DAVETLER VE MİSAFİRLER

 DAVETLER VE MİSAFİRLER

M. KEMAL AYÇİÇEK-01.11.2003



Ramazan nedeniyle iftarlar bahane edilerek davetler yapılır. Biz de davetler aldık davetlere katıldık. Aslında davetler çok da hoş şeyler. Davetlere icabet etmek lazım hele günümüzde bu davetlerin önemi çok daha büyüdü artık. Ekonomik sıkıntılar, davet edilmeyi bekleyenleri çoğalttı maalesef. Keşke aslına uygun olsaydı her şey, sade ve de gerçekten insani duyguların ön plana alınmasıyla olabilseydi. Dedik ya ekonomik krizler, misafir beklemeden öte misafirliğe gitme mantığını ön plana çıkartıverdi.

Aslına bakarsanız davet olmak yada davet almak bir sıkıntıya dönüştü günümüzde! Davet edilen, davete “ne ile gitmek” gerekirin düşünüşündeyken, davet eden de “bir davet verdi ki” dedirtme peşinde olmasa, davetler üzerinden tebaa amiri rolü oynamasa ne mutlu olurdu. “bakalım senin davetin mi benim davetim mi” mantığı, ortada insani denilen bir değerde bırakmıyor.

Dedem davet etmeyi seven biriydi. Hatta köye gelen dilencileri bile ağırlamaktan hep mutlu olurdu. Zaten köyde bir dilenci bir yerde konaklamak istediğinde de bizim ev tarif edilirdi. Gelirdi dilenciler. Onları ağırlardı dedem. Bizde yardımcı olurduk, sofra kurulmasına yemek taşınmasına ve de sofraya hizmet etmeye yardımcı olurduk. Çoğu kez o davetsiz misafirlerle sofraya birlikte oturur ve yemek yerdik.

Şimdilerde köy gezen dilenciler pek kalmadı. Onlarda çağa ayak uydurdu. Belki de bu yüzden artık misafir kavramı da önemini yitirdi. Tanıdık tanımadık önemli değildi iftar zamanında yoldan geçen insanlar bile davet edilirdi sofralara. Şimdi artık kimse selam bile veremiyor bir başkasına. Başkalaşım yaşıyoruz toplum olarak. Varolan değerleri de tüketmek üzereyiz ne yazık ki!

Bir ara eşim sıkı sıkıya tembihlediydi. “bana haber vermeden bir daha misafir getirme” diye. Bende tamam dedim ve bir gün aslında her zaman birlikte olduğumuz ama davet bile gerektirmeyecek kadar sıklıkla birbirimize gittiğimiz eniştemi bize davet ettim. Eşime de telefonda “misafirim var” dedim.

Akşam iftardan on dakika kadar önce eve tek gittim. Çocuklar, “hani misafir”dediler. Bende geleceğini söyledim tam iftar zamanı zil çaldı. Kapıyı annesiyle mutfakta yemek hazırlığındaki kızım açtı. “anne enişte” dedi. Eşimin gayri ihtiyarı söylendiğine tanık oldum. Enişte eve gelince de onun yanında eşime “ beğenemedin mi misafiri” dedim. Tabi şok olmuşlardı, üzülmüşlerdi. Bir yığın hazırlık yapmışlarmış ve bütün bu hazırlıklara sanki yazık olmuş gibi bir hava estirdiler. Tabi onlara bir ders olsun diye yapmıştık bu anlaşmalı daveti.

Tartışılabilir elbette davetler. Cumhurbaşkanının davet anlayışı daha farklı, törelerin davet şekli daha farklı. Kişiden kişiye göre de farklılık arz edebiliyor davet şekli ama davetler, gösteriş gerekçesi olmamalı diye düşünüyorum. Elbette sokaktan bulduğun insanı davet edemezsin ama davet edilen de illa bir “şöyle mükemmel sofra” beklentisiyle davete gitmez ki öyle değil mi?

En azından ben öyle gitmem. Hem davetlerde misafir umduğunu değil de bulduğunu yemez mi? öyle şatafatlı davetlerden hep nefret ettim. Davet güzelliklerinin sırf bu tür anlayışlarla irtifa kaybettiğini düşünür oldum. Amcamın bir sözü olduydu. “boşuna insanları değiştirmeye çalışmışız yıllarca, aslında herkesi olduğu gibi kabullenmeyi öğrenmeliymişiz” diye. Buna ben de hak verir oldum artık ama bu değişimi kabullenmek zorluyor beni. Kalın sağlıcakla.
  

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.