Gazetecisin "yaz" mı?

 
M. Kemal AYÇİÇEK -20 Ekim 2008
 
Kimle konuşursan konuş, şikayet almış, yürümüştür. Hiç konuşmayan, en fazla konuşandır oysa. Güya size şikayette bulunmaktadır “yaz” demektedir. Neyi nasıl ve niçin yazman gerektiğine varıncaya kadar da ayrıntılarla size sıkıntısını, zorunu belki mutluluğunu, kimi zaman çığlığını “yaz”der, yönetilen bunu ister. sever de söver de ama sadece “der” . Yönetenlerse, sade bir vatandaş sıradanlığı ile değil de, her şeyin en iyisini “o bilir” edasıyla her konuda fikri “yok” yoktur. O’ndan da başka zaten kimse de bilemez aslında tüm gerçekleri! Nereye kadar, ta ki siz gazeteci de olsanız “onun gibi düşünüp, yazıncaya kadar”!
 
Baksanıza şimdi ki tartışmalara, neler oluyor Türkiye’de? Türkiye, 47 yıl sonra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi oldu. 192 ülkenin 151’inin oyunu alarak hemde. Bununla gurur duymamız gerekirken, terör belası yüzünden çıkan kavgayla meşgulüz. Taraf Gazetesi’nin irdelediği son Aktütün karakolu’nda yaşananlar, verilen 17 şehidin ardından “acaba ihmal var mıydı?”dan başka bir şey midir? Bu sorular sorulmasın mı? Soruldu diye hemen o’nu veya o eleştirel bakışları hemen “karşı taraf” olarak itham etmek, ne kadar doğrudur?
 
Gazeteciye, yön göstermek, emir vermek, talimatı uygulatmak, “ya bendensin ya da” demek, “yoksa bak ha” gibi aba altından sopa göstermek, Demokrasi’nin hangi versiyonudur? Öyle Demokratiklik olunuyor muymuş? “hep bana reb bana” diyen bir mantıkla, salt tek ve sadece “benim baktığım ve gördüğüm gibi göreceksin” demek gibi bir sığlık, insanlığın hangi gelişmişlik düzeyiyle bağdaşabilir? Biz, adını sanını duymadığımız bilmediğimiz bir kabile sultasının hakim olduğu ülkede mi yaşıyoruz? Yoksa Dünya’ya örnek olmuş, tüm milletlerin çok iyi bildiği bir geçmişin nesli değilmiyiz? “asil” olmak, sadece insanlara mahsus bir algılamamıdır? Milletlerin, “Asil”lik derdi olmamalı mıdır?
 
Taraf’ın tarafı değilim. Bu ülkede “gazeteci”lik “yapmak”la, “yapıyor gibi” davranmak birbiriyle karıştırılır oldu. Taraf, bu anlamda bu ülkede “etik” değerlerde zaafa uğratılmış bir mesleği, Gazeteciliği “yapmak” sınavını veriyor aslında. Onun için alkışlanacak cesareti, salt traj “alma” kaygısı ile nitelendirilemez. Sayın başbakan, “böyle traj alınmaz” diyor. Gerçek gazetecinin “traj” kaygısı olmaz ki zaten, o da nerden çıktı!?  Eskiden traj mı vardı?
 
Benim ağırıma giden Genel Kurmay Başkanımız Sayın İlker Başbuğ’un yanına diğer kuvvet komutanlarını da alarak basının karşısına çıkıp, bizzat açıklama yapması. TSK’nın basınla muhatabı olarak iletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak varken, neden Genel Kurmay Başkanımız medyanın karşısına çıkıyor. Tamam konunun hassasiyeti, haberin “rencide” edici boyutu ve ülkenin atmosferi gereği ama buna “yüksek ses” tonu ve jest ve mimiklerle destekli kızgınlık, öfke ve de “emir verir” gibi  konuşmak, aslında olaydan yeni haberdar olanlar da “demek ki” çağrışımı yapmış olamaz mı? Bence olay, böyle algılandı.
 
Gazeteci, ülkeyi yönetenle yönetilenler arasındaki köprüdür. Tarafsızdır. Öyle olmalıdır. Ben bunu hep “ Gazeteci, Osmanlı köprüsüdür” diye örneklerim. Ne yönetenin ve ne de yönetilenin yanında değil sadece arasındadır. Öyle olmalıdır ki, yönetenlerinde yönetilenlerinde “güven” duyabileceği konumda, güçte ve de bağımsızlıkta olabilsinler. Bunu elbette sağlayacak meslek etiğidir. Ama, bu elbette Gazeteci’nin “asker düşmanlığı” gibi algılanması, veya “devlet düşmanlığı” gibi veya “başbakan düşmanlığı” gibi algılanması demek değildir. Ama bugün maalesef, yapılan yayınlar sanki birer “taraf”lılıka tabi tutulmuşluğu da gösterir niteliktedir ki bu yanlıştır.
 
Gazeteci, bir bakanı, başbakanı, cumhurbaşkanını veya genel kurmay başkanını izlerken, gazetesinin yayınlayabileceği şekilde soru sorar ve alacağı cevaba göre de soru sorabilir. Nasıl ki her kurumun bir sorgulama mantığı vardır, gazetecinin sorgu mantığının temelinde de “alacağı cevap” vardır. Gazeteci, almak istediği cevaba göre soru şeklini belirler ve de sorar. Buna, sorumlu makamlarda bulunanlar, o anki refleksleri ile değil sorumluluklarının gereği ve konumuna uygun yanıt vermelidir. Yoksa, “bende insanım” deme lüksü yoktur. Evet, insandır ama temsil ettiği makam Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin makamıdır. Dolayısıyla da o makamı atlayarak, fevri düşünce ve tepkisini makamın önüne siper etmemelidir. Yoksa, sıradan vatandaşla yetkili makamlardaki “sorumlu” olma anlayışı arasında ne fark kalır ki?
 
Bilgi salt tek kaynaktan akıyormuş devri bitti artık. Mahkeme kararları ile “yotube” yasaklanmış olsa bile ulaşmak isteyenler için o mahkeme kararları pek de fayda etmiyor. İnternet denilen iletişimle anında ABD’den de, İngiltere’den de, Almanya’dan da veya Dünya’nın her yanındaki ülkeden her türlü bilgiye ulaşılabiliyor. Terörle mücadele verirken “en doğru” bilgiyi elbette bizim bu mücadeleyi veren kurumumuz verir ama verilen mücadele de karşı taraf ta boş durmamakta ve o da kendince, kendini “değerli” bulan dostlarına verdiği “mücadele”yi anlatırken, Dünya’ya bilgi veriyor. O terör örgütünün verdiği bilgi, bize göre yüzde yüz yanlış olsa bile biz o verilen bilginin bizi nasıl etkileyeceğine bakmayacak ve görmeyecek miyiz? 
 
Ha diyeceksiniz ki o karşı tarafın web siteleri “mahkeme kararı ile yayın yasağı getirilmiştir” ama  Dünya, onları da izliyor. Bizim mahkeme kararlarımız sadece bizi Dünya’da “deve kuşu” göstermekten başka anlam taşımıyor. Gülünç olan bu durumumuzdur. Bilgi, her yandan akıyor ve hem de bizim Genel Kurmay Başkanlığımızın web sitesinden önce onların ajanslarında yer alıyor haberler. Kendi ülkemizde basın ve yayını zaptı rapta alsak bile Dünya bunları bilmiyor ve görmüyor mu sanıyoruz. Kendimizi kandırmak yerine olaylara daha genel ve objektif bakabilme ve gerçekleri şeffaflıkla kabullenme kültürünü de edinmeliyiz diye düşünüyorum. Vatandaş, her türlü olumluluk ve olumsuzlukta hala “gazetecisin yazsana” diye bastırıyor. Bunu derken ama şunu “şöyle yaz”, bunu da “böyle yaz” demiyor ki, belki de diyemiyor kim bilir! Fakat, yönetenler, yönetilenlerden başka söylüyor! O zaman da olan “aradaki”ne oluyor işte.
 
Türkiye’nin BMGK üyeliğine seçilmesi için çaba harcayan başta Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül olmak üzere Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dış İşleri Bakanı ve AB Başmüzakerecisi Ali Babacan’a, tüm Dış İşleri Personeline ve oy veren ülke delegasyonlarına teşekkür ediyorum. Kalın sağlıcakla.
 
Not: Bu yazım aynı zaman da www.karadenizolay.com , www.kuzeyhaber.com ve Trabzon’da  “Hizmet Gazetesi”nde yayınlanmaktadır.(mka)
 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.