Eski köye yeni kanun

  M.Kemal AYÇİÇEK - 10 Mart 2008 Pazartesi 
  
Eski köyden kastım Türkiye, yeni kanunlardan kastımda öncelikle Avrupa Birliği yolunda Kopenhag kriterleri de dahil çıkarılan yasalardır. Sanki, AB süreci durmuş ve iktidar, ipe un sermiş gibi kamuoyunda bir kanaatin oluşturulduğuna tanık oluyoruz, aslında öyle mi? Oluşturulmak istenen kanaat doğru mu?
Daha çok geçen yılbaşından itibaren Türkiye’nin AB ile olan ilişkilerinde sanki bir duraklama devresine girilmiş havası, Türkiye’nin iç meselelerinin yoğunluğundan kaynaklanmaktadır. Cumhurbaşkanlığı seçim süreci geçen yılın tam altı ayını aldı götürdü. Bir de genel erkene alınmış seçim süreci, bu ilişkilerin hızını düşürdü. Ama, AB hedefi, ne bugün ve ne de yarın değiştirilemez hedeftir.
İnsanımız, yeniliklere hemen kolayca uyum sağlayabilecek yapıdadır belki ama medyanın gündem takibinde zorlandığı öylesine hızla bir değişim sürecindeki ülkemiz, adeta her şey arapsaçına karıştırılmış ve “kim neyi, ne zaman, nasıl, dedi” leri  bile karıştırır olmuşuz.
Yurt içi ve yurt dışı gelişmeleri ayrıntılarıyla yakından izlerken, mesela  Mehmet Ali Brand’ın sunduğu 32.gün programında  konulara hakim olamayan birilerinin mesela Mersin’de kot giyen genç kızlara şiringayla kezzap sıkması olayını, “ben de türbanlı kızların başına kezzap sıkacağım” gibi yaklaşımlarla ifade etmesi, şüphesiz üniversiteli gençlerin  gündemden bihaber olmalarından kaynaklandığını gösteriyor. Bunu söyleyebilen başı açık bir üniversite öğrencisidir!
Şimdi genç beyinler bile Türkiye’deki gündemi izlerken büyük yanılgılara düşerken, siyasette hele de muhalefette olan insanlar, gündemi nasıl izlesinler? Gündemi izleyemeyen veya algılama da zaafı olan insanda ister istemez gündem dışında kalabilmektedir.
AB sürecinde müzakerelere başlama kararı 2004’te ve bunlara fiilen başlanması ise 2005 tarihindedir. O tarihten bugüne eğitim de, bilimde, sağlıkta, yargıda, savunmada, sanayide, tarımda, insan haklarında, çevre korumada, şehircilikte ve diğer birçok alanda standartların, hayat ve hizmet kalitesinin yükseltilmesi alanlarında önemli yasal adımlar atılmış ve uygulama alanlarında da bu değişim sürecine uyum sağlanılmaya çalışılmaktadır. 
Onca değişiklik, elbette kısa zamanda istenilen somut sonuçlarını görmek mümkün olmayabilir ama yaşanan bir değişim sürecidir ve bu süreç zor bir süreçtir. Onun için eski köye yeni kanun derken, bunu bilinçli kullanıyorum. Toplumun çok değişik alışkanlıklarından sıyrılmasını beklemek doğru değildir. Bu zamanla yerleşecek bir hayat sürecidir.
Trabzon’da bir araç muayene istasyonunun bile AB standartlarında hizmet verirken, halkın çektiği çile ve sıkıntı ortadadır. Vatandaş, aracını alıp Rize’de muayeneden geçirmek için kilometreleri göze almaktadır. Bu bile, bizim Avrupa Standartlarına uyum noktasında yapılan değişiklikleri hazmetmemizin ne kadar zor olacağının açık kanıtıdır. Yani, aracında eksiği bulunduğu halde bunun muayenesinin yapılmamış olmasını bu kuruma karşı bir saldırı gerekçesi yapabilen ve bunda da yandaş bulunabilen bir realiteyi yaşıyoruz. Kolay değil tabi, kalite ve standart öyle bir şey işte!
Ne dinliyorduk Avrupa’dan gelen işçilerimizden, bir trafik kazası yapılınca Avrupa’da “ne trafik polisi çağırması, sen ona bir kart o sana bir kart veriyor ve yolda beklemeden, zaman kaybetmeden, kavga ve gürültü etmeden çekip gidiyoruz, sigortalarımız gereğini yapıyorlardı” demiyorlar mıydı? Şimdi ayni şey Türkiye’de olmuyor mu? Bunlar, alt yapısı yapılmadan olabilecek işler miydi? Bunlar değişim değil midir?
Dışişleri eski bakanı ve AB sorumlusu  olan şimdi ki cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, hem dışişleri bakanlığını ve hem de Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’ni ziyaret edip, son gelişmelerle ilgili brifingler aldı. Bunlar, yoğun gündemler yüzünden gözden kaçmış olabilir ama 2008 yılında yeniden AB ile müzakerelere ağırlık verilmesi konusunda da direktifler veriyor.
Bakınız sayın Cumhurbaşkanımız  Abdullah Gül 13 Şubat’ta, AB Genel Sekreterliğini ziyaretinde aynen şu ifadeyi kullanıyor;
“Önümüzdeki günlerde hep beraber başta cumhurbaşkanı olarak ben, daha sonra hükümet, TBMM, tüm siyasi partileri, herkesin bu konuda çok daha fazla yoğun bir çalışmaya, çok daha fazla bu konuyla ilgili halkı bilgilendirmeye, kurumlarımızın enerjilerini buna yöneltmeye ve Türkiye'yi standartlarını yükselterek müzakere sürecini en iyi şekilde yürüttüğünü göstermeye davet ediyorum. Hep beraber başaracağımıza inanıyorum”. 
Şimdi Hükümet ve TBMM, suni gündemlerden sıyrılıp kuşkusuz bu konulara ağırlık verecektir. Unutmayalım ki, Türkiye AB  müzakerelere başlamak için 40 yılı aşkın bir süre harcamıştır ama AB hedefinden sapmamış ve o istikamette yol almaya devam etmiştir. Hedef bellidir ve bu hedeften de bundan sonra şaşma veya geri adım atma gibi bir beklenti bile söz konusu değildir. Olamaz da!
Hele bir Türban veya başörtüsü gibi suni gündemler, Türkiye’nin AB yolundaki kararlılığına helal getirmez.  Türkiye’de kaygı ve korkularla toplumu bir cendereye hapsederek, yönetimi elinde bulunduran güçler, çeşitli vesilelerle bu güçlerini kaybettikçe Türkiye, ileri gidişini temposunu artırarak gerçekleştirecektir. 
Yeter ki, biz bu değişim sürecini toplum olarak birbirimizi anlayarak, birbirimize danışarak veya bildiklerimizi birbirimizle paylaşarak, kavga etmeden, suçlamadan, medeni toplum bilincimizi yitirmeden hayatımıza uyarlayarak destek olalım. Öyle değil mi?
Not: Bu yazım aynı zamanda  www.kuzeyhaber.com, www.hizmetgazete.com ve Hizmet Gazetesi’nde yayınlanmaktadır.(mka) 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.