Başbakan, yalana isyan etmiştir yoksa

Türkiye, dikensiz gül bahçesi mi?
 
M. Kemal AYÇİÇEK – 22 Eylül 2008  
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, açık açık doğan medya grubunu ilçe kongrelerinde partililerine şikayet ederken, sanırım biraz da nefsi ve fevri çıkışında kantarın topuzunu fazla kaçırdı. Bunu kendisinin de istediğinden emin değilim ama sanırım bu çıkışı yapmasının altında, şu Almanya’daki deniz feneri aracılığı ile toplanan paranın “başbakana verilmiş”, “başbakan o parayı almış” ithamı yatıyor. Tanıdığım Erdoğan, bu yüzden o çıkışı yaptı. Yani bir “yalan”a isyandı, yaptığı.
 
Bu ülkede “ana muhalefet”, “yavru muhalefet” diyende sayın başbakan ve ama “adam gibi” muhalefet yapılmayışından da şikayetçi yine Başbakan öyle değil mi? Şimdi Ak parti karşısında doğru dürüst bir muhalefet yoksa, o muhalefetin yapması gerekenleri muhalefet yapamıyor ve medya yapıyorsa buna kızılır mı? “doğru söyleyen dokuz köyden kovulur” tabiri de bizim kültürümüz de yok mudur? Doğan medya grubunda hatalı veya yalan haber yapanlar bellidir ve bedel varsa ödetilecek bunu o yalan haberleri yapanlara ödetmek varken, ne diye koskoca bir medya grubu hedef alınıyor ve topyekün hedef tahtası yapılıyor ben bunu anlamıyorum.
 
Medya etiği, geçmiş te yalan haber yapan muhabirleri işlerinden eder bir kuralı uygulardı. Tekzip yiyen bir mubabirin anında işine son verilirdi. Ve gazetecilikte de araştırma ve doğru haber yapma yarışı olurdu. Bunları sağlaması gereken basın konseyi ve Gezeteciler cemiyetlerinin Başbakanı kınama yerine medya etiği konusundaki hassasiyetlerinin bu toplumu inandırıcı şekilde ortaya konmasını da beklerdim ayrıca ama yok, biri bir taraf öbürü öbür taraf gibi karşıt hataların gırdabına giriyor.
 
Başbakan Erdoğan’ın Doğan medya grubunu hedef alması ne kadar yanlışsa ve O’nu bu yanlışı yapmasına hangi danışmanları ittiyse onlarda yanlışa ortak oldular ama beri de Doğan medya grubunun hedef alınmasına tepki koyan medyamızın büyük değerlerine de açıkçası bu tartışmada yer almış olmalarını yakıştıramadım. Hadi diyelim ki başbakanı danışmanları yanlış yönlendirdi ve konuşturdu ve hata yaptılar. Bu hataya su taşıma gibi bir duruma basın sektörüne yıllarını vermiş ustalarımızın daha temkinli yaklaşımını beklerdim. Sabırsız davranıldığını düşünüyorum.
 
Türkiye, dikensiz gül bahçesi mi sanılıyor ki? Hiç dikeni olmayan gül olur mu? Bu olursa tabi ve doğal gül değildir kesinlikle, şu hormon olayı gibi genleri ile oynanmış güllerdir belki dikensiz güller ama ona da ben gül demem ki zaten. O zaman, gül, dikeni varsa gül olur ve dikensiz gül’den de gül olmaz bence.Türkiye’de bir gül ise eğer ki gül gibidir, onda da azıcık diken olmalıdır. Tabi olan budur. Yani başbakan, bir yandan “muhalefet yok” derken, öbür yandan da bu ülkede muhalefet boşluğunu doldurmaya çalışan medyanın Doğan mı, Çalık mı veya sağcısı solcusuna bakılmaksızın özgürlüğüne helal gelebilecek tutumlarına karşı çıkmamalıdır. Basın, elbette hür olmalıdır ve sevenler kadar sevmeyen insanların da Hükümeti, iktidar partisini dilediği gibi eleştirme hakkına saygı duyulmalıdır.
 
Avrupa Birliği’ne girmeye çalışan bu ülkede elbette “yalan” yazmak, basın özgürlüğü değildir. Ama, yasalarda belirtilen tekzip hakkını da layıkı ile yapmamakta basın etiğine uygun değildir. O zaman varsa yasal önlemleri ve yaptırımları, yalan haberlerin tekzip edilmesinde de tanınmış hakların kullanımını en seri şekilde sağlamak yine bu ülkedeki iktidarın işidir. Varsa aksaklıkları, buyursun gidersin iktidar ama “yalan yazıyorlar” diye kalkıp, bu ülke insanına “sen şu gazeteleri okuma, şunları oku” gibi bir dayatmayı da yapmak ancak “ana muhalefet” veya “yavru muhalefet”e yakıştırılabilir. İktidardaki bir partinin hele hele başbakanın kalkıp böylesine bir acizliğe alet edilmesi, bu ülkeye yakışmaz. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanının yazılı veya görsel medyaya, kendi partilileri önünde basın ahlakı dersleri vermesi de tabi karşılanamaz ve doğru da olmaz. Bu ülkede medyadan sorumlu bakan varken, başbakanın her şeyi üzerine almasının bir anlamı ve mantığı yok. Sayın başbakanın bu konudaki danışmanlarının özellikle yine başbakanın dış işlerinden sorumlu danışmanlarından ders alması gerekir diye düşünüyorum.
 
Biz Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, medya da akreditasyonlarına itiraz ederken, bu ülkenin başbakanının da medya da bir nevi akreditasyonmuş gibi algılanabilecek çıkışlarına elbette katılmak mümkün değildir. Ne yani, beğenirsin beğenmezsin ama “yalan” yazmıyorsa, her türlü düşüncenin dile getirilmesine neden saygı duyulmasın ki? Medya, yeterli bilgiyi dilediğince alamıyorsa, bilgi yolları kapatılmış medyaya sınır koymak, bu halkın “hür” haberlerden yoksun bırakılması anlamı taşır ki bunun da AB yolundaki “gül” gibi ülkemize yakışmayacağına inanıyorum.
 
Onca AB uyum yasaları çıktığı halde, güya özgürlükler noktasında onca yol alınmış olmasına karşın bu ülkede hala basın özgürlüğü konusunda bir arpa boyu yol alınabildiğine ne yazık ki inanamıyorum. Özgür düşüncelerin hala bu toplumda kendilerini ifade edebildiğine de inanmıyorum. Bir gün tam anlamıyla demokrasinin herkesçe kanıksanacağına olan inancım devam etmekle birlikte bugün gelinmiş noktanın hala fikir özgürlükleri açısından yeterli olduğu kanaatinde değilim.Gül’ü, dikenlerinin anlamlandırdığına inanıyorum. Tabi genleriyle oynanmamış gülleri kastediyorum. Kalın sağlıcakla.
 
 
Not: Bu yazım aynı zamanda www.karadenizolay.com ve  www.kuzeyhaber.com  da yayınlanmaktadır.
 
 
 
 
 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.