Darbe girişiminin amacı ne idi!

 



M. Kemal AYÇİÇEK - 5 Eylül 206


Şimdiye kadar hep “Dış güçler” dedik durduk, Bu ülke de güzel olan her şeyin karşısına kim ne maksatla çıkarsa çıksın öncelikle hep dışarıya baktık. Öyle ya Nato ülkesiyiz, ABD’nin stratejik ortağı bir ülkeyiz, AB üyelik başvurusu yapmış bir ülkeyiz, kanunlarımız bile üyelik başvurusu yaptığımız ama yarım asırdır hala bize “bekleyin” diyen ülkelerden aldığımız kanunlar vs. Yani, biz bize kaldığımız da hep, “Batı ne dediyse yaptık ama hala bizi oyalıyorlar” demiyor muyuz? Şu 15 Temmuz darbe girişimi ile bize aslında ne denilmek istendi?
 



Ülkemiz Türkiye Cumhuriyeti kurulurken bize aslın da bir şey dendi, “Lokanta kapanacak ve restoran da yemek yiyecek siniz!” yani, “Biz nasıl istersek öyle yemek yiyeceksiniz, siz yemek yemeyi bilmiyorsunuz!” Biz “Tamam, sizin gibi yemek yiyeceğiz” dedik ama onlar bunu yeterli bulmadılar. “Biz, çatal, bıçak kullanıyoruz, siz de kullanacaksınız” dediler, “Tamam, tamam biz de bıçak, çatal kullanıyoruz” dedik yine razı olmadılar. “Evet, çatal, bıçak kullanıyorsunuz ama o çatal ve bıçakların modası geçmiş, her yıl bıçak ve çatal modelleri değişir, siz model değiştirmeden aynı çatal ve bıçakla yemek yiyorsunuz, bu çok ayıp, uygarca değil ama siz ısrarla eski bıçak ve çatal kullanmakta ısrarcısınız bu olmazz” diyorlar.

 


Daha önceleri işin espri boyutuna bakıp, Bayburtlu bir esnafın İstanbul’daki dükkân açma ve işyerine astığı bir tabelayı anlatırdık. Hani şu büyük Perakende satış mağazaları zincirlerin de çalışandan iktisat edip, raf sistemlerini geliştirip, müşterinin istediği şeyi kendisinin alıp, kasalara doluştuğu yani müşterinin tezgâhtarlığa dönüştürüldüğü anlayışta olduğu gibi. Acıktığın da kafana göre etini al, pişir ve ye, hepsi o kadar. Yani altı üstü bir karnını doyurmak, onun için de seremoniye gerek yok.

 


Karadeniz Bölgesi’n de yaygındır, “Kendin pişir kendin ye” tarzı özellikle et, köfte kasapları. Kasap size mangalı verir, eti ya da köfteyi verir, siz mangal başın da pişirir yersiniz. Bayburtlunun biri de işte bunu İstanbul’a gidip, Kartal’da aynı işi yaptığı kasabın levhasına, “Kendin pişir kendin ye” yerine, yine o yöre insanının kendi lehçesi ile anlayabileceği şekil de “Sen seen bişür, sen seen ye” diye levha asması olayı, aslın da bizim sade, samimi tarzımızın bir göstergesidir.

 


Batı, yanı “Dış güçler” işte bizim bu samimiyetimizi kendi milletlerin de görmedikleri için bizi de kendi insanlarına benzetmek istediklerinden bize yemek kültürünü bile her yıl modası yenilenen çatal ve bıçakla aktarmak istediler. Kapitalizm, olduğu yerde durmak yerine her gün yeni yeni sömürge biçimleri belirler, Dünya’nın her neresin de sömürülmesini düşündüğü en ufak bir ortam gördü mü de fırsatı kazaya bırakmaz anın da sömürüyü gerçekleştirmek için her türlü yolu mubah sayar ve ona göre de sömürmek istediği toplumları baskı altına alır.

 


Bunu çatal, kaşık, bıçak satan zücaciyeciler iyi bilir. Sadece zücaciyeciler değil ki tabi hemen her sektör de aynı zihniyet iş başındadır. Sizin en yakın dostunuz bir işte çalışır, bakarsınız hiç alacak olmasanız da sizin o almak istemediğiniz ürünü sırf onun hatırına almış olursunuz! Böylece siz de istediğiniz kadar Kapitalizm karşıtı olun bir şekilde o sömürünün bir parçası haline gelirsiniz. Bu silah olur, telefon olur, orak olur, balta olur, tabak olur, bıçak olur fark etmez!
 



Lokantalarımız vardı, yerlerini restoranların aldığı hani. Lokantalarımızdan öncesin de de o kendin pişir kendin ye diye alçakgönüllü ortamlarımız vardı. Kendin pişir kendin ye kasapların da bahşiş yoktu, lokantalar da başladı ama restoranlar da neredeyse zorunlu bir hale dönüştü. Sonra yemek yiyişimiz eleştirilmeye başlandı, “Görgüsüz, eliyle yemek yiyor” diye, filmlere konu edildik. Biz “Sağ el ile yemek yemek sünnettir” diye sağ elimizi kullanırken, Batı “olur mu, o da nereden çıktı, sol el ile yemek yenmeli, sağ el ile yemek yiyenler gerici ve yobazlardır” diye o restoranlar da aşağılanır olduk!

 


Bizde, bize has hiçbir özellik bırakmamak üzere yemek yeme kültürümüze dahi müdahale eden Dış güçler, ülke yönetimin de bizim halk olarak gerçekten söz sahibi olmamıza izin verir mi? Vermez, veremez tabi. İşte Yıllar yıllar sonra Türkiye’de bir lider çıktı, Batı’ya “Sen seen bişür sen seen ye!” diye çıkışınca, Batı çıldırdı! Aslın da o lider Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, “Kendin pişir kendin ye” demek istiyordu ama Dış güçler, diplomatik lisan ile bunu “Sen seen bişür, sen seen ye” diye anlıyordu! Yani, “İşinize bakın, biz kendi pişirdiğimizi bölüşmeyi de yemeyi de biliriz, Dünya beşten büyüktür!”
 



Restoran da çatal, bıçak, kaşık yemek tabağının sağına mı konur, soluna mı konur diye bizi tartıştırıp, yemek yemek için bile bizim saatlerimizi, dakikalarımızı çalan Dış güçler, o çatal, bıçak ve kaşığın modeli ile de oynayıp, o modellerle de her yıl yenisinin ısrarı ile de kendi cebini doldurdu. Biz de de siyasetçiler, “Toplu iğneyi bile dışarıdan ithal eden bir ülke iken…” diye başlayan cümlelerle, bizim daha ileri adımlar atmamızı sağlamaya çalıştılar.

 


Dış güçler, yine içimizden bildiğimiz insanların aklını, enerjisini kendilerine kul, köle yapıp, bu ülkenin temel değerlerini sarsmak, bu ülkeyi kendi planları doğrultusun da avuçlarının için de oynatmak için her yola başvurdu. Medya desteği ile bu ülke de “Milli” olan tüm çıkışları sabote etme pahasına bu ülke insanının oy verdiği insanlar yerine kendilerine bağımlı, emir eri gibi kullandıkları terör örgütleri ile soldan ve sağdan bu ülkeye yön vermeye çalışıyorlar. 15 Temmuz, bunun en yakın somut örneği oldu. Ama Milletimiz, bu ülke üzerin de her türlü oyunu oynayan o dış güçlere, boyun eğmedi. Eğmez de zaten! Bunu tüm Dünya’nın hele de sözde oyun kurucuların iyi bilmesi lazım. Kalın sağlıcakla.

 

 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.