Futbol ‘un bir “Oyun” olduğu bilinmelidir!

M. Kemal AYÇİÇEK - 25 Nisan 2016

Yıllarca önceleriydi, spor yazardım. Maçlara gider, dakika dakika maçı gözlemler ve bunu satır satır anlatırdık. Bir kare fotoğraf çekip, onun filmini yıkayıp, karta basıp, telefoto ile gazete merkezine gönderip, yarın bölgemize gelecek gazete de yer alabilmesi için saniyelerle mücadele ederdik. Ama ne zevkliydi, o maçlar, o futbolcular, o zamanki taraftarlar! O zamanlar, hakemler de futbolcular da taraftarlar da Futbol ’un bir oyun olduğunu bilirlerdi peki ya şimdi bu böyle mi?
 


Yıllar öncesi dediğim otuzu aşkın yıl yani. Şimdiler de hakemlerinden tutun futbolculara, takım yöneticilerinden tutun taraftarlarına varıncaya kadar herkes sanki Futbol bir oyun değilmiş gibi algılıyor ve eğlence olması gereken alanları bunlar savaş alanlarına çevirebiliyor. Zaman zaman rol değiştiriyorlar sadece kimi zaman bir bakıyorsunuz ligde mücadele eden spor takımlarının koskoca başkanları adeta mahalle çocuklarının sokak aralarındaki kavgalarına benzer basit söylemlerle birbirlerine saydırıyor, ardından o saydırmaların etki ve tesirin de kalan futbolcular da sahalara o saydırışların devamı sayılacak davranışları sergiliyorlar. Kimi zaman bu yönetici-taraftar, kimi zaman taraftar-hakem, kimi zaman futbolcu- taraftar veya güvenlik görevlileri- taraftar kavgalarına dönüşebiliyor.
 


Tabi futbolun bir “oyun” sporu olduğunu unutan ya da bunu fırsat bilip güya fazla taraftardan bir siyasi rant elde etmeye çalışan kelli- felli adamlar da balıklama dalıyorlar bu oyunun içine, söylemleri ve eylemleri ile spor içindeki bu çocuksu ve basit tartışmalara alet oluyorlar. Futbol bir oyun, kitlesel eğlence aracı bir oyun. Nasıl oluyorsa bir oyunu kendi mecrasından çıkarıp kalkıp kitleleri birbirlerine düşman haline getirecek ciddi bir platforma çevirebiliyoruz.
 


Oyunlar da kavgalar olur olmaz değil ama o kavgalar yine aynı oyun içerisin de biter değil mi? Beştaş oynarken veya foduk oynarken siz bir taş hilesi yapsanız ya da okey de taş çalsanız rakibiniz sizi görürse buna itiraz etmez mi? Normal kağıt oynarken bile ufak bir hileniz fark edildiğin de o oyun da ciddi bir rakip ya da dürüst bir rakip olabilir misiniz? Bir sonraki oyun da aynı adam sizin hile yaptığınızı bile bile kalkıp sizinle aynı masaya oturur mu? Çelik – çomak oynarken de dürüst rakiple oynamak istemez misiniz? Bireysel oyunlar da yapılan hileler bile varken kitlesel oyunların hilesi olmaz mı? Bunları bilerek siz hangi takımın taraftarı olursanız olun buna kendiniz bireysel oyunlarınız dan hazırlıklı olmayı beceremez misiniz? Nedir statlardaki bu kontrolsüz öfkenin nedeni?



Çocuklarla konuşurken “koskoca adam” denilen insanlardan hakem yapıyorlar, o hakem kalkıp bir takımın taraftarı olabiliyor, hileler karşısında adaletini taraftarı olduğu takımdan yana kullanıyorsa buna siz “koskoca adam” diyebilir misiniz? Yine o “Koskoca adam” denilen insanlardan kulüp başkanı seçiyorlar, o kulüp başkanı bir oyun takımının başkanı değil de sanki bir eşkıya ekibinin başkanıymış gibi ağzına ne geliyorsa ortaya döküyor ve güya rakibe gözdağı veriyorsa ondan “koskoca adam” diye söz edilebilir mi?
 


Tüm bunları yazarken salt Trabzonspor’la Fenerbahçe maçının tatil edilmesi ile bu takımlar arasındaki karşılaşmalar üzerine yazmıyorum, bu ülke de tüm takımlar için yazıyorum. Evet, Trabzonsporluların bu ülkenin tüm liglerin de adeta spor alanın da günah keçisi yapılıyor olmasını bazı taraftarlar içlerine sindiremiyor olabiliyorlar ve bu durumun öfke birikimine yol açmasına bir nebze inanabiliyorum. Ancak, bu demek değildir ki bir taraftarın sahaya kadar inip, hakeme veya bir futbolcuya fiziki müdahalesini onun bireysel bir öfke patlaması diye de algılamıyor ve tüm fiziki itiraz türlerini lanetliyor ve kınıyorum.
 


Bu bir kumar kaybının öfkesidir, bu bir oyun kaybı öfkesi değildir! Bu futbolu oyun olmaktan çıkarıp kumar haline getiren ve o kumardan menfaat ve çıkar sağlayanlar, bu sahalardaki öfkelerin sorumlularıdır! Bu Futbol Federasyonu, kulüp başkanları ya da tüm spor alanlarının yönetimlerinden sorumlu olanlar da bu öfkenin sorumlularıdır. Çünkü sporu, yani eğlence olması gereken bir oyunu oyun olma algısından çıkarıp, bunu spor rekabeti yerine ölüm-kalım meselesi haline getirirseniz öfke de kaçınılmaz olur. O öfke, nerede nasıl çıkacağını kestiremeyeceğiniz nokta da sizi gafil avlar ve bir taraftar yüzünden koskoca bir camianın lekelenmesine, cezalandırılmasına yol açar.
 


Maçları yönetecek hakemlerin adalet anlayışları kendi taraftarı olduğu takımdan yana kullandıklarının örnekleri ortadayken bu spor sahalarının yöneticileri, sorumluları ve dahi taraftarlarının kendi adalet anlayışlarının farklı bir sonuç vermesi beklenebilir mi? Futbol, bir sektör değil oyun olmalıdır. O oyunlar da oyuncular, taraftarlarının mutluluğunu kendi mutlulukları olarak bilmelidir. Taraftarlık, hiç bir makam ve mevki sahipliğinin değil sade vatandaşlığın doğal hakkıdır. Herkesin taraftar olma gibi bir hürriyeti veya hakkı olamaz, olmamalıdır. Zira bir makam ve mevki de taraftarlık, o makam ve mevkilere de gölge düşürür. Hakem örneğin de olduğu gibi bu oyun ruhuna da aykırı olur.
 


Bir vali düşünün, adam görev sürecin de ilden ile geziyor. Mesela Fenerbahçeli olan bir valinin Trabzon’da görev yapmasını Trabzonlu bir insan vicdanı sindirebilir mi? Vali, Devlet demek değil mi? Yani Devlet’i temsil eden bir valinin taraftar olmasını karşı takımın taraftarı olan bir il halkı rahatça kabul edebilir mi? Edemez… Etmez… Taraftarlık öyle bir ince insani durum ve hassasiyet gerektiriyor.
 


işte o zaman ne olacak demek ki Vali, vali olmadan önce hangi takımı tutuyorsa taraftarlığını bir kenara koyacak taa emekli oluncaya kadar taraftarlık adına çıtını çıkarmadan gittiği iller de canı gönülden görevini hakkıyla yapacak, o ilin insanları da o valiyi bağrına basacak! Yoksa baştan antipatik oluverirsiniz! Çünkü taraftarlık bir oyunun parçası olmaktır. Onun için futbolun öncelikle bir oyun olduğunu, sonra bunun bir eğlence olduğunu ve sonra da spor olduğunu anlatmak gerekir. Belki tüm bu öfkelerin önünü böylece almış oluruz.
 


Spor yazarken de bunun oyun olduğunu bildiğimden ve oyunlar da da pek talihli olmadığımdan ( Çok çay parası vermişliğim vardır) olsa gerek yıllarca futbol yazarlığından hep uzak durdum. Bu işi, sözün açıkçası hep “çocuksu” buldum, çok ciddiye almadım! Ha bir futbol kulübün de genel kaptanlık da yaptım, yani spor dediysem hem oynayanlara hem oyunlarına hem o oyunları izleyenlere saygılı oldum ama hep nasıl olsa oyun dedim. Taraftarlık da yaptım, rakip sahalar da rakip taraftarlarla aynı tribünlerden de maçlar izledim. Tel örgülerden tuttuğum takımın taraftarlarının yanına geçmek isterken iki kez de polis jopu yedim (1981 ‘de Bursa’da Bursaspor- Trabzonspor maçı) ama Allah’a şükür hiç taşkınlık yapan taraftarlardan olmadım! En dişli rakipte olsa taraftarların birbirleri ile maçları izleyebilmesini sağlamak spor adamlarının başlıca görevi olmalı. Spor, sorumluluk gerektirir. Yoksa statları ayırmak, taraftarların arasına çelik bariyerler kurmakla öfkeleri kontrol edemez siniz. Bir de belli bir takımın taraftarı olduğu arşıalaya çıkmış insanları, taraftarı olduğu takımların maçlarına hakem yaparsanız tabi öyle değil mi?
 


Trabzonspor- Fenerbahçe maçının, Fenerbahçe’nin 4-0 öndeyken yan hakemin bir taraftar(!)ın (O taraftarlar ve maç hakemlerinin çocukluk yıllarına kadar inilerek çok iyi araştırılması gerekir!) öfkesine yenik düşüp saldırması ile 89.dakikasın da tatil edilmesi, Trabzonspor’a gönül vermiş insanlar başta olmak üzere Trabzon halkına saygısızlıktır. Bu ülke de Trabzon, günah keçisi olarak düşünülecek de en son il olur. Koskoca adam olacak insanların biraz daha bu ülke sporuna özen göstermeleri gerekir.



Kaptan Onur Kıvrak’ın eldiven ve formasını bırakması, Trabzonspor takımının bugüne dek verdiği mücadelenin, akıttığı terin karşılığı olmadığını taraftarlara fiziken göstermesinden başka bir şey değildir. Gururu incinmiştir, haklıdır. Onun, kendi dilince ortaya konan mücadelenin lekelenmesine itirazıdır. Nitekim o da insandır. Güzel bir Egemenlik ve Çocuk bayramının ardından Trabzon, taraftarlıkla bağdaşmayan kontrolsüz bir öfkenin sahnesi olmamalıydı. Kontrolsüz öfke, kabul edilemez. Kalın sağlıcakla.
 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.