihi: 03 Temmuz 2021, 00:11

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.