Geleneklere değil sevgiye odaklandık!

Gelinin çiçeğini Didem Çelik'in kaptığını da yazmıyorum, çünkü o çiçeği gelin attığında ilk kez Sefa kaptı, sonra "bu sayılmaz" diyerek, küçük olduğu için babası , "evlendiremem ben onu, alın elinden" diye bağırınca, bu seromoni tekrarlandı ve didem o zaman aldı ama yine de ben bunu yazmamış oluyorum tabi

Geleneklere değil sevgiye odaklandık!

  M. Kemal AYÇİÇEK 
 

www.karadenizolay.com (özel)-“Bir insanı kırk kişi sever bir kişi alır” diye bir söz vardır hani, “Her seven sevilenin boy aynasıdır. Sevmek sevilenin o aynaya bakmasıdır” der ya  Özdemir Asaf, Gelenek ve göreneklere sanki saygısızlık etmişcesine bir eyleme, bir düğüne adım atıyoruz. Aynı ülkenin insanı ama farklı yörelerin çocuklarının birbirlerini “sevmiş” olmalarına saygımız adına, Geleneklere değil de sevgiye odaklanarak Trabzon’un kızını, Kırşehir’in delikanlısına verdik. Onun hikayesini paylaşayım istedim.
Evlilik, öyle çok basit ve hemen hoppala sıya yapılacak bir olay değil elbette.özellikle yaş, sosyal ve ekonomik denklikler gözetilir. Kız ve erkeğin seçiminde soy ve sülalenin araştırılmasına özen gösterilir. "Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al" , "Kız anadan öğrenir bohça düzmeyi, oğul babadan öğrenir sohbet gezmeyi" sözleri bunun belirtisidir dense de mesela ben bir büyüğümden duymuştum, “kız istersen eğer, o evde ilk önce canlı çiçeklere bak, bakımlı ve diri iseler, çekinme o evin kızını iste” diye. oğlum için kız  istemeye  gidersem (tabi oğlum bana bu işi bırakırsa) o evdeki canlı çiçeklere bakacağım, eğer çiçekler bakımlı ise, sararmamış, solmamış ve çiçeği mutlu görürsem kız ailesi hakkındaki kanaatim olumlu olur. Onun için başkalarına sorma veya araştırma gereği bile duymam!

 

Vikipedi’deki ifadesiyle Gelenek , “bir toplumda, bir toplulukta çok eskilerden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlar.
Gelenek kavramına sosyal bilimlerin farklı alt disiplinlerinin yaklaşımları ile geleneksel toplumların yükledikleri anlamlar arasında hem benzerlikler hem de farklılıklar bulunur. Sosyal bilimler geleneğe toplumların yaşadıkları coğrafya, iklim vb. gibi dışsal koşullara uyum sağlamak amacıyla türetilmiş, beşeri kaynaklı "inşa"lar, "icat"lar olarak bakarken geleneksel toplumlar kendi geleneklerinin kaynağını "mit"sel atalar, kahramanlar ve Tanrı gibi kutsal da görürler. Sosyal bilimlerde daha fenomenolojik bir yaklaşımla gelenekleri salt işlevsel özellikleri yönüyle görüp kökenlerini bu işleve bağlayan açıklamaların yanı sıra, gelenekleri belirli bir anlam bütünlüğünü yansıtan fenomenler olarak değerlendiren yazarlar da vardır. Her ne kadar bu yazarlar da geleneğin kaynağını kutsalda görmemekteyseler de onun sadece işlevsel boyutuna indirgenemeyeceğini iddia etmişlerdir. (bkz. Claude Levi Strauss)Özellikle Avrupa'da aydınlanma çağı sonunda gelişen Tarih anlayışı ve Tarihselcilik perspektifi geçmişe ilişkin (ve günümüzdeki de) her düşünce, anlayış (konsept) ve tavrın kaynağını dönemin diğer olgularının bütünselliği içinde aramak yönünde bir eğilimin gelişmesine yol açmıştır. Aydınlanmanın kaynağı evrimci görüşe kadar giden ilerlemeci tarih perspektifini de geçerli kılan bu perspektif sosyal bilimlerde hakim görüş olarak varlığını sürdürmektedir.

Gelenek üç bağlamda ele alınabilir. ilki geçmiş yaşam biçimlerinin içinde yaşanılan ana taşıdıkları maddi ve manevi değerler bütünüdür. bu sosyolojik anlamda en fazla rağbet gören izahtır. Beşeri düzlemde toplumu tüm dinamikleri ile inşa eden güçtür.ikincisi ise geleneğin özünü teşkil ettiği ifade edilen kutsalla olan ilişkiden dolayı geleneğin zengin ve kutsal değerler içeren köklü yanıdır ki, bu anlamda gelenek ilkinden farklı olarak hem fenomenolojik hem de ilahi bir yön taşır. bu sosyolojik ve beşeri anlamından çok daha farklıdır.

üçüncüsü ise geleneğin postmodernist yaklaşımlarla ele alınmasından kaynaklanan aletsel, işlevsel yani kullanıma açık madde yönüdür. Bu anlamıyla gelenek bir anlamlar birikimidir (deposodur). Kendisinden her bakımdan yararlanmaya açık bir hinterlandtır. bahsettiğimiz yönü geleneğin dışsal-formel yönüdür ki sanat ve edebiyata tesir eden bir başka yön de budur”

Sırf gelenekler ve göreneklere bağlı kalınsın diye mesela, “sanki yakında biri yoktu”, “güya niye şiye (tanıdık bir isim) vermedunuz”, “uzağa kız verilir mi?”, “felancılar(!) istedi, vermedunuz kızı da gidup Kırşehirliyi nerden buldunuz”, “deden, uzağa kız mı vermişti?” “beşik kertmesi değil miydi, ne oldu da olmadı?”lara kulak asmak, iki insanın sevgisine saygısızlık değil midir? “Gönül ferman dinlemez”’i de atlamadan tabi. Evet, Ezoterizm aynı zaman da bu  örf, adet,anane ve mitoloji ile eş anlamlı olmamasına rağmen o alanlardaki derin bilgileri de kapsayan bir ifadedir. Yani gelenekçilik bu. Biz bölgemizde bu geleneksel anlayışı, çoğu zaman araziler bölünmesin diye bir de geniş aile kültürü içinde algılayıp, sürdüre geldik. Ancak, yeni kuşak, gelenek ve göreneklerden, örf ve ananelerden daha çok, mutlu bir yaşamı, kendisi adına  başkalarının görüp, beğenip önermesi yerine sevdiğine kavuşmayı, “Ferhat ve şirin”lik sayıyor. Belki “Leyla ile Mecnun” devrini, günümüzdeki teknoloji ürünleri sayesinde fazla çile çekmeden doğrudan yaşayabiliyor. 

Kızımın gönlünde birinin olduğunu Annem, ağabeyim ve kardeşlerimi bir kenara çekerek, ablamın evinde söylediğinde, hiç tepki vermedim. Biraz da farklı bir inanışım var, ilk anda topu o inanışa, yani tabiatların uyumuna attım. Eğer varsa ki ben bunu tüm sevenler için öneriyorum ve bence nikah memurlarının öncelikli alanı olması gerekir, önüne gelen evliliklere öncelikle tabiat uyumluluğu ilkesine bağlı kalma koşulu getirmeliler. Kalkıp, bile bile  ters tabiatları taşıyan insanların evliliklerine izin vermek, o evliliklerin boşanma ile sonuçlanmasını daha ilk başta kabullenmektir bana göre ve bu sosyal faciadır. Tabiat çatışması olabilecek “sevda”ların mutlaka, kız veya erkek tarafından bir menfaat ve çıkar için istendiği kolaylıkla anlaşılabilir, buna izin verilmemelidir. Bunu resmi nikahları kıyan memurların özellikle bilmesi ve de bu yönde gerekirse bir yasa ile daha başlamamış olan, sakat evliliklerin önüne geçilmelidir. Nitekim, ben kızımı istemeye gelen delikanlı için hiçbir araştırma yaptırmadım, sadece samimiyetini salt o tabiat uyumunda aradım ve farklı kültür ve geleneklere bağlı olsa da onların sevgisine saygımız gereği, gelenek ve görenekleri ikinci plana atarak ailece karar verdik. Nitekim, “İnsan, inandıklarıdır” der Anton Çehov.

Hani, “Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra.” der ya  Mevlâna Celâleddin-i Rûmî. Büyüklerimize saygı adına gösterdiğimiz bağlılık, onları kırmamak adına yaptığımız fedakarlıklardı geleneklerimiz. Oysa zaman hızla değiştiriyor dünya’yı, buna uyumlu olmamak, artık Dünya’ya ayak uydurmamaktan başka anlam kazanmıyor. O nedenle Geleneklere değil, Sevgiye odaklanarak baktık kızımızın evlilik olayına.. “Aşk köprü kurmaktır, insanlar köprü kuracaklarına duvar ördükleri için yalnız kalırlar” der Isaac Newton. İşte biz o köprü’nün kuruluşuna el verdik saydık kız vermeyi. “Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki; bir bütün olarak içimize sığmaz. sevdiğimiz insana doğru karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey; kendi sevgimizin çarpıp geri dönüşüdür. bizi gidişten daha fazla etkilemesinin, büyülemesinin sebebi ise, kendimizden çıktığını fark edemeyişimizdir” Marcel Proust

Farklı illerin çocukları, Trabzon ve Kırşehir’in düğün geleneklerinin tam olarak uygulanamadığı bir düğün olsa da bazı geleneklere yer verilmedi değil. Mesela gelinin eve gelişi sırasındaki testi kırılması olayı da güzeldi. Sağlam bir testi ama içinde de su var. Gelinin göremeyeceği bir yerden saklanmış bir kişi içinde  su bulunan testiyi gelinin ayağının ucuna isabet ettirecek şekilde attı, ilkinde testinin ağzı,ikinci denemede ise tamamı kırıldı ve tabi içindeki su gelinin duvağını ıslattı. (Testiyi bu şekilde isabetli atmak beceri gerektirir ki bunu işi bilen kişiler yapmalıdır). Ayağının ucuna testi düştüğünde gelin biraz korkar, zaten amaçta budur “bu evde adımlarına dikkat et” anlamına gelir. Sonra kaynana, hem gelin ve hem de damadın ağzına birer parmak bal verdi. Ardından Fotoğraflarda bakın iki fakülte bitirmiş ve Ankara'da doğup, büyümüş  damadın bir el hareketi var, annesinin gelenekler adına yaptığı “Güvey gelini koltuğunun altına alarak eve girer. Ev girişinde gelin Kuran-ı Kerim altından ve de sözü dinlensin diye Kaynananın kolunun altından kapıdan geçirilir” hareketine, bir yandan gülüyor, bir yandan da dönüp bakanlara “bu nedir ya” der gibi bakıyor, iyi bakın fotoğrafa. Bu fotoğraf kurmaca değil işte, hayatın gerçeği bu artık. Evet, gelenekler tabiî ki yaşatılmalı ama insanların mutluluklarına gölge düşürebilecekse bunda ısrar etmemek gerekir. Günümüz gençleri, kendilerini yaşama daha hızla hazırlayabiliyor artık. Anne ve babaların çocukları eğittiği devirden, çocukların anne ve babaları eğittiği bir devirdeyiz şimdi. Bunun gururu, kibiri olmaz. Çocuklar artık bilgisayarı bizlerden anne ve babalardan daha güzel kullanabiliyorlar, bizim belki bilgisayar kullanma derslerini çocuklarımızdan almamız gerekir.

Tabi günümüzde yadırganmayacak geleneksel ritüelleri, zamane gençleri yanlış anlamadıktan sonra yapmıyor değiller ama mesela dini ritüellerdeki tekrarlamalar gibi, bir takım inanışlarca ön görülmüş veya hurafeler olarak kalmışlarsa onlara da itibar etmemelerini biz, bize karşı yapılmış hareketler olarak algılamadan değerlendirebilmeliyiz. Elbette gelenek ve görenekler, uygulamalarla sürdürülebilir folklorumuzdur, yaşatmak için elimizden geldiğince uygulamaktan çekinmemeliyiz. Fakat ele güne karşı “mahcup olmamak” adına da günümüz gençlerinin istemedikleri, örf ve ananelerde diretmek onların varlıklarına saygısızlığımız olurdu. O nedenle, benden kızı isterken dünürüme, “Bak dünür, benim kızım “Angus” gibi yetişti, ona güvendim her zaman ve dilediği gibi davranmasına hep saygılı oldum, sıkılmaya pek gelmez” dedim. O da bana, “başım gözüm üstüne, yeter ki onlar  mutlu olsunlar, bize bir şey demek düşmez, biz onlara yuva kuralım istedik, tek derdimiz odur. Merak etme, benim bir kızım oldu” karşılığını verdi. Ben tutup dünür de aşağamı kalacağım, bende ona , “tamam anlaştık, benim de yeni bir oğlum, hatta beleşten bir oğlum oldu. Oğlumun ağabeyi yoktu zaten, onu tamamladık” deyiverdim.

Sonraki gün Ankara’da oturan  ama aslen Kırşehirli olan dünürlerimin  kız istemeden sonra Kurban bayramında getirdiği Koç’u, ardından düğünden hemen sonra hani “düğünü kazasız belasız atlatırsak ona bir kurban keseceğim” diye kendilerince ahd ettikleri kurban etinden bizi evinde ağırlamasını, Eve asılan Türk bayrağını ve üzerine konan elmayı,o Almanya’daki eniştesinin getirdiği çikolatalardan bir kısmında alkol olmasını, yemekten sonra  Müset’in evinde semaverle üç, Dünür’de de iki  demlik çayı nasıl içtiğimizi anlatmayacağım.hani denir ya , “yediğiniz içtiğiniz sizin olsun, siz gördüklerinizi anlatın” diye.işte o yemekleri o yüzden anlatamam, kimse kusura bakmasın. Öz olarak anlatmak istediğim sanırım hasıl oldu, yöre farklılıklarına rağmen gelenek ve görenekler adına hiç sıkıntı çekmeden iki seven insanın mutluluğa adım atmasına vesile olabildiğimize inanıyorum. Katkı sunan, gelen, arayan, çiçek gönderen ve mutlu günümüzde bizimle olan Yabancı Öğrenciler Daire Başkanı Ömer bey'e, eniştem Emrullah ve oğlu Trabzonspor’un yıldız oyuncularından Sefa’ya başta olmak üzere herkese şükranlarımızı sunuyorum. Almanyalı olmayan  Mehmet, sana da özel.Gelinin çiçeğini Didem Çelik’in kaptığını da  yazmıyorum, çünkü o çiçeği gelin attığında ilk kez Sefa kaptı, sonra “bu sayılmaz” diyerek, küçük olduğu için babası , “evlendiremem ben onu, alın elinden” diye bağırınca, bu seromoni tekrarlandı ve didem o zaman aldı ama yine de ben bunu yazmamış oluyorum tabi.

Burada ilgilenenlere kolaylık olsun diye, Trabzon ve Kırşehir düğün geleneklerini de birlikte sunuyorum, tabi alıntılarını:

Trabzon'daEvlilik (Düğün) ve gelenekler; 

İnsanın ve toplumun devamını sağlayan en önemli olgu evlenme ve düğün merasimidir. Çünkü insan hayatı sınırlı, evlenme ile neslin devamı süreklilik göstermektedir. Onun için her toplumda olduğu gibi evlenme ve düğün merasimi ile ilgili adet ve inançlar Trabzon ve yöresinde de bulunmaktadır. Trabzon ve ilçeleri bu konuda özde birlik gösterse de aralarında bazı farklılıklar vardır. Biz önce evlenme ve düğün merasimini genel hattıyla açıkladıktan sonra farklılıklara temas etmeye çalışacağız. Evlenme olgusunu genellikle eş seçimi, söz kesme, nişan ve düğün olarak belirli evrelerden geçerek gerçekleşen bir olgudur. Bu evrelerin her birinde belirli adet ve kurallara riayet edilir. Bu seçimi genellikle şu yollardan biriyle gerçekleştirilir:

a) Beşik Kertme usulü: Eskiden uygulanan bu yöntem artık bu gün geçerliliğini kaybetmekle beraber, Trabzon merkez köylerinin yüksek köyleri ile Of ve Çaykara bölgesinde nadirde olsa uygulanmaktadır.

b) Görücü usulü: Trabzon ve yöresinde imece usulü, yaylaya çıkışlar ve akraba evliliği nedeni ile bu usule pek rastlanmamaktadır. Ancak eskiden bu usul nadirde olsa uygulanırdı. Trabzon yöresinde bu işi “yenge” denen kişiler yapardı. Bu işte uzmanlaşan yenge denen kadınlar evlenme çağına gelen erkek ve kızları bilir. Evlenecek olan erkeğin tercih durumuna uygun gelin adaylarını bulur ve tanıştırırdı.

c) Eşi ailelerin seçip sonra gençlerin onayının alınması: Bu usul azda olsa Trabzon yöresinde uygulanmaktadır. Aile büyükleri bu genellikle anne olur gelin adayını belirler ve oğluna belirlediği bu adayı alır.

d) Eş seçimini gençlerin yapıp sonra ailelerin onayının alınması: Bu usul Trabzon’un en fazla okuma yazma oranının yüksek olduğu ve yakın akraba evliliğinin yapılmadığı Şalpazarı yöresinde görülmektedir. Fakat eskiye oranla eğitim seviyesinin yükseldiği Trabzon merkez ve doğusundaki ilçelerde de yaygınlaşmaktadır.

e) Gençlerin ailelerinin onayını almadan yaptıkları eş seçimi: Bu usul bilhassa eskiden kız kaçırmanın yoğun olduğu Sürmene, Of ve Çaykara bölgelerinde görülmektedir. Halen de az da olsa Trabzon’un büyük bir bölümünde geçerliliğini muhafaza etmektedir. Bir birini seven gençler aileleri razı olmayınca ailelerinden habersiz olarak evlenmektedirler ve bilahare aileler çeşitli yakınların araya girmeleri ile barıştırılmaktadır. Bu genellikle ilk çocuğu kadar devam eder.

Kız isteme ve söz kesme işlemi evliliğin temelini teşkil eden en önemli karar alma anıdır. Bu anın önemi ata sözlerinde bile yer almaktadır. “at beslenirken, güzel (kız) istenirken çok dikkat edilmelidir”.

Gençler bir birleriyle anlaşıp evlenmeye karar verdikten ve ailelerde bu kararı onayladıktan sonra kız istemeye gidilir. Önce oğlan tarafının ailesi, kız tarafına haber göndererek bir akşam ziyarete gelmek istediklerini bildirir. Kız tarafının tesbit ettiği bir akşam, erkek tarafının büyükleri ve köyün hatırı sayılır büyüklerinin oluşturduğu kadınlı-erkekli beş on kişilik bir grup kız evine gider.

Hoşbeş ve bir süre sohbetten sonra asıl maksada girilir ve “Allah’ın emri Peygamberimizin kavli ile kızınızı oğlumuza istemeğe geldik” denir. Genellikle bu isteme işini bu işte uzmanlaşmış ve kız tarafınca hatırı sayılır kişi yapar. Kız tarafı kendini biraz naza çekse de genellikle bu iş o akşam tatlıya bağlanır.

İşin en zor tarafı isteme işi bittikten sonra başlar. Çünkü yapılacak düğün, nişan ve düğünde geline takılacak bilezik, saat, küpe, yüzük, altın vs. takıların miktarı tartışmaya yol açar. Fakat neticede iş tatlıya bağlanır. Kız isteme usulü tatlıya bağlandıktan sonra eskiden ayran ikram edilirdi. Günümüzde ayranın yerini kent merkezlerinde kahve kırsal kesimde şerbet almıştır. Kız tarafının ikramı içildikten sonra, içenler hediye olarak bir miktar para verirler.

Trabzon merkeze yakın bölgelerde kız isteme işi bitince, kızın nüfus kağıdı bir mendile sarılarak oğlan tarafına getirilir. Oğlan tarafından nüfus kağıdını alan kişi hediye olarak bir miktar para verir. Şalpazarı yöresinde ise oğlan tarafının kadınları kız istemeden birkaç gün sonra kız tarafına kına götürerek gelin adayının eline kına yakarlar. Bunun anlamı ise “artık sen bizim oldun, bizim kızımızsın”dır. Kız isteme merasimi bittikten sonra nişan yapılır.

Şalpazarı yöresinde ayrıca bir nişan merasimi yapılmaz. Trabzon yöresinde nişan merasimi yapılır. Bu genellikle aileler arasında gerçekleştirilir. Erkek tarafı kıza alyans takar. Gelin adayını tepeden tırnağa giydirir. Kızın anne ve babasına hediye alır. Kız tarafı ise oğlana alyans takar ve bazı hediyeler alır. Karşılıklı hediyeleşmeden sonra topluca yemek yenir.

Kararlaştırılan düğün günü gelince düğün yapılır. Trabzon yöresinde eskiden düğünler bir haftaya yakın sürerdi. Kına gecesi, Gelin alma ve cumalık olmak üzere üç gün coşkulu şenlik yapılırdı. Gelin alma Perşembe veya Pazar günü yapılır, bu günün öncesinde kına gecesi, akabinde ise cumalık yapılırdı. Günümüzde ise düğünler genellikle salon kiralanarak yapılmaktadır.

Trabzon ve yöresinde başlık parası vardır. Büyük ölçüde kalktığı söylense de Tonya, Yomra, Çaykara gibi bölgelerde analık hakkı, diğer bölgelerde süt hakkı adı altında miktarı azda olsa hediye babında bir miktar para alınmaktadır.

Gelin evden çıkarken gelinin kardeşleri kapıyı keserler ve kardeşlik hakkı olarak bir miktar hediye alırlar. Gelin evden çıktıktan sonra yol kesme adeti vardır. Yol kesenlere zarf içinde hediye verilir. Gelin eve girerken damat gelinin başı üzerinden bozuk para ve çiçek atar. Nikahtan önce gelinin kucağına çocuk verilir. Nesli devam etsin diye. Bunun zamanı bazı farklılıklar gösterse bile bütün Trabzon yöresinde uygulanan bir adettir. Şalpazarı bölgesinde gelin eve girdikten sonra ocağa götürülür. Ateşe odun koyar ve ateşte bulunan tencereyi karıştırır. Bu yeni gelen gelinin ocağı tütsün ve eve bereket getirsin diye yapılan bir uygulamadır. Düğünden üç, beş veya yedi gün sonra “yedi” adıyla yediye kız tarafına gidilir. Hoşbeş ve sohbetten sonra yemek yenir. Damadın sofrasındaki yemekler ağzı kapalı gelir. Hediyesiz tabakların ağzı açılmaz. Damattan yumurtayı bulması istenir. Yomra yöresinde yedide damadın ayakkabısı gizlenir. Bir miktar hediye alınmadan ayakkabısı verilmez.

Güvey (damat) çıkarma adeti ise, bu gün düğünlerin unutulan en önemli adetlerinden biridir. Gelin alınmaya gidilmeden önce berber gelir damat adayını tıraş eder. Tıraşa başlamadan önce makas kesmiyor diye damadın yakınlarını tek tek çağırır ve bir miktar hediye olarak damada para takar. Bilahare toplanan paralar damada verilir. Yomrada uygulanan bu usul, Şalpazarında tıraştan sonra yapılır. Düğünlerin salon düğünü olarak yapılması bu adetleri büyük ölçüde yok etmiştir. Ancak kısmen de olsa bölgenin yüksek kesimlerinde zaman zaman devam etmektedir.

Kaynak://www.edebiyatogretmeni.net/forum/il_il_turkiye/trabzon_tarihituristik_ve_kulturel_ozellikleri-t14511.0.html

Kırşehir’de Düğün Gelenekleri: 

ANADOLU toprakları üzerindeki eski uygarlıklarının çok olması nedeniyle inanılmaz derecede büyük kültür varlığına sahip bir toplum olma unvanı elde edilmiştir. İşte bu yüzdendir ki Türkiye’deki evlilik gelenekleri illere hatta ilçelere göre değişmektedir. Kırşehir ilimizde diğer illerden farklı bir evlilik geleneği vardır. İl merkezlerinde seven gençler bazen durumlarını ailelerine bildirmesiyle veya erkeğin ailesine duyurmasıyla birlikte kız isteme olur. Ama şehrin köylerin doğru gidildikçe evlenmelerin görücülük, başlık, gelinlik etme, çok eşlilik gibi geleneksel yaşam tarzı geçerli olduğu görülmektedir. Yörede okul okumayan erkek evlatlar önce bir işe verilir. Daha sonra evlenme yaşı gelene kadar, bu askerden bir yıl önce veya askerden hemen sonrada olur. Şayet erkek evlatlar okul okuyorsa ve üniversiteye gidiyorsa zaten o zaman okul bitip askere gidene kadar dokunulmaz. Aileler çocuklarına ya yemek sofrasında veya anne bir başka yere ziyarete giderek baba ile oğlu evde yalnız bırakır. Her ikisinde de çocuklarına “artık evlenme yaşın geldi, senin için kız bakmaya karar verdik. Sevdiğin varsa bilelim, bize uygun ise hemen istemeye düşelim” derler...

      Damat adayı fikrini beyan eder. Evlatları eğer sevdiği bir kız olduğunu söylerse, “Anne kızın ailesini araştırır ailesinin yaşam tarzı kendilerine uyuyorsa, kızı bir de hamamda görür daha sonrada görüşmeler açılır”. Şayet oğullarının sevdiği veya istediği kız yoksa o zaman, oğlu olanlar için nişan, düğün törenleri, hamamlar kız beğenilecek yer arasındadır. Mucur’da ise bu amaçla ilkbahar, yaz aylarında “köme” denilen kır gezisine çıkılır. Buralarda beğenilen kızlar, bir bahaneyle oğlana da gösterilip, görüşü alınır. Oğlanın görüşü olumlu olursa “gösterilen kız beğenilirse” o zaman araya kız tarafını tanıyanlarla irtibata geçirilir. Kızın da oğlanı beğenmesi sorulur ve erkek tarafı hakkında bilgi verilir. Ortamda sıcak hava eserse ilk görüşmeden sonra erkeğin ailesi yada çevrenin saygınlarından birkaç dünür gider. Kız ailesinin kapısı çalınır. Misafir gelindiklerini söylerler. Kız istemede tekerlemeye dönüşmüş şu sözler kullanılır. “Yedik içtik, ölçüp biçtik, gelene niye geldin denilmez, Allah’ın emrine hiç karşı gelinmez, bizim buraya gelişimizin bir maksadı vardı, kerimenizi Allah’ın emri peygamberin kavliyle bizim mahduma istemeye geldik. Sen bu işe ne dersin?” Kız babası yada evin büyüklerinden biri de danışıp görüşmek için zaman ister.

 Bu zaman zarfında kız babası ve yakınları kız istemeye gelen aile ile evlenecek damat adayı hakkında araştırma yapar. Kimi yörelerde erkek ailesine verilen yanıt olumsuz olursa kızın evde kalması için, evin bir yerine çivi çakılarak büyü yoluna baş vurulduğu da görülür. Bu olay bazen kavga ve olaylara da neden olmuştur. Bu tür davranışlar günümüzde kaybolmaya yüz tutmuştur. Kız istenmeye gidildiğinde olur cevabı alındığında, “küçük şerbet” denen söz kesiminde şerbetler içildikten sonra kolye yada altın takılır. Buna “bellilik etme” denir. Başlık kesilir. Ailenin durumu uygunsa “iki başın görülmesi” yoluna gidilir. Başlık alınmaz kız evinin tüm harcamaları nişan ve düğünde alacağı eşya ve takı, erkek tarafınca karşılanır. Kırsal kesimde iki başın görülmesi (nişan ve düğün masrafları ile eşyaların alınması) yanında başlık alındığı da görülmektedir. Başlık kararlaştırıldıktan sonra kız evince konuklara ağız denilen şeker, lokum yada şerbet sunulur. Nişan kimi zaman 2 aile arasında yapılır. Evlerdeki takı ve yüzük takma işlemine “küçük nişan” denir. Ailelerin varlıkları düşük ise bu nişanın ardından düğün yapılır. Şayet ekonomik durumlar beklentinin üzerindeyse o zaman ev dışında “okuntu yeri” denen konuklarında çağrıldığı nişanlar merkezlerde salonlarda yapılır. Nişanlılık döneminde bayramlarda geline armağanlar götürülür. Bu genellikle boyalı koçtur. Gelinin anasından yada kendisinden armağan alınmadan koç verilmez. Daha öncede belirttiğimiz gibi her şeyi damat tarafı karşıladığı gibi kiralanan okuyucu kadının da masrafını damat tarafı karşılamaktadır. Kiralanan bir okuyucu kadın konu komşuyu düğüne çağırır. Düğünler genellikle Cuma günü başlar, Pazar günü biter. Ama kentlerde düğünler artık bir gün sürmektedir. Düğün evinin belli olması için çatıya bayrak dikilir. Köylerde bayrak direğinin ucuna soğan ve elma takılmaktadır. Kırşehir düğünlerinde davul zurna yanında genellikle köçekte olur. Kadın kılığına girerek keman, saz ve def eşliğinde oynayan erkeğe köçek denirdi.

  
 Kentin Bağbaşı mahallesinden tutulan köçeklerle çalgılar bir ekip oluşturur. (Köçek oynatılması bugünlerde Valilikçe yasaklatılmış durumda bazen de bu yasak hiç görülmemektedir. AB normlarına uygun hale gelinmesi durumunda bu yasağın kalkacağı da belirtilmektedir. ) Cuma günü öğleden önce gelin, öğleden sonrada güvey hamamı yapılır. Cumartesi öğle üzeri de kız evi, komşularıyla birlikte düğün evine “hayırlı olsuna” gider, yemek yenir. Düğün evinin erkek konukları da onları izler, davul zurna eşliğinde kız evine gidilir, 2-3 saat kalınır. Dönüşte gündüz kınası yapılır. Bu törende kına yakılmaz, gelinin yeni giysileri konuklara gösterilir. Köçekler kadınların önünde oynar, gelin bahşiş verir, orada bulunanlarda alınlarına para yapıştırır. Gelin, kınacı kızlara akşam yemeği verdikten sonra akşam kınasına geçilir. Konuklar toplanır. Gece köçeklerin oyunu ile başlar. Gelin yeniden giyinir. Kına bir tepsi içinde yapılırken “kına özenmiyor” diye bir söz atılır. Gelin bahşiş verdikten sonra kına sulandırılır. Önde tefçi kadın, arkada gelin, onun ardından da mumlar, kına tepsisini taşıyan kızlar, kına türküleri söyleyerek konukların bulunduğu odaya girer. Gelin kaynanası armağan verdikten (genelde cumhuriyet altını olur) sonra avcunu açar ve kınası yakılır. Eli sarılmadan önce evin bir duvarına basarak iz bırakılır. Sonra konuklara çerez dağıtılır. Tef eşliğinde türküler söylenir, oyunlar oynanır.

Kimi yörelerde kına gecesi dağıldıktan sonra ana-kız ağıtı yakılır. Yüzü tülbentle örtülen gelin ortaya oturtulur. Bu sırada söylenen kına türküleriyle ana kızın ağlanması sağlanır. Aynı gece kız evinin delikanlıları, oğlan evine baskın yapar. Buna “kayın gitme” denir. Masalar kurulur. “dokuz butlu tavuk” istenir, içkiler içilir. Sabaha doğru “dan pilavı” denilen tavuklu pilav yenildikten sonra herkes dağılır. Sabah gelin adayı hazırlanırken gelin bir odaya kapatılır. Yakınlarına “gardaş-emmidayı yolu” gibi armağanlar alındıktan sonra dışarı çıkılır. Babası gelini kayınbabasına teslim eder. O da “yan yengesi” denen gelinin arkadaş yada akrabalarından biriyle gelin arabasına bindirilir. Gelin alayı mezarlık ziyareti yeri gibi kutsal yerlerden geçerek Fatiha okurlar, ve tüm çevreyi dolaşarak düğün evine gelinir. Arabanın sürücüsü güveyden bahşiş almadan gelinin indirilmesine izin vermez. Güvey gelini koltuğunun altına alarak eve girer. Ev girişinde gelin Kuran-ı Kerim altından ve de sözü dinlensin diye Kaynananın kolunun altından kapıdan geçirilir. Eşikte cebindeki bozuk paraları ve çerezleri gelinin başına saçar. O akşam komşulardan 5-10 genç “güvey başı” yemeğine çağrılır. Hoca dua okuyarak gelin ve güveyi odalarına götüreceği sırada gençler güveyi bir odaya kapatır. Tavuk baklava gibi armağanlar almadan bırakmazlar. Ertesi gün artık çiftler kendi evlerinde bırakılmışlardır. Damat veya gelin haber vermedikleri sürece bir hafta yanlarına kimse gelmez. Eğer yeni çift damadın veya gelinin ailesinin yanında kalıyorsa “gelinlik etmede” yeni gelinler belirli bir süre büyüklerinin yanında konuşmaz, kaş göz işaretleriyle yada fısıldayarak anlaşırlar, sofraya oturmazlar. Şehir merkezlerinde bırakılan bu gelenek kırsal kesimlerde geçerliliğini korumaktadır....

Güncelleme Tarihi: 25 Ekim 2018, 02:07

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

YORUMLAR
fjfj
fjfj - 7 yıl Önce

ödevime yardımcı oldu bu haber. çok teşekkürler :):)

SIRADAKİ HABER