Baba, bir dilekçe daha yaz

 M. Kemal AYÇİÇEK – 13 Nisan 2009 
 
Babası Rafet ile konuşuyor. Bana çaktırmıyorlar. “oğlum, sen şimdi bir dilekçe daha istersin”, biraz seyrediyorum, Rafet’e bakıyorum, o kocaman yeşil gözleri açılıyor, kaşları bir oyana bir buyana kalkıp iniyor, başını mahcup bir edayla sallıyor iki yana sonra, “yok baba, niye isteyeyim ki” diye soruyor. Ama hemen arkasından biraz da haklılık edasıyla babasına sitem etmeye başlıyor, “ama baba, ben sana dedim ki bana bir deprem fotoğrafı lazım, niye getirmedin ki?” diye soruyor.
 
Babası anlamlı anlamlı gülünce ben dayanamıyorum artık, müdahale etmek zorunda kalıyorum. Rafet, 9 yaşında ve Yeşilce ilköğretim okulu’nda  üçüncü sınıfa gidiyor. Oğlum, onun ödevini hallederdi nasılsa, ağabeyi değil mi gönderdim gitti.Meğer daha önce bir gün ödevini yapamadan okula gitmiş. Öğretmen ödevlerini kontrol ederken Rafet, ödevini yapamadığını ifade ederken, “babam dun bize odun taşıttı, bende çok yorgundum ve ödevimi yapamadım” diye bir mazeret ileri sürüyor. Öğretmen, gayet ciddi bir şekilde Rafet’e, “peki” diyor, “o zaman babana söyle, bir dilekçe yazsın ve sende yarın bana getir” diyor.
 
Rafet evde babasına bir kalem kağıt veriyor ve ardından “öğretmenim senden bir dilekçe istedi baba” diyor ve kalem kağıdı babasına uzatıyor. Babası , “iyi de oğlum, ne diye dilekçe yazayım, ben ne anlarım dilekçe yazmaktan”. Rafet hemen devreye giriyor ve “ ben sana söyleyeyim sen yaz baba” diyor. ve babasına okulda öğretmenine anlattığı gerekçeyi dilekçeye yazdırıp, babasına imzalatıyor. Dilekçeyi okula götürüp öğretmenine veriyor Rafet. Böylece öğretmen, Rafet’in mazeretini resmen kabul etmiş oluyor ve Rafet, böylece ödevi yapamamaktan kurtulmuş oluyor. 
 
Birkaç gün sonra Rafet, evde biraz canı sıkıntılı oluyor, ödevini yapamadığı için huzursuz ama elinde bir kalem ve bir beyaz kağıtla babasının yanına sokuluyor. “baba” diyor, “öğretmenim senin yazdığın dilekçeyi çok sevdi, aynısından bir daha istiyor” diyerek babasına yeni bir dilekçe yazdırmaya çalışıyor. O zaman baba itiraz ediyor, “yok öyle yağma, her gün dilekçe mi olur” diye çıkışıyor oğluna. Rafet, bu dilekçe olayının ardından bu kez üçüncü kez dilekçelik duruma düşünce babasına sitemi esirgemiyor işte. “ben sana demedim mi baba,  bana bir deprem fotoğrafı lazım diye” .. hak veriyorum Rafet’e bende.
 
Neyse devreye girip, o akşam Rafet için seferber oluyoruz. Rafet’i, ödevini yapabileceği kaynaklara yönlendirip, deprem fotoğrafını temin ediyoruz ve Rafet, babasına üçüncü dilekçeyi yazdırmaktan sıyırıyor. Ama Rafet’in annesi de bu duruma isyan ediyor. “Öğretmenler, her evde internet var zannedip, hep internetten bulunabilecek ödevler veriyor” diye itirazda bulunup, oğlunun sıkıntısına farklı bir boyuttan yaklaşıyor. Her yerde internet var diye öğretmenler, sanırım bu işi biraz da annenin baktığı boyutta abartıyorlar. Oysa köy yerinde henüz elbette tüm evlerde internetin olması beklenmez. Elbette çocukların ödevlerini yapabilecekleri kaynaklarında bulunup bulunmadığı göz önüne alınarak, ödevlerin verilmesi gerekir.
 
Biz farklı bir kuşaktayız ama yeni kuşak elbette farklı. Bizim zamanımızda bize öğretmenlerimiz ödevi verdiğinde ödevi nasıl, nerde, ne şekilde hazırlayabileceğimizin de tüyosunu verirlerdi. “falan kütüphaneden yararlanabilirsiniz” gibi. Bilmiyoruz tabi eğitim ve öğretim de metod şu anda nasıl, öğretmenler ödevi verirken bunu ders kitaplarından mı veriyor, yoksa ders kitapları dışından mı veriyor ki çocuklar, ödev yapmaktan kaçınıyor ve yalanlara başvuruyor. Bu konuda eğitimcilerin mutlaka velilere de bilgi vermesi belki yerinde olur. Ödevler, ders kitapları dışından veriliyorsa bunlarda kaynaklar da gösterilse sanırım çocuklar, daha bilinçli bir arayışa girer. “Ödev”, sorumluluktur. Bunun yerine getirilmesi elbette öğrenci için bir prestij meselesidir de. Ben öyle algılardım ve “ödev”lerimi hocanın veya öğretmenin istediğinin biraz daha da üzerinde yapmaya özen gösterirdim ama ben hiç babama dilekçe yazdırmamıştım. Bugünün çocukları, eğer babalarına dilekçe yazdırma noktasına geliyorsa bu salt o öğrencinin değil sanırım biraz da ona öğretmenlik yapanların sorunudur.
 
Zaten çocukları anlamakta zorlanıyoruz bir de ödevler, çocukların ulaşabileceği kaynaklardan yoksun veriliyorsa bu eğitim gören çocukların farklı yollara sapmasından başka bir anlam ifade de etmiyor demek ki. Yoksa 9 yaşındaki bir çocuk, babasına üçüncü dilekçeyi yazdırmayı da bilir. Ben devreye girmiş ve yönlendirmiştim Rafet’i ama Rafet, gitti eli boş geldi. Ne olduğunu sorduk, “bulamadık” cevabını aldık. Oysa ben Rafet’i lise 3.sınıfa giden oğluma yönlendirmiştim ama o ilgisiz kalmış demek.
 
Sonra yine ısrarcı olduk aynı yönlendirmede ısrar ettik, nerden bulunabileceğine dair ip uçları verdik ve seferber ettik çocukları. Biraz uğraştan sonra bulundu tabi aranan “deprem fotoğrafı” ve Rafet, ödevini tamamlayabildi. Oğlumla konuşurken “neden Rafet’in ödevine katkı yapmadın” diye sordum. “Sen, Rafet’in ağabeyisin, onun sana ilettiği bir konuyu sonuçlandırmadın” dedim. tabi ki sitem ettim. Etmeliydim de, çünkü Rafet’i o’na yönlendiren bendim, ve ben de O’nun “ödev” için gereken kararlılığı göstereceğini umuyordum ama olmadı. Baştan savdı, ardından bunda ısrar ettiğimizi anlayınca da “ödev” tamamlayıcısı fotoğraf bulundu.
 
 Oğluma, “ben ısrar etmeden neden bulup, sonuçlandırmadın” dedim. Tuttu bana, “baba, ben ödev yapsaydım şimdi profesör olmuştum” karşılığını verdi. Kendisi ödevlere öylesine bakan bir insan bir başkasının ödevi için ne kadar gayret sarf eder ki? Bu eğitim sistemi kimi nasıl ne şekilde eğitiyor bir türlü anlamıyorum. Belki de kuşak farkıdır, inşallah bir gün bu çocukların “ne güzel yetişmişler, ne iyi bir eğitim sistemimiz var” diye gözümüzün arkada kalmadığını görür ve rahat rahat ölürüz kim bilir?
 
Not: Bu yazım aynı zaman da www.karadenizolay.com , www.kuzeyhaber.com ve Hizmet Gazetesi’nde yayınlanmaktadır.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.