Askerler, babasının hayrına mı askerdir?

 M. Kemal AYÇİÇEK – 15 Şubat 2010

Öyle günlerdeyiz ki, her şeye sabırla yaklaşmak gerekiyor. Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ, önce Hürriyet ardından da Habertürk’e içini döktü. “sabrımız taşarsa” diye de ekledi. Ardından da CHP lideri Deniz Baykal, “kulak verin bu çağrıya” diye hemen sahip çıkıverdi söylemlere. Oysa iki hafta öncesine kadar Ana muhalefet partisi Lideri aynı Baykal, “ya bu komutanı görevden al” diye başbakan Erdoğan’a çağrı yapıyordu. Bu nasıl ikilemdir böyle?
Askerler için bir söz vardır hani, “asker, asker doğar asker ölür” diye, bilirsiniz. Tabi, asker ömrünü  savaş senaryoları ile geçirir. Başkaca meslek bilmez ki, emekli olunca ne yapsın? O kendince vazife edinir ve de resmiyette olmasa da kendince askerliğini sivil de de sürdürür. Çünkü, o sivilliğin ne olduğunu bilmez, yaşamamış ki nerden bilsin öyle değil mi? Askerin en iyi bildiği iş, silahların kullanılması, hangi silahın nerde kullanılması ve de nerde hangi silahın daha etkili kullanılabileceğini bilir, var mı başka bildiği? 
Yani İstanbul’da yaşayan bir asker, emekli veya değil akşamları nereye gider, Taksim’e, Beyoğlu’na, İstiklal caddesine gider mi? Düşünsenize, sivilden insanlarla arkadaşlık kurmaktan çekinen ve salt bürokrasi içinde o da sırf kendi rütbe veya dengi insanlarla muhatap olan asker, emekli olunca sivil insanlarla nasıl selamlaşsın? Bunu gururuna yedirebilir mi? Resmi görevdeyken sıradan insanlara “tepeden bakmayı” vazife edinmiş bir rutbeli asker, emekli olunca kalkıp da o siviller arasına girer ve onlarla aynı ortamlarda takılabilir mi? Aslında, normal olan askerin görevli veya değil normalde toplumda bir normal birey olabilmesidir ama ülkemizde maalesef bu, oluşturulmuş fiziki mekanlarla ayrıştırılmıştır.
Onun için askerin gözünde siviller, daha bir zenci olabilirler. Bakışlarda o sezilir zaten, adam camiye gitse de oraya bir nizam intizam getirme peşine düşünce zaten belli eder kendini. Oysa sivillikte “sabır” vardır. “uyum” vardır, yaşadığın çevreye ve topluma ama bu onlarda “mahalle baskısı” gibi dışa vurur. Onlar hayata, kendi gözlükleriyle bakmayı bildikleri için normal sivil insanların bakışını pek algılayamaz ve de normal sivillerle birlikte olduklarında zaten sırıtırlar.
Daha önce de yazmıştım, asker, polis, gazeteci veya her hangi bir yerde görev yapan kim olursa olsun, bu ülkede özellikle birer “insan” olamazlar!. İnsan olurlarsa görev yapamazlar onun için öncelikle tercih yapmaları gerekir, insan mı Asker mi? Veya İnsan mı polis mi? Veya Gazeteci mi insan mı? gibi. Bir bakın hele, itfaiyecilik demiyorum. Çünkü itfayecilerin hayatı “insan”lık zaten. Onlar, yanan bir evi, dükkanı, oteli veya herhangi bir yeri sırf “insan”a zarar gelmesin diye canını ortaya koyarak söndürmek için görev yaparken, polis veya asker, duygularıyla hareket ettikleri zaman görevlerini yapamamış olurlar. Asker, “ben insanım” derse, gidip, bir başka insanı vurabilir mi? Polis de aynı, gazeteci de aynı. Gazeteci, “insanım” derse, yanan bir insanın önce canını mı kurtarır yoksa o yanan insanın fotoğrafını çekmeye mi çalışır? Önce yanan insanın fotoğrafını çekerse görev yapmış olacak, yok önce yanan adamı söndürmeye koşarsa bu kez de görevini yapmamış olmaz mı? Oysa gazeteciden beklenen cayır cayır yanan insanın fotoğrafının çekilmesidir.! (Şefi,müdürü,amiri onu bekler, başkası beklemese bile)
Asker, önce “insan” olsa, Dünya’da savaş olur mu? Ama asker, “önce askerim” derse, Dünya’da da savaşın olmadığı gün olmaz. Baksanıza, yok mu Afganistan’da savaş. NATO, en büyük katılımlı askeri harekata girişti diye haberler okuyoruz değil mi? Savaş, kime karşı? Başka “insan”lara karşı? Öncelikte düşünülen “insan” olsa, savaş olur mu? Demek ki bu savaşların arkasında “insan”lıktan başka sorunlar var veya amaçlar veya gayeler var. Öyle değil mi? Herkes insan olsa, bu insanları zaptı-rapt altına almak gibi bir düşünce olabilir mi?
ABD de ne diyor, “İran, bizim için tehdit, ortadan kaldırılmalı, nükleer silah yapmamalı, onların sağı solu belli olmaz, bunu durdurmalıyız” gibi bir mantıkla, “saldırıya” zemin aranmıyor mu? Dünyanın  “insan”ın ne olduğunu tümden anlaması lazım. Hala bir takım ülkelerde “insan” nedir bilinirken, bir çok ülke ki buna Türkiye’de dahildir, “insan” nedir hala bilinmiyor, bu bilinebilse hiçbir insana bu ülkede silah doğrultulamaz. Öyle değil mi? Çünkü, “yaşam hakkı kutsaldır” diye bilinir. Öyle olsa, tüm herkesin yaşam hakkının kutsallığına tüm dünyanın inanması gerekir. Yoksa  ABD’deki tüm insanların yaşam hakkı kutsal ama İran’da veya Irak’ta veya Filistin’deki insanların yaşam hakları hala kutsal değildir gibi bir mantıksızlık sergilenmez öyle değil mi? 
Şimdi gelelim kendi konumuza, yani Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’un “sabrımız taşarsa”sına! Ne demek bu “sabrımız taşarsa?” sen Devlet memurusun ve ülkedeki insanların verdiği vergiden maaş alıyorsun. Askeriye, koca insanlar topluluğu elbette bu ülke için görev yapıyorlar. Ama o görevlerinin karşılığında da en yüksek kamu görevlisinin aldığı maaşı alıyorlar. Askerliği bu ülkede babasının hayrına yapan mı var? Maaş almadan sırf devlet için bu vatan için görev mi yapan varda kalkıp bana , “sabrımız taşarsa” gibi bir laf söyleniyor? Ne yani, bu ülke insanının verdiği ve sahibi olduğu silahı kullanma hakkını sana tanındı diye sen o silahı bu millete mi çevireceksin geçmişte olduğu gibi? Yoksa ne, elinde gizli bilgiler varda bunları saklayarak, aldığın maaşın hakkını mı veriyorsun? Ya ne? O zaman  bunu söylemelisin. Eğer bu milletin aleyhinde gizli bir şeyler dönüyor da sen bunları açıklamıyor ve gizliyorsan, o zaman  bu ülke insanının dişinden, tırnağından feragat edip sana verdiği maaş, sana haram olmaz mı? Ne demek, “sabrımız taşarsa?” Bu iktidar, bu AK Parti Hükümeti eğer bu Milletin geleceğine ipotek koyuyor, eğer bu milletin menfaatine olmayan işler yapıyor da ve sen bunları bilip de açıklamıyorsan sen bu ülkenin nasıl Genel Kurmay başkanısın demezler mi adama?
İnsan olan bu ülkedeki insanları ilgilendiren hiçbir haksızlığa göz yummaz ve de varsa bildiği gerçekleri kalkıp açıklar, yok askerse ve varsa yine bildikleri bunu da görevinin gereği olarak zaten yapmak zorundadır. Devletin memuru, kalkıp o ülkede insanlara “imalı” bir takım göndermelerde bulunamaz. Maaş alan bir insanın buna hakkı yoktur. Bu tür lafları belki KKTC’de millet yer, onlara bunu dersiniz onlar buna katlanabilir ama Türkiye’de böylesi laflarla peynir gemisi yürütülmez. Bu yakışık almaz. Hele bir genel Kurmay başkanına bu sözler hiç yakışmaz. Şimdi merak ettiğim şu, sayın genel Kurmay başkanımız İlker Başbuğ, o söylediği sözleri söylerken bir “asker” olarak mı söyledi yoksa bir “insan” olarak mı? Asker olarak söylediyse ben alınmam demek ki emrindeki askerlere söyledi derim geçerim, ama insan olarak söylediyse o zaman bundan alınırım. Çünkü, benden gizlediği bir şey var demek ki der ve bunu dert ederim ülkem adına tabi, şahsım, bu ülkede naçizane denizdeki bir kum tanesiyimdir. alınmam, gocunmam bile. Haksızmıyım? Kalın sağlıcakla.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.