Başbakan, CHP'yi neden Dersim'e çekiyor

 Mustafa Kemal AYÇİÇEK – 28 Kasım 2011 

AK Parti’nin Grup toplantısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bazı belgeleri açıklayarak Dersim olaylarından CHP Zihniyetini sorumlu tuttu ya, bir kısım CHP’liler, Diyarbakır’ın bu konuda başbakan gibi Dersimlilerden  özür dilediği için CHP Genel Merkezi tarafından görevden alınmadan önce istifa eden CHP Diyarbakır İl Başkanı Muzaffer Değer  ve onun fikrinde olmayanlar, Başbakan’ın gündem değiştirmek adına bu çıkışı yaptığını ileri sürüyorlar. Yani samimi bulmadıkları için de Başbakan Erdoğan’a kızıyorlar.  İyi de Başbakan Erdoğan, Dersim’de yaşananları neden özellikle CHP’ye yüklüyor diye eleştiriyorlar. Haklılar tabi, öyle ya, o dönemde CHP’nin iktidarda olmuş olması, günümüz CHP’lilerini ne kadar bağlar!
Başbakan Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti kuruldu kurulalı, CHP’nin o eski Türkiye’nin kaymağını yediğini, artık o devrin bittiğini ve yeni bir Türkiye’nin var olduğunu, CHP’nin de o eski Türkiye’den çıkıp, günümüz Türkiye’sinde yerini almasını samimiyetle istediğinden Dersim’den CHP’yi sorumlu tutuyor bence. Başbakan Erdoğan, 2006 yılında vefat etmiş tarihçi yazar Rahmetli Mustafa Müftüoğlu’nun “Yalan söyleyen tarih utansın” adlı 12 ciltlik  kitaplarını, yazıldığı dönemlerde okumuş bir lider ama aynı kitapları şimdi ki CHP’liler, yazıldığında da, bugün bile okumuş değillerdir! Başbakan, “yalan”dan nefret eden bir insan ve Türkiye’de bugüne kadar olmuş tüm olaylara, dürüstlükle yaklaşılıp, yalan olmadan dosdoğru bilgilerle Osmanlı’nın da Türkiye Cumhuriyeti’nin de  tarihi yeniden yazılsın istiyor. Ve Başbakan, istiyor ki bu yalansız, gerçek tarihte CHP’de yerini alsın, buna destek olsun. Sadece CHP de yetmez tabi, tüm muhalefet partileri de aynı tarihi, aynı erdem ve aynı ciddiyetle yazmak konusunda taşın altına elini koysun, istenen bundan başka bir şey değildir inanın.
Mustafa Müftüoğlu, “Yalan söyleyen Tarih Utansın” kitabının tanıtım yazısında aynen şunları söylüyor;
“Esefle kaydetmek mecburiyetindeyiz ki, bugün tarih adına yazılanların pek azı hariç cümlesinin gerçek tarihle alakası yoktur!... Bu,Gerçek tarihle alakası olmayan yayın, tarihi, günlük politikanın oyuncağı haline getirip, ikbal sahiplerinin arzuları istikametinde yazıp söylemeyi adet edinen sözde tarihçelerle yapılmış ve ortaya atılan o yalan laflar yıllar boyu, mektep sıralarından gazete ve dergi sütunlarına kadar her yerde o kadar çok tekrarlanmıştır ki, o yalan lafların gürültüsünden gerçek tarihin sesi duyulmaz olmuştur!... Bu korkunç hak ve hakikat kalpazanlığı karşısında biz, şu seri kitabımızla bazı tarihi olaylara ışık tutarak yalan söyleyen tarihi utandırmaya çalışacağız. Devam edegelen laf ü güzaf gürültüsü arasında gerçek tarihin sesini duyurabilirsek, vazife yapmış insanların bahtiyarlığına kavuşacağız”..(Allah mekanını cennet eylesin)
Şimdi kim ne derse desin, Yalan mıydı rahmetli Mustafa Müftüoğlu’nun kitapları? Türkiye’de yazılmış tüm tarih kitaplarına hep yüzde elli doğruluk payı vardır, veya yüzde ellisi yalandır gözü ile kuşkuyla baktım, bakıyorum. Bizi böylesi bir tarihi algıya itenler, şüphesiz devrimizin  yöneticileri ve tarihçileridir.  Emeklerine saygı duyuyorum ama doğru ve dürüst bir tarih yazıldığına ne yazık ki inanamıyorum. Başbakan çıkıp AK Parti Grubunda Dersim ile ilgili belgeleri açıklamadan yıllar önce bireysel olarak bizimde Dersim’de olanları yaşayanlardan birebir dinlediklerimiz vardı. Bugün belki herkes rahatça yazıp, konuşabiliyor ama Dersim’i konuşmak bile fısıltılı şekilde olabilirdir ancak. Bir destan geleneğinin insanlarıyız ve orada olanlar, destanlara bile konu edilemiyordu ama bugün artık rahatça konuşulabilir, yazılabilir olması fena mı oldu? Dersim konusunu güncel siyasi mülahazalar içinde, hırs ve kinle ve de nefretle salt siyasal görüşlerin çizgisinde, günlük politik tavır ve tarzlarımıza malezeme yapıp, “nasıl gol oldu ama” gibi basit ve sığ particilik mi yapacağız? Daha seçimlerin üzerinden 6 ay geçmişken bu ülkenin başbakanı kalkıp, Dersim derken siyasal bir rant peşinde bunu söylüyor diyebilmek, ne kadar haklı olabilir? Bu hafta da CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin grubunda başbakan Erdoğan’ın o dersim açıklamalarına cevap verecek, buyursun versin. Dinleyelim, hepsini dinleyelim ama yeter ki önyargılı olmadan, keskin birer partili olmadan bu ülkenin vatandaşları olarak onların o söylemlerinin ışığında ülkemizin hangi emarelerden geçtiğini de, yalansız, riyasız öğrenmiş olalım. Dürüst insanlar, gerçeklerden hiçbir şekilde gocunmaz ve korkmaz da tabi.
Adam 1938’de Bayburt’ta muhabere askeri. Bayburt’tan Dersim’e gönderiliyorlar. Orada tanık olduklarını bir ömür boyu oğullarına, torunlarına anlatarak deşarj oluyor, belki rahatlamak için bu yolu seçiyor. O anlatırken bile gözünden yaşlar geliyor, yaşadıklarını tekrar yaşıyormuş gibi oluyor. Askerlerin yaktıkları buğday tarlalarını, “Eşkiyalar yaktı tarlalarınızı, bakın sizi ekmeksiz, aç susuz bırakacaklar”diyerek güya köylülerden yana görünüp, onları bir yerde toplayıp sonra kurşuna dizmelerden tutun, ahaliyi kahvehanelere toplayıp, onlarla çay içip, güya hasbihal ettikten sonra, önlerine bir asker verip evlerine uğurlarken pusu kurup, az önce birlikte çay içtikleri insanları kurşuna dizmelerine kadar her şeyi anlatıyordu. Sonra biz kalkıp Devlet erkanı (eski TBMM başkanları, başbakanlar, bakanlar vs.)ile birlikte çıktığımız , Trabzon’daki Atatürk Köşkün’de, orada görevlilerden ikinci kattaki haritada kurşun kalemle işaretlenmiş harita üzerinde, Dersim isyanı’nın nasıl bastırıldığını dinliyorduk. Görevli, “Atatürk, bizzat o isyanı buradan yönetti” diyerek, üzerine basa basa bunu tekrarlardı. (Ha bu arada benim adım Mustafa kemal’dir, anti parantez bunu da ilave edeyim buraya.Yani sahte Mustafa kemal’cilerden değilim, hakiki Mustafa Kemal’im.Bizatihi gururla ve onurla yarım asırdır bende bu ismi taşıyorum.)
Ülkemizde ne yazık ki gerçeklerle yüzleşme cesaret gerektirir  ve hele bir başbakanlık makamında olarak Tayyip Erdoğan, bu yüzleşmeleri göze aldı. Bu durum öyle Her babayiğidin harcı değildir. Bugün bu fırsat yakalanmıştır,  bu ülkenin cesaretli ve kudretli yöneticilere yıllarca gereksinimi vardı ve bugün bu ülke  hamd olsun böyle insanlara sahip. Artık, İktidarı ve muhalefeti ile bu ülkeyi, geçmişinde ne kadar mağdur, itilmiş,kakılmış, ötekileştirilmiş insanları varsa, ne kadar karanlıklara atılmış, unutturulmuş veya unutturulmak istenmiş acı olayları varsa tümünün üzerindeki perdeyi  elbirliği ile kaldırıp, artık ötekisiz, itilmemiş, kakılmamış, tüm insanlarını eşit gören ve her bir insanına aynı mesafede hizmet eden bir Türkiye Cumhuriyeti için ne gerekiyorsa yapmalarının zamanıdır. Yarınların Türkiye’sinde yaşayacak çocuklarımız, bizim gibi bu ülkenin tarihine, geçmiş olaylarına kuşkuyla bakan insanlar olmasınlar istiyorum. Onu sağlayacak olanlar, bugünün İktidar ve muhalefet partileridir. Bizi, tarihimize kuşkulu baktıran, eski Türkiye’nin elbette iyisi ve kötü ile tüm yönetenleri de bizim insanlarımızdı, mutlaka onlarda belki kuşkulu bir tarih bırakmak istemezlerdi ama konjoktür belki öyle gerektirdiğinden acı olaylar yaşandı, onlardan ders alarak geleceğimize acı olaylar bırakmamak adına bugüne sahip çıkıp, yarının hür ve özgür, müreffeh Türkiye’sine kafa yormalıyız. Kalın sağlıcakla.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.