Cepler de tık yok

 Bir yıl daha geride kalıyor. 2003 yılı.. 2002 yılının 3 Kasım’ında yapılan seçimlerde tek başına iktidar olmayı başaran Ak parti’nin takvim yılı olarak ikinci yılını deviriyoruz. Dolardaki seyir, Türk lirası karşısında istikrar kazanmış, euro arayı biraz açmış, ihracaatta rekorlar kırılmış, enflasyonda rakamsal iyileşmeler, faizlerde de gözle görülür gerileme var. Ama vatandaşın cebinde hala hissedebildiği bir iyileşme olmadı.
Cep delik cepken delik olan vatandaşlar, indirimlerin yüzde 99’lara vardığı bu ortamda bile mağazalara yanaşamıyor. Ha mağazalarda satışlar yok mu? Var elbette ama o alışverişi yapanlar, krizin en yoğun olduğu günlerde de aynı işi yapanlar değiller mi? Onlar akılları sıra ,ülkedeki iyi havayı adeta yayma misyonunu üstlenmişlermiş gibi hareket ediyorlar. Benim görebildiğim iyileşme henüz yok!
Yanı başımız da ki Rize’den gelen mandalina bile 3 kilosu 2 milyon liraya satılıyor. marul hala bir milyon liraya satılıyor. Kuru soğanın kilosu 800 bin lira, patates 300 in liraya alıcı bekliyor. Bir takım elbise kumaşı hariç sadece dikişi 150 milyon lira. Dersane ücretleri 1 milyar 500 bin lira. Bir kilo istavrit 2 milyon lira. Yani neyi alalım ki onda gerçekten cebimizin rahatlığını hissedebilelim? Yok böyle bir şey!
Tuzu kuru olanlar için zaten bu ülkede kriz mi vardı? Ankara’da Çankaya’da oturanlarla Sincan’da oturanlar arasında gazete okuru açısından bir fark yok mu? Gazetelere bakılırsa her yer güllük gülistanlık ama gazeteyi okuyan kitle o Çankaya oturanları, Sincan’dakiler değil.
Gazeteler, eskiden halka kendilerini okuturlardı şimdilerdeyse gazete okuyanlar da o kriz etkisi çekmeyen kitleler oldu. Kitle demekle işi abartmış oluyorum belki kitle değil de bir kısım insan demeliydim. Kitle çok kalabalıkları anlatıyor. Eğer bu gazeteleri kitleler okuyor olsaydı trajlar, 10 yıl öncesinin trajları kadar olamazdı! Bugün, küçüklü büyüklü gazetelerin toplam trajı, 10 yıl öncesinin trajını bile yakalayamıyor!
Aynı gruba ait 10 tane gazetede aynı muhabirin ürettiği haber yer alırken, aynı muhabir 10 ayrı gazetede değerlendirilen emeğinin karşılığını bir tek gazetede çalışıyormuş gibi alamıyor. İnsanın emeğini salt hükümetler değil, aslında sarı sendika olayları yüzünden tüm toplum çeker oldu. Sermaye, kul köle edindiği insanları sömürürken, hükümetlerde bu sömürü düzenini devam ettirmeleri adına sermaye guruplarının manüpilasyonlarına adeta çanak tutar haldedir.
Bankada 300 milyar lirası olan insana bir tek vergi yükü bindirilmezken, vergi muafiyeti hakkı tanınırken, üç kuruşu olmayan asgari ücret çalışanları, ülkenin vergi yükünü çekiyor. Sigorta, Bağ-kur primlerinin sabır sınırlarını aştığı bu toplumda sürekli çalışanlar ezilmekte ve vergi takibine tabi tutulmaktadır. Aslında vergilendirilmeyen kesim, hala lalia kapılarını aşındırırken, devletin onları göremiyor olması kabul edilemez. İstanbul’un levent’inde Ortaköy ’ün de adeta devletle dalga geçenler, ne yazık ki bu ülkenin kaymağının keyfini sürmektedir.
Nerede Adalet? Başında Adalet kelimesi olan bir partinin iktidarının ikinci yılında adaletsizliklerin varoluşuna daha ne kadar tanıklık edebileceğiz ki? Ha evet başbakan Recep Tayyip Erdoğan, seçim gezilerinde de göreve geldiğinde de “ilk bir yıl benden bir şey beklemeyin” demişti. Beklemedik. Sabrettik ama bu yıl artık her halde hükümetten bir şeyler bekleme hakkımız doğmuş oldu. 2004 yılının ülkemiz ve insanımız için hayırlar getirmesini diliyorum. Kalın sağlıcakla.29.12.2003
  

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.