Beşiktaş-Galatasaray maçı oynanmamalıydı!

M. Kemal AYÇİÇEK – 23 Eylül 2013 
Maç yazısı yazmıyorum. Spor karşılaşmalarında kendimi salağa bağlamışım, anlamadığımdan değil ama oyunlar üzerine düşünmeyi bile kendime zul saydığımdan. Adı üstünde “oyun” olan bir olay, neden yazılır? Ya da yazsan ne olur yazmasan ne olur? Yani şimdiki moda ile bir de tarafsanız zaten, yenildiğin bir karşılaşmadan sonra ne yazacaksın? Veya yendiğin bir maçtan sonra ne yazacaksın?
Eskilerde televizyonlar yoktu radyodan maçı anlatırdınız, insanlar o maçı sizin anlatımınıza bağlı olarak dinler, sanki sahadaymışsınız gibi bir hisse kapılırdınız ve bir zevk yaşardınız! Televizyonlar çıktı, maç seyrediyorsunuz, o seyrettiğiniz maçı yazmanın ne mantığı var? Maç seyredemeyen okurlara hitap ediyorsunuzdur peki ona da tamam! Yazmakla kalmıyor, aşağı yukarı tüm Televizyonlarda o yazarlar, bir de bu oyunları yorumluyorlar tabi. Yorum yapanlar da ‘Taraf’tar! Siz zaten taraftar olarak seyredip, o insanlara reyting kazandırıyorsunuz, onlarda siz izleyebilesiniz diye sizin gönlünüzü hoş edecek ne varsa söyleme yarışına giriyorlar! İşi kavgaya dönüştürdükleri bile oluyor değil mi? Neden? Adamlar, ‘taraf’ ve zaten fanatikler! Sizde onlardan etkileniyor ve taraftarsanız zaten bileniyorsunuz, doluyorsunuz, patlama noktasına geliyorsunuz bir de maça gidiyorsanız zaten o zaman kendinizi de unutup, isteseniz de istemeseniz de o olayların içinde kendinizi buluyorsunuz!
Bu yazıyı yazmaya karar vermem aslında oğlum, babam, annem ve amcam’ın Beşiktaş- Galatasaray maçının oynandığı sıradaki sohbetleri. TV’nin Kumandası Spor Yöneticiliği son sınıfta okuyan oğlumun elinde, sık sık kanallarda geziniyor ama o kanallar da hem skor ve hem de spor yorumları yapılıyor. Aslında bizim çok da ilgili olduğumuz bir gezinti değil ve zaten babamda ondan rahatsız olunca oğlum duysun diye, “fuzuli işler bunlar, hep spor hep spor, ne geçecek elinize, bu kumanda sizde olursa daha derslere bakar mısınız? Ne anlarsınız bunlardan, ne dedikleri belli, ne yaptıkları belli” diyordu ki, oğlum bana bakıp, gülümsedi. Hani ‘Sen bir şey demiyorsun ama dedem her zaman der, ilk defa söylemiyor bunları, ben alışığım’ deme gülüşü onunkisi. O anda maç Beşiktaş’ın 1-0 önde olduğu şeklindeydi. Yine de babamın içi rahat olsun diye hatırlatma gereği duydum, oğlumun Spor yöneticiliği bölümünde okuduğunu, zaten işinin spor olduğunu söyleyince babam ve amcam TV Kumandasının neden spor kanallarında gezindiğine fazla takılmadık!
Biz normal sohbetimize devam ederken alt yazılar geçmeye başladı kanallardan ve maçta olaylar çıktığını ve yorumcuların bir yandan maçı seyredip, yorum yaparlarken olayların büyük olduğunun farkına vardık. Tabi skor değişmiş, Beşiktaş -1, Galatasaray 2.  Maçın uzatmalarda tatil edilmesi derken hiç ilgili değilken biz de kendimizi maça yoğunlaşmış halde bulduk. Babam, annem, amcam pek anlamasalar da olayların büyümüş olması, koltukların sökülüp polislere atılması artık oyunun bizi de ilgilendiren hal almasını sağladı. Pür dikkat kesildik bu maç sonucuna artık. Hiç birimiz ne Beşiktaşlı ne de Galatasaraylıydık, biz Trabzonsporluyuz ama olsun, Televizyonların gündemi olaylı Beşiktaş-Galatasaray maçı olunca biz de ister istemez ilgili olmak zorunda kaldık! Hasta annem, “ne olacak şimdi?” diye sordu, oğlum, “Baba Anne, maç tatil edildi. Yani normal süresi bitmiş, dört dakika uzatmaların iki dakikası oynanmış ama hakem maçı tatil etmiş. Yani, maç bitmedi ama Beşiktaş hükmen mağlup olur, Beşiktaş’ın sahası kapatılır, ceza gelir. Galatasaraylı Melo’ya da ceza verilir. Galatasaray hükmen galip ilan edilir yani bu maçı 3-0 kazanmış olur! Başka bir şey olmaz, önemli değil, spor da bunlar olur, normal işler” diye açıklık getiriyor. Babaannesi, aslında olaylara takmış, güzel bir maç varken neden olay çıkmış, o onların çözümlemesini arıyor aslında ama bizimkisi ona spor diliyle olayı aktarıyor! Sonra ben devreye girdim annemin anlayacağı şekilde izah ettim, o da rahatladı!
Spor Genel Müdürü Mehmet Baykan’ı bir kanalda dinlerken biletsiz 11 bin insanın sahaya maçtan önce girdiğini, turnikelerin kırıldığını anlatınca insan ister istemez bu maç neden ve nasıl oynatılır diye düşündüm. Madem böylesi büyük bir derbi maç öncesinde normal olmayan bir takım olaylar olmuş, böylesi bir maça nasıl izin verilir? Yok mudur böylesi bir maçı iptal etme otoritesi Türkiye’de? Madem 76 bin kişilik stad, kontrol dışına çıkmış insanların etkisinde ne diye bu maça izin veriliyor. Kapılar kırılıp, o maça giren güç (!), nasıl bir güçse, o maçı sana helalinden seyrettirir mi? Sonra Twitter’dan maç sonrası tepkileri izliyorum, Beşiktaş- Galatasaray maçı meğer Gezi olaylarının devamıymış tan tutun, Beşiktaş’ın “Çarşı” grubunun ve “1453” grubuna, ‘Provokasyondan tutun, 28 Şubat’ın yargılanmasına göndermeler yapılıyor. Facebook’ta ayrı tartışmalar, mesela, “sahaya dökülen pislikler her yer taksim her yer direniş diye bağırıyorlar! Şimdi bunun futbolla ne alakası var? Neyin peşinde olduğunuzu, nelere alet olduğunuzu ve ne 'MAL' olduğunuzu cümle alem anladı artık neye uğraşıyorsunuz hala? Ne arsız çıktınız be! Futbola bulaşmayın bari GEZİ ZEKÂLILAR!”
Ben tüm sahaların herkesin olduğu, tüm taraftarların maçları karışık bir halde, hep birlikte seyredebildiği, statların tribünlerinin tel örgülerle örülmediği statları özlemişim. Maçların eskiden olduğu gibi öyle takımların olmadığı, taraftarların taraftarlıklarının tüm taraflarla iç içe olabilecekleri, insanca birlikte maçların seyrine doyulmayacağı günleri özledim. Ben, Devlet kapısında bir görev alındığında tüm insanların “taraftar”lıklarından istifa etmeleri gerektiğini, Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız da dahil olmak üzere, tüm polislerin, tüm öğretmenlerin, tüm kamu görevlilerinin taraftarlıklarından istifa etmeleri gerektiğine saygı duyuyorum.
 Sporda başarılı olanın herkes tarafından alkışlanması gerektiğine, şikesiz, hilesiz, hurdasız bir oyunda galip gelenin alnından öpülmesi gerektiğine inanıyorum. Kim olursa olsun, hangi takım olursa olsun, şampiyon olan takımın tüm milletin saygınlığını hakikaten kazanmış olmasının gereğine inanıyorum. Taraftarlığını taşıyamayacak insanların bir takımın taraftarlığına da layık olmadığını düşünüyorum. Normal insanın, gerçekte ‘başarı’ kriterine göre spor dallarındaki insanlara, alın terinin, emeğinin bedeli olarak alkış göndermesi, tebrik etmesi ve alnından öpmesi gerektiğine saygı duyuyorum. Adı “oyun” olan her karşılaşmanın veya mücadelenin, hiçbir insanın üzülmesine, dövülmesine, sövülmesine alet edilmesine de hiç mi hiç saygı duymuyorum. Kalın sağlıcakla.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.