Fenerbahçelileri, Abdülcanbaz sanıyordum!

M. Kemal AYÇİÇEK – 7 Ekim 2013

İstanbul’da Fenerbahçe-Trabzonspor’la 0-0 berabere kalınca maç sonunda yine bir hır-gür çıkarıldı ya, Trabzonspor Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’na, Fenerbahçeli bir grup taraftarın saldırı girişimi ister istemez bizi de yazmaya itti. Maç sonrası olayları izleyince aklıma, “İstanbul Beyefendisi” tabiri geldi. “Abdülcanbaz, bir İstanbul beyefendisidir. Düzenin düzensizliğine ve bu ortamdan doğan ahlaksız, namussuz, utanmaz, arlanmaz tiplere karşı savaşan bir semboldür. Haksızlıklara tahammülü yoktur; iyi yüreklidir, mücadelecidir.”


Rakip ister Fenerbahçe, İster Galatasaray veya isterse de Beşiktaş olsun, taraftarlarının hep “İstanbul beyefendisi” olduğuna inanırım. Ne de olsa İstanbul kültürünü almışlardır, hakiki İstanbulludurlar ve isteseler de istemeseler de her zaman “İstanbul beyefendisi” olduklarının bilincinde olurlar derdim, en azından bundan esinlenirler diye bilirim. Hala da aynı kanaatim değişmiş değildir. Zaten maçlardan sonraki olaylara baktığınızda, mesela ekranlardan yayınlanan görüntülerde yer alan tiplere bakıldığında da o “Tip”lerin, yukarıda sözünü ettiğim “İstanbul Beyefendisi” diye bilinen tipler olmadığını görürüz. Şimdi bırakın Fenerbahçe’nin sıradan taraftarlarını mesela Fenerbahçe’nin Başkanı Aziz Yıldırım bile İstanbullu değildir.( Aziz Yıldırım (d. 2 Kasım 1952; Ergani, Diyarbakır), Türk iş adamı, inşaat mühendisi ve Fenerbahçe Spor Kulübü'nün başkanıdır.)


Hal böyle olunca benim o “İstanbul beyefendisi” kanaatim elbette demek hiç mi hiç işe yaramıyor! İstanbul’da Şükrü Saraçoğlu stadında maç dört dakika uzamasına rağmen hakem Hüseyin Göcek, kendi belirlediği uzatma dakikasına riayet etmiyor, uzatmaları beş dakikayı da geçtikten sonra bitiriyor. Trabzonspor Kalecisi Onur, maçın sonlarına doğu saha dışından atılan yabancı maddelerden kaçıp, hakemden yardım istiyor diye, maç bitiminde Fenerbahçeli Selçuk,( Selçuk Şahin (d. 31 Ocak 1981, Tunceli), Türk millî futbolcu. Gençlik yılları Silifke'de geçti. 23 Temmuz 1999'da Hatayspor'da profesyonelliğe geçti. 2003-2004 sezonunda İstanbulspor A. Ş. takımından 3 yıllık sözleşme yapılarak Fenerbahçe Spor Kulübü’ne transfer edildi.) Onur’un üzerine yürüyor! Volkan (Volkan Demirel (d. 27 Ekim 1981-Fatih, İstanbul, Türkiye), devreye girip, o da Onur’a bir şeyler söylüyor! Volkan İstanbullu ama onun da “İstanbul Beyefendisi” gibi davranışını görmedik!


Fenerbahçelileri hep İstanbullu bilmek, onları “İstanbul Beyefendisi” diye görmek benim eksiğim olsun. Futbol sahalarında centilmenlik, yenmek, yenilmek ve bunların tümünü eğlenceye dönüştürmek gerekiyor. Maçlar, hep olmalı ama taraftarlar da birbirlerine tahammül edebilmeliler. Eskilerde biz ister Fenerbahçeli, ister Galatasaraylı, isterse Beşiktaşlı olsun arkadaşlarımızla birlikte maçlara gider, birlikte maç seyreder, birlikte dağılırdık. Bugünün gençlerinin de böylesi günleri yaşamasını istiyorum. Futbolun tadı o zaman çıkar! Böyle statların, tribünlerin ayrılmasının kimseye bir faydası olmaz, hem böyle bir spor da olmaz! Olmamalı. Taraftarlık, centilmenlik, misafirperverlik, alçak gönüllülük ister, fedakarlık ister. Dostluk, kardeşlik anlayışı gerektirir. Bu taraftar dernekleri ne yapar, ne eder, bunların gerçek taraftar yönlendirmelerinde mi bir aksaklık var, tüm bunların irdelenmesi gerekir. Spor müsabakalarına şiddet karıştırmaya kalkan, kendine hakim olamayıp, maç kaybettiğinde kendini kaybeden taraftarlığın bitirilmesi gerekir. Öyle taraftarlık olmaz!


Yazımın başlığında Fenerbahçelileri ‘Abdülcanbaz’ a benzettim, bunu Neşe Mesutoğlu’nun “İstanbul efendisi kimdir?” yazısında gördüm. Bakın o yazı da “İstanbul beyefendisi” nasıl anlatılıyor;
“‘İstanbul efendisi’, numune bir kişiliği simgeler. Eski deyimle, ‘bir üslup’, bir yaşam tarzının temsilcisidir. Eski sözlükler, İstanbul efendisini, ‘kibar, hatırnaz, terbiyeli, müsamahakâr, iyi eğitimli, alçakgönüllü, onurlu, iyiliksever, olgun, çelebi ve haluk; yani iyi huylu, geçim ehli bir kişi’ olarak tanımlar. Bütün bu niteliklerin bir kişide toplanması doğal olarak zordur ve eski dönemlerde de ‘İstanbul efendisi’ öyle adım başı rastlanır bir tip değildir. Bu özellikleri taşıyan bir kişiye acaba niye yalnızca ‘efendi bir adam’ değil de, ‘İstanbul efendisi’ denmiştir?
Bu sorunun yanıtı, İstanbulluların büyük şehirlerini yalnızca devlet merkezi olarak değil, bir kültür ve medeniyet merkezi olarak da benimsemiş olmasında yatar. İstanbullulara göre şehir, içinde yaşayanları etkiler ve onları eğitir, adam eder, belli kalıplara uymaya mecbur eder ve bu şehre layık kişiler olmaya zorlar.
İstanbul her dönemde göç alan bir şehirdir ama 1950’lere kadar gerek alınan önlemler, gerek toplumsal ve ekonomik koşullar nedeniyle aldığı göç yerli nüfusa, yani İstanbul’un mevcut halkına oranla çok azdır ve şehir yeni gelenleri kendine uydurmayı bilmiştir. Bunun sonucunda, göç edenler nereli olurlarsa olsun, bir süre sonra İstanbullu kimliğini almışlardır.


Anonim İstanbullunun birkaç kademe ilerisi, daha incelmişi, daha kültürlüsü ve daha seçilmişi ‘İstanbul efendisi’dir ve İstanbullular niteliklerini belirttiğimiz bu kişiye yalnız ‘efendi’ demeyi yeterli görmemiş, bu insanların eriştikleri aşamaya muhteşem şehirlerinin medeniyetinin katkısını vurgulamak amacıyla ‘İstanbul efendisi’ demeyi yeğlemişlerdir.
İstanbul efendisi iyilikseverdir, kendisine yapılan iyiliği unutmaz, bütün yumuşaklığına karşın yüreklidir. Onun gözünde mevki ve para değer ifade etmez. Bunun yanında kültürlüdür, dili güzel kullanır, en zor durumlardan zekasıyla çıkmayı başarır, bunu yaparken kusur işlemez, örneğin dostlarını incitmez. Taklit edilerek, zorlanarak, edinilecek bir nitelik değildir. Gerçek İstanbul efendisine saygı duymaktan kaçınamazsınız.
Karşısındakini hürmete mecbur eder


Örneğin II. Mahmud döneminde (1808-1839), Halet Efendi 10 yıl kadar devletin en etkili kişisi olmuştur. Padişahın çok sevdiği danışmanıdır. Görevi, bugünkü başbakanlık müsteşarlığına eşit, sadaret kethüdalığıdır. Bir İstanbul beyefendisi olan dönemin defterdarı Moralı Osman Efendi’yi hiç sevmez ve bunu herkese söylemektedir. Fakat bir gün onun konağına geldiğini haber verirler. Uzun bir sohbetin ardından Halet Efendi hiç hoşlanmadığı bu zatı, kapıya kadar inerek uğurlar. Adamları şaşkınlık içindedir. “Niye kendisine bu kadar saygılı davrandınız?” diye sorarlar. Halet Efendi’nin cevabı çarpıcıdır: “Evet sevmem, elimden gelse canını almak isterim, fakat adamın bir ‘İstanbul efendiliği’ var ki, onu elinden almama imkan yok. Bu ‘İstanbul efendiliği de beni ona hürmetle muamele etmeye mecbur ediyor.”
Öfkeli insandan olmaz


Geçen yüzyılın en ilginç İstanbullularından, büyük biyografi bilgini İbnülemin Mahmut Kemal İnal, İstanbul efendisinin pek çok özelliğine sahiptir. Hatır gönül tanır, çok iyi eğitim almış, iyiliksever, terbiyeli, alçakgönüllü olgun bir zattır.
Ancak çok asabidir ve tepkisini hemen gösterir. Uygunsuz durumla karşılaşırsa anında eleştirir ve bu eleştirisi şiddetli olur. Bu nedenle tipik bir İstanbul efendisi olan Hüseyin Vassaf Bey, övgülerine karşın ona ‘İstanbul efendisi’ demez. Bunun yerine ‘devr-i kadim efendisi’, yani ‘eski dönem efendisi’ tabirini yeğler.


Milliyet’in ünlü karakteri


Abdülcanbaz, 1957 yılında Turhan Selçuk tarafından Milliyet Gazetesi için çizilmeye başlanan çizgi roman ve çizgi romanın başkahramanıdır. O yıllarda Milliyet’e yarım sayfalık yabancı bir çizgi roman vardır. Abdi İpekçi, Turhan Selçuk’tan ısrarla bu çizgi romanın yerlisini ister. Abdülcanbaz, bir İstanbul beyefendisidir. Düzenin düzensizliğine ve bu ortamdan doğan ahlaksız, namussuz, utanmaz, arlanmaz tiplere karşı savaşan bir semboldür. Haksızlıklara tahammülü yoktur; iyi yüreklidir, mücadelecidir. O, her çağda halkın özlem duyduğu, düşlerinde gördüğü kahramandır. Bazen günümüzde sürdürür yaşantısını, bazen Osmanlı Devleti’nin cesur bir levendidir. Bazen masal dünyalarında yaşar, kötü tabiatlı devlerle çarpışır, bazen İstiklâl Savaşı’na katılır, bazen deniz diplerini kulaçlar, bazen de uzayı adımlar. Zaman ve mekân tanımadan çıkar serüvenlerine.
Cesurdur, akıllı ve zekidir, çelikten kaslara sahiptir. Bu üstün niteliklerini daima iyinin, haklının, ezilmişin yanında, zalimlere, sömürücülere, namussuzlara karşı kullanır. Onun ünlü ‘Osmanlı tokadı’ ve aklı, her çağda etkin bir silahtır. Neşe Mesutoğlu)”


Trabzonspor Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, “Ben her zaman Fenerbahçe seyircisi ile övgü ile bahsettim. Eğer küfür etti iseler kendi sınavlarını vermişlerdir” diyor ya, işte o da bence İstanbul beyefendilerinden söz ediyor. Belki de Anadolu’dan İstanbul’a bakış, genelde hala böyle oluyor! Kalın sağlıcakla.


 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.