16 Aralık 2017 Cumartesi

Dağlardaki su deposu; Horoz gagası

Mallık ve tosunluk, birbirlerine kur yapan sevgililer gibi sesleniyorlar ama birbirlerine ne dediklerini açıkçası anlayamıyoruz! Hava biraz değişiyor, rüzgar çıkıyor. Biz araçtan daha küçük tüpümüzü çıkarmadan hava şartlarının burada çay içmemize izin vermeyeceğini anlıyoruz ve bu fikrimizden vazgeçiyoruz

21 Mayıs 2014 Çarşamba 03:52
Bu haber 7334 kez okundu
Dağlardaki su deposu; Horoz gagası
 M. Kemal AYÇİÇEK - Bayburt

Küçük Pamuktaşa çıkmaya karar verdiğimiz de günü yarılamıştık. Havaya şöyle bir bakıp, bizi planımızdan çevirecek kadar bir olumsuzluk görmeyince kahvaltı sonrası “keyif çayını evde içelim” teklifini geri çevirdiğimiz Nuri, “ O zaman tüpü de alalım, Guycuklar da içeriz çayımızı” dedi. Bu teklifte hem benim hem de Necati’nin hoşuna gitti. Çatak’tan aldığımız hazır köfteler ve et var gerçi ama zaten yolumuz çok uzun da değil hem mangal için de hazırlık ve zaman gerekliydi. Izgaraya harcayacak zamanımız olmazdı, bunun için bir hazırlık da yapmadık. Apar topar atladık aracımıza ama Nuri, dağ bayır tanımayan jeepini satmış, onun yerine daha kibar bir BMW almış, onunla dağ yoluna çıkıyoruz.

horoz gagası

Dağ dediysem öyle çok yüksek rakımlı bir yer değil, o köye yani Pamuktaşa adını veren, beyaza çalmış gri kayaların belki pamuk yükünü andırmasıyla akla gelmiş ve Bayburt’un Ermene yerine geçecek bir güzel isim olmuştu Pamuktaş köyü için. İki Pamuktaş var yan yana, birine Küçük pamuktaş, diğer, ne de Büyük Pamuktaş deniyor. Biz büyük Pamuktaşa değil ama kırk yıl önce çocukken çıktığımız küçük Pamuktaşa çıkıyoruz. O kırk yıl önce çıktığım insanlardan birçoğu şimdi hayatta değiller, biz de orta yaşlılar olarak gidiyoruz. Mejdefendilerin (Mecitefendiler) mahalleden Sorunluya doğru çıkıyoruz.Bu yolu yıllar öncesiydi, buğday yüklü bir kağnı üzerinde inmiştim Cemil'le birlikte, onların köyün koyunları tarafından yenmiş buğday bağlarını taşıyorduk. Rahmetli Gedime abla da gece karanlık basmış, 'neden gelmedi bunlar'diye teleşlanıp, bizi karşılamaya gelmişti. Çevre de ilk dikkatimi çeken rengârenk küçük kuşlar, daha önceleri hiç bu kadar farklı küçük kuş görmemiştim. Bir kaçına fotoğraf çekmeye çalışıyoruz ama araç sürücüsü bizim eski jeep şoförü Nuri olunca makinalarımızın biraz, parmaklarımızın ne demek istediğinden anlayamıyor! Şöyle adam akıllı, güzel bir kuş fotoğrafı çekemiyoruz! 


Aracın altı vurmasın diye bir iki darbe yiyince iyice yavaşlıyoruz, aheste denilen havada tırmanıyoruz o yokuşları ve tam Guycukları gördüğümüz düzlükte de araçtan inip bu kez yaya olarak devam ediyoruz yolumuza. İki binlerin üzerindeki bir rakımdayız ama yolumuz düz, nefes nefese kalmamak için de ağır adımlarla yürüyoruz küçük Pamuktaşa doğru. Fakat görmelisiniz bir bitki koleksiyonundayız sanki, ufacık tefecikte olsa, baharın gelişiyle boylanmaya başlamış bitkiler arasında kah abam ekmeği dediğimiz (Madımak), bizim yemlik olarak bildiğimiz (sakız otu), yine bizim Guguvak dediğimiz (mantar), yayla çayı ve horoz gagası veya gelin tırnağı (Annem, 'Gelin parmağı'dır o" diyor)  dediğimiz Latince adı ile Jovibarba globifera’ya  ve çok sayıda çiçeklere rastlıyoruz. Orada anlıyorum o kırk yıl önceki gidişimiz de yine o horoz gagalarını oradan hatırladığımı. Onca yıldır, birçok yere gitmiştim ama Horoz gagasını Küçük Pamuktaştaki gibi görmemiştim. Çocukken Büyük Pamuktaşa da gitmiştik, aynı rakımda sayılırlar, bu sefer gidemedik ama aynı floranın yani bitki çeşidinin orada da olacağından kuşkum yok! 
küçük pamuktaş

Bitkilerle ilgili yazılar pek kolay değildir. Biz yerel anlam da halk arasındaki kullanılan bitki isimlerini dillendirirken, botanikçiler bu bitkilerin bilimsel isimlerini bilirler. Botanikçilerin verdiği isim Jovibarba globifera olsa da Avrupa’daki yayınlar da da tırnağa benzetildiği için olacak bizim Horoz gagası veya Gelin Tırnağı dediğimiz bu bitkiye onlar da halk dilin de “başparmak tırnağı” diyorlar. Dağcılar ve belki de çobanlar, bu ojeli gelin tırnaklarını andıran bitkileri yedikçe susuzluktan korunuyorlar. Biz de bol bol yiyoruz bu çocukluk meyvemizden hem de doyasıya. Zaten gezi dönüşü Anneme bunu anlatırken, “kes anlatma yeter, anlatacağına biraz da bize getirseydin ya!” diye haklı bir tepki verdi. O bizden iyi biliyordu Horoz gagasının tadı ve lezzetini, hele de susamışsanız tabi.


Su dolu yapısıyla Sukulent diye tabir edilen etli çiçekli bitkiler ailesi Crassulaceae türlerinden sayılıyor bizim Horoz gagası veya gelin tırnağı. Batılı kaynaklarda yetiştiği yerler Doğu ve güney Alpler, Karpatlar ve Arnavutluk'un kuzeyindeki güney batı Balkanlar olarak geçiyor. Haziran'dan Ağustos'a kadar çiçek açan ve kendiliğinden doğa da yayılan çok yıllık bitki. Bu türler deniz seviyesinden 1,100 - 2,200 metre (3,600-7,200 ft) yükseklerde kayalık bölgeler de ve dağlar da bulunuyor. Tabi aslında şehirlerde çocukların arberetum denilen botanik park ve bahçeler de bile göremeyeceği bu tarz bitkilerin kendi doğal ortamlarında görülmesi, tanınması ve yaşanması, her şeyi görerek, dokunarak ve belki yiyerek büyümesi, eşsiz bir deneyim olur. Keşke imkânı olan okullar da öğrenciler, bu tür yerlere kültür gezileri düzenleyebilseler. Baksanıza ben bu ortamı görünce tam kırk yıl öncesine dönüverdim, horoz gagalarının birinden diğerine geçişim bile bana büyük heyecan veriyordu. 
horoz gagası

Küçük Pamuktaş ’ta iki saat kadar kaldık, insanın ayrılası bile gelmiyor. Hava biraz değişiyor, biz küçük Pamuktaşa giderken topladığımız mantarları ayrı ayrı yerlerde toplamıştık, yanımızda bir poşet olmadığı için üzerimden montumu çıkarıp, ters çevirip mantarlar için onu poşet olarak kullanıyoruz. Guycuklardaki kurunun yanına gitmeden uzaktan seyrediyoruz, köyün önce mallığı ardından da  tosunluğunun ayrı ayrı su için kuruna ilerlediğini. Kurun (Hayvanların birlikte su içebildiği büyük yalak)a biraz mesafeden büyükbaş hayvanların su içtikten sonra kurundan ayrılmasını izliyoruz.



Mallık ve tosunluk,(Mallık ve tosunlu:Köyün sığır ve tosunları ayrı ayrı birer çoban tarafından otlatılır.Bunların genel adıdır, 'Mallık ve tosunluk') birbirlerine kur yapan sevgililer gibi sesleniyorlar ama birbirlerine ne dediklerini açıkçası anlayamıyoruz! Hava biraz değişiyor, rüzgar çıkıyor. Biz araçtan daha küçük tüpümüzü çıkarmadan hava şartlarının burada çay içmemize izin vermeyeceğini anlıyoruz ve bu fikrimizden vazgeçiyoruz. Zaten esen rüzgar da öyle bizim sahillerdeki esintilere benzemiyor, resmen dağdan kovarcasına sert ve ıslık çalarak esiyor. Çaresiz araca binip, geriye dönüyoruz. Orada içemediğimiz çayımızı Nuri’nin köyde “Nuri beyin konağı” diye adlandırılan evinde içip, Akşar’a doğru yola koyuluyoruz. Küçük Pamuktaş ‘ta topladığımız doğal mantarları (Guguvak) Bayburt’ta yeğenlerimizle akşam yemeği yapıyoruz. 

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    ANKET Sonuçlar Tümü

    ?Karadeniz denince aklınıza gelen yer neresidir?

    EN ÇOK OKUNANLAR

    BUGÜN

    BU HAFTA

    BU AY

    EN ÇOK YORUMLANANLAR

    BUGÜN

    BU HAFTA

    BU AY

    SAYFALAR

    e-gazete

    ARŞİV