Don, Karadeniz de moralleri bozdu!

 M. Kemal AYÇİÇEK – 14 Nisan 2014 

Doğu Karadeniz Bölgesi’nde 29 ve 30 Mart tarihlerin de yağan kar ve ardından da oluşan don olayı, moralleri biraz bozdu! Fındık, Çay ve Kivi başta olmak üzere bir çok meyve maalesef son yaşanan don olayından nasibini aldı. Karadeniz Bölgesi’nde de Fındık, Çay , Kivi ve narenciye ticari ürünlerdir. Diğerleri, her evin kendi ihtiyacını karşılayabileceği kadardır. Bir gecelik don olayı, o ticari ürünler dışında ki ürünleri de etkileyince moraller bozuldu sanmayın, Karadenizlilerin morallerinin bozulması çok farklı nedenlerdendir. Bunu Karadenizi bilmeyenler, pek de anlayamaz zaten!

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar;
“Karadeniz Bölgesi: Bölgede yüksek kesimlerinde 250 ile 750 metre rakımda etkili olan kar yağışı fındıkta don riskinin artmasına neden oldu. Yağan kar ve devamında sıcaklıkların eksi değere düşmesi nedeniyle Karadeniz Bölgesi’nde fındık ve kivi bahçelerinde özellikle yüksek kesimlerde yüzde 70-80’lere varan oranlarda don zararı meydana geldi. Don zararı en fazla Ordu, Giresun ve Trabzon il ve ilçelerinin yüksek kesimlerinde görülmekle birlikte, fındık üretiminin yapıldığı diğer illerde de yer yer zararlar oluştu”

Borçlar faizsiz olarak ertelenmeli
Şemsi Bayraktar ayrıca;
 “Kuraklık, don, fırtına, aşırı yağış, sel, dolu gibi tabii afetlerin bolca yaşandığı ülkemiz de üreticilerimizin mağduriyetlerinin giderilmesi ve üretimin sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından, üreticilerimizin Ziraat Bankası, özel bankalar, Tarım Kredi Kooperatifleri, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) prim borçları ile elektrik borçlarının faizsiz olarak ertelenmesi,  bir sonraki üretim dönemi için ihtiyaç duydukları finansmanın sağlanması bir zorunluluk olarak görülmektedir. TZOB olarak bu konu da gerekli girişimlerde bulunacağız” diyor. Buna gönülden biz de katılıyoruz. Gereken neyse yapılır da hiç kimse mağdur olmaz umarım. Fakat ben işin diğer, yani bizim her evin kendi ihtiyacını karşılayacağı kadar olan meyvelerden söz edeceğim.
 

Doğu Karadeniz’de rakımı 250 ile 750 metre olan kısım, sahilden üç kilometre içeriden başlıyor. İç kesimlere doğru da yükseliyor. Ama en güzel çay bahçelerinin, fındıklıkların, kivi ve narenciye bahçelerinin de yoğunlukla bulunduğu alanlar zaten bu alanlardır. Fındık, Çay, Kivi ve Narenciye yanın da bizim kokulu üzüm dediğimiz kara üzüm de dahil, Erik, Trabzon Hurması, Nar, Kiraz, Dut, İncir, Limon, Armut, Ceviz, Ayva’lar tamamen yandı. Henüz çiçek açmamış elmalar ve armutlar kurtuldu.

Tam da  “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” demekten kurtuluyorduk derken, 29 Mart’ta yakalandık bu ünlü Atasözümüze. Gece yarısı 30 Mart’a yarım saat varken, bir fırtına, ardından da kar tipi şeklin de başladı. Seçim günü her yer beyaza bürünmüş tabi,  Millet sandıklara gidip oyunu verdi, tam sandıklar kapandı ardından yine kar yağışı başladı. İşte o gece yağan kardan sonra don oluştu Doğu Karadeniz’de. Pek alışık değiliz bu tür don olaylarına, kar yağışını bile gülerek karşıladık, hani Kar ile biraz alay edercesine, yetmiş yaşındaki Şakire ablama , “Kar yağıyor” dediğim de güldü, ardından da “Mart karından bir şey olmaz, hemen kalkar” dedi. “Don olur mu” acaba diye devam ettim, “Ne doni la, bu zaman da olmaz öyle şeyler” demişti. Önceki akşam yine konuştuk, “Hani don olmaz diyordun, ne oldu?” diye sordum,  gülerek ellerini açtı, “Allah ne yaparsa güzel yapar, Her şeyin en güzelini de Allah bilir” dedi gülerek, ardından da, “Hurmalar, üzümler, nar, incirler bile yanmış, yapraklarını temizledim, belki yeniden açar diye” de ekledi.

Don olayını bana ilk haber veren annem oldu. Ne var ne yok dediğim de bana, “Senin diktiğin Trabzon hurması vardı ya, o donmuş, yaprakları hep sarardı, öyle kötüme gitti ki” derken, babam araya giriyor, “Sade onlar mı ki, Dutlar, incirler, limonlar da yanmış. Erikler dökülüyor” diye tamamlıyor. Onlar, Kivi, Fındık ve çay için insanların yapabileceği bir şey yok ama bahçelerdeki tek tük meyve ağaçları için insanın belki bir önlem alabileceğini ama sanki önlem almamak gibi bir sorumluluğu yerine getirmemiş liğin ezikliğini(!) yansıttılar. Fakat bizim bölgedeki üzümler, öyle Bursa’nın ya da Niğde’nin üzüm bağlarına benzemez. Biz de üzüm asmaları, ağaçların ta tepelerine kadar uzarlar. Meyve ağaçları da, aynı şekil de bodur ağaç değillerdir. Onun için insanın bireysel anlam da don olayına karşı alabileceği bir önlem yoktur. Onları anlıyorum, onların morallerinin bozulmuş olmasının sebebi gurbetteki çocukları ve torunları. Onlar, o meyvelere torunlarını çıkarıp, hangi daldaki meyveyi kimin koparacağının hesabını çoktan yapmış olurlardı. Yaz mevsimi gelip de çocuklar ve torunlar toplanınca, o ağaç senin, bu ağaç benim der, yaz boyu onlarla eğlenirlerdi.

Karadeniz’de bu don olayının moralleri bozmasının asıl sebebi, dut, erik, incir, ceviz ya da kokulu üzümün kendilerince, yenemeyecek olması değildir. Karadenizlilerin bölge de kalanları, o meyvelerin yazın gurbetteki evlatların, torunların, kardeşlerin geldikleri zaman onlara ikram edilemeyecek olmasına üzüntü duyarlar. Bilinir ki gurbette Karadeniz’in kokulu üzümüne hasret vardır, Fındığına, çayına, kivisine, armuduna, narına, incirine, cevizine, hurmasına olan hasret, onu dalından koparmakla geçer. Dedeler, Neneler, babalar, anneler, dayılar, amcalar,  teyzeler, kendi bahçelerindeki meyveleri onun dalında ikram etmeyi sever, gurbetteki Karadenizli de o meyvelerin dallarından aldığı meyvelerle hasret dindirir, özlem giderir. İşte Karadeniz de moralleri bozan, gelecek olan kardeşlerin, evlatların, torunların, kızların, gelinlerin meyveleri dalların da onlara ikram edemeyecek olmaktır. 

İşin bir başka boyutu daha var tabi. O da, gençlerin Karadeniz’den kopmaması için bölgeye zaman ayırmaması. Gurbette olan orta kuşak Karadenizlilerin kaygısı ise;
 “ Çay ve fındık aslın da bahanemizdir, az veya çok ürünün olmasını bahane edip, çocukları öyle götürebiliyorduk memlekete. Şimdi bu durumu bahane edip, onları memlekete götürmekte sıkıntı çekeceğiz, kaygımız bu. Bu zamanda gençler, Sıla-i Rahim’den anlamıyorlar. Sıla-i Rahim; Akraba ve yakınları ziyaret etme, hallerini ve hatırlarını sorma, gönüllerini alma anlamın da bir İslam ahlâkı terimidir. Ölmüş büyüklerin, ecdadın mezarlarını ziyaret edip, onlara dua ikramıdır. Çocuklar, memleketin havasından suyundan, gelenek ve göreneğinden mahrum olmasın, toprağını, evini, ocağını unutmasın istiyoruz. Onlar da pek heves olmuyor, şimdi karşımıza bu don olayını çıkarır, ‘zaten fındık yok, zaten çay yok, kivi yok, ne diye gidelim’ derler, al başına belayı işte! Şu don olmayaydı iyiydi!” Kalın sağlıcakla.
 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.