Bugün bayraam, kutlanacaaak kutla!

M. Kemal AYÇİÇEK – 16 Ocak 2012 
Bizim, 10 Kasım’larımız vardı ya hani, siyah önlüklerle girdiğimiz ve de beyaz yakalıklarımızın çıkarıldığı ve öylece “yas”tayız havasına girdiğimiz çocukluk yıllarımızda, bir anlam veremez ve çocukluk işte, alttan alta birbirimize bakıp gülerdik o matemimize. Hatta ben bir keresinde kürsüye çıkıp, şiir bile okumuştum hem ne okumaydı, tüm arkadaşlarımı ağlatmıştım bile, alkışlayanlar olmuştu da öğretmenler onları durdurmuştu, hiç unutamam o 10 Kasım’ı.fotoğrafım bile vardır. Kuzey Koreliler, devlet başkanları öldüğünde hani caddelerde birbirleri ile ağlama yarışına giriyordu ya, benim aklıma da o bizim bir zamanlar ki 10 Kasım’larımız geldiydi işte. Bu kadar da tıpkısının aynısı olabilecek uygulamalar yer yüzünde kaç ülke de vardır kim bilir?
Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Yong İl’in 69 yaşında ölmesinin ardından Kuzey Kore’de insanların “zorla” ağlatılmasından ne farkı var bizdeki şu bayram kutama anlayışının..19 Mayıs’tan tutun 23 nisan’da dahil, 30 Ağustos’tan tutun, 29 Ekim’e bakın, hangi bayramda insanlar, kendi istek ve arzuları ile bir yönledirme olmadan ve de kalplerinden gelen coşkuyla, hangi bayramı kutluyorlar? O bayram kutlamalarında bakın, sadece bayrama katılan öğrencilere değil, gidin sokaktaki esnafları gözleyin, hangi biri,  o bayramları gerçekten bir bayram edasında ve de olgunluğunda, coşkusunda ve neşesinde kutluyor? Var mı göreniniz? Ben bir coşku göremedim ve bizdeki tüm milli bayramların yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bence “emir” gibi kutlattırılacak o bayramlar yerine coşku ile insanların kalpten, içten katılımlarının olacağı, insanların mutluluklarının yüzlerinden fışkıracağı  bayramlar kutlanmalıdır.12 Eylül’de neredeyse bayram ilan edilecekti biliyorsunuz, tartışılmıştı bile..
Şimdi bizim MEB Bakanlığının “genelge”si tartışılıyor. Oysa bakan Dinçer, konuyu şöyle açıklıyor;
“19 Mayıs kutlamalarının şekli itibariyle tüm modern dünyayla kıyaslandığında bir takım farklı ihtiyaçların ortaya çıktığını belirten Bakan Dinçer, şöyle konuştu: ''Özellikle 1940'lı yılların daha çok otoriter yönetim anlayışının ritüeli olarak ortaya çıkan bu ve benzeri türden kutlama şekilleri, modern dünyanın çok uzun zamandan beri terk ettiği şekiller. Tüm dünyanın şu anda üzerinde vurgu yaptığı husus, bireyin ve sivil toplumun potansiyelinin açığa çıktığı, kendi tarzlarını uygulamaya yöneldiği bir eğilimi ifade ediyor. Biz de Cumhuriyetimizin bu önemli simgelerini kutlama tarzında Cumhuriyet'in ruhuna uygun, daha modern bir yapı olması gerektiği kanaatini taşıyoruz. Bu sebeple 19 Mayıslarımızı daha görkemli, daha etkin bir şekilde kutlayacağız. Vatandaşlarımızın daha etkin katıldığı bir kutlama şekline dönüştürmeyi de arzu ediyoruz. Ama şu anda yaptığımız şey, konu üzerinde herhangi temel değişiklik değil. Biz mevcut kanun ve yönetmeliklerde herhangi bir değişiklik yapmaksızın sadece kanun ve yönetmeliklerde var olan önerilerin uygulanmasını talep ettik. Bunun sebebi şu; özellikle 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren değişik gerekçelerle bu kutlamalara bir takım eklemeler yapılmış ve giderek maliyeti artan ve özellikle de eğitimimizi olumsuz yönde etkileyen sonuçlar doğurmaya başlamıştır.''
Şimdi bunun MHP lideri Devlet Bahçeli’nin dediği gibi “milletin temel değerlerine kast ediliyor” gibi algılamak, ne kadar doğrudur? Hangi devirdeyiz? O bayramlara katılan çocukların (çocuğu olmayanlara hava hoş olabilir) bayramlık kıyafetleri için evlerinde dil döktürmesinden tutun, o bayram elbisesini alabilmek için kaç kapı gezdiklerine varıncaya kadar bunları da yakından bilenlerdenim. Türkiye’de bir çok uygulama, aynen o Kuzey kore’deki uygulamalar gibidir ve bu törenselliklerden mutlaka sıyrılmak ve törenlerde sivilleşmeye gidilmelidir.  O sözü edilen bayramlara halk gitmez, hiç umursamaz bile ama sırf çocuklarının onca gayretini görebilmek için gider bayramlara. Yani bayramlara giden halk da zaten törenlerde görev alan çocukların aileleri ve sevenleridir yoksa bayram sevenler değillerdir. Bunun bilinmesi gerekir. Hala kupkuru hamasetlerle bayram kutlamalarına artık gerek yok. Yani sırf “rol” icabı bayram kutlamalarına artık son verilmelidir. Herkes her şeyin farkındadır ve “milli” denilerek kutlanan bayramlar, ya çocuklar, ya öğrenciler, ya da askerlerimiz üzerinden halka yutturulmaya çalışılan bayramlar olmaktan çıkarılmalıdır. Bayramlar, toplumların canı gönülden katılıp, coşku ve mutluluk günleri olabilmelidir. Bunu sağlamadıktan sonra siz istediğiniz kadar tüm liselileri, tüm ilkokul öğrencilerini, tüm askeri birlikleri bayram yerine sürseniz de o bayramlar bayram olmaz, halk olmadıktan sonra. Türkiye’de ne yazık ki bayramlar bu mantaliteye  dayandırılmış ve bugüne kadar da kutlanmıştır. Şeklen kutlanmıştır. Tıpkı Kuzey Kore’de olduğu gibi, aynen. Hele o 10 Kasım’lar, gerçekten aynen Kore’deki gibi yaşanmıştır yıllarca.yazık değil mi şimdi o günleri yaşayan insanlara, ya da yazık değil mi o yılları yaşatan insanlara, bakın şimdi gülüp geçiyoruz hallerine öyle değil mi?
MEB’in o genelgesinin ardından Eğitim-Bir-Sen İstanbul 1 Nolu Şube Başkanı Emrullah Aydın’in değerlendirmesi aynen doğrudur, bakın o değerlendirmede ne diyor;
“Öncelikle yazıyı yerinde bulduğumu ifade etmeliyim. Bunun söz konusu yönetmelik gereği olduğunu da biliyorum. Her milletin milli gün ve bayramları olduğu muhakkak. 19 Mayıs kutlamaları 1928’den bu yana kutlansa dahi, “Ulusal ve Resmi Bayramlarda Yapılacak Törenler Yönetmeliği”nin yürürlülük tarihine baktığımızda, bir darbe mantığı kutlama tarzı olduğunu anlayabiliyoruz. Ülkemizdeki milli bayram kutlamaları askeriye, polis teşkilatı ve eğitim camiası üzerinde yoğunlaşmıştır. İşin bu tarafından konu nereye çekilir bilmiyorum? Ancak 19 Mayıs törenlerinin yıllardır batı kültürü dansları ile çocuklarımızın, özellikle kız çocuklarının bir milli bayram görüntüsünün ötesinde, zaman zaman suiistimal edilebildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Milli bayramlarda milli renklerimiz, kültürümüz, eğlencemiz yer alması gerekirken, şort ve mini eteklerle, genç kız ve erkek çocuklarımızın tabir yerinde ise “hayâ damarları çatlatılıyordu”. İşin en vahim yanı burası. Özellikle batının klasik müzikleri eşliğinde, yine batının klasik danslarına yer verilirdi. Sizin anlayacağınız; milli bayramda, milli kültür yok edilmeye çalışılıyordu. Milli eğitim bakanlarının siyasi düşüncesi doğrultusunda bu kutlamalara, zamanla halk oyunlarımız dahil edildi.
Kutlamaların eğitim öğretimi aksatması ise ayrı bir sorun. Öğretmenler iyi bilir; 23 Nisan kutlamalarının hemen ardından 19 Mayıs kutlama çalışmaları başlar. Ve bu tarihten sonra okulda eğitim fiili olarak biter. Her sınıfın üçte biri tören çalışmaları için derste yoktur. Derste olanların ise bando ya da müzik sesinden dolayı ders yapmaları imkanı yoktur. Gerek törenlerin içeriği, gerekse eğitimi aksatması nedeniyle MEB’in yönetmelik gereği olarak gönderdiği yazıyı yerinde bulduğumuzu ifade ediyoruz”
Onlar eğitimci, gerçi o genelgeyi değerlendirmek için illa da eğitimci olmaya da gerek yok ama yapılan tartışmalar, farklı cepheleri harekete geçirince insan ister istemez bu tarz konulara da dahil oluyor. Madem herkes kendi cenahından bu tartışmaya katılıyor, e biz de bu ülkede öküz değiliz ya, çorbada tuzumuz olsun istedik.  Ha bana , “sana mı kalmış öküz” diyenlere de “mö” derim yani. Kalın sağlıcakla. 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.