Uludağ'da telesiyej safari

O binayı tanıyorum, otuz üç yıl önce yine gelmiştim hatta o zaman ilk kez bindiğimizde havada asılıda kalmış, ufacık yüreklerimiz büyük korku atlatmıştı. Teleferik nedir ne değildiri öğrenmeden öylesi havada

Uludağ'da telesiyej safari

   

M. Kemal AYÇİÇEK – Şubat 2009


www.karadenizolay.com (Özel)-Bir gün Uludağ’a çıkayım dedim ama nerden gitsem iyi olurdu. Karayolu da var teleferik’te ama teleferik’e birkaç kez binmişliğim varda karayolundan hiç çıkmamıştım Uludağ’a. Dolmuşlarının yerini de sorsam söylerlerdi ama yok ben yine bildiğim yoldan gideyim. Ne de olsa “en kısa yol bildiğin yoldur” diye bir söz de boşuna söylenmemiştir sanırım. Ben de öyle yaptım, Heykel’den bir dolmuşa atlayıp Teleferik’e gittim. O binayı tanıyorum, otuz üç yıl önce yine gelmiştim hatta o zaman ilk kez bindiğimizde havada asılıda kalmış, ufacık yüreklerimiz büyük korku atlatmıştı. Teleferik nedir ne değildiri öğrenmeden öylesi havada asılı kalmak ve asılı kalınca da içinde bulunduğumuz kabin, rüzgarın etkisiyle  bir de sallanmaya başlayınca işte varın siz o andaki hisleri düşünün. Bağrışanlar, ağlayanlar sizi de etkiliyor tabi.


Dış kapının camında bir yazı, “hava muhalefeti nedeniyle kapalı”. Buyur işte, bir şeye niyet ediyorsun ve sonrada oradan geri dönüyorsun. Ama yinede içeriye girip sormak lazımdı. Merdivenleri çıkıp içeri giriyorum ama benden önce soranlar var zaten, onlar “bekleyelim mi, açılır mı? Bugün sefer olur mu?” diyorlar. Onlara verilen cevap bana da verilmiş oluyor tabi ama umut yok. Görevli, “bugün seferler açılmaz zannetmiyorum, yukarda fazla rüzgar var” diyor ve isteyene de teleferik istasyonunun telefon numarasını veriyor. Bende aldım numarayı, belki ararım diye ama ona daha sonra gerek kalmadı. O gün, çıkamadım Uludağ’a.bir sonraki gün denerim dedim artık.

Bir sonraki gün aynı yere geldim yine bu kez de yine “rüzgar var” denildi ve sadece tek yön ücreti olarak 3 lira aldılar bilet için. “Yukardan dolmuşlarla dönersiniz” Biraz bekledikten sonra Teleferik gözüktü, yanaştı ama görevli saydı 21 kişi tam sıra bana gelmişken çekti zinciri. Bir şeyde söylemedi. Neyse bir sonrakini bekledik ve ona ilk önce ben bindim. Kapı kapandı ve yaylana yaylana başladık yükselmeye. Harika bir şey, Bursa’ya kuş bakışı sayılır türden bakarak yükselmek. Manzara mükemmel. İlk durak Kadıyayla. Burada araç değiştiriyoruz. Kimileri burada iniyor, piknik yapmak veya at binmek isteyenler tabi. Burada kiralık atlar var, düzlük de bir çimen, yaylada at binme keyfi sürüyorsunuz. Daha önce Atlara binip binmemiş olmanız önemli değil zaten atlarda eğer de var ve azcık cesaretiniz varsa atlıyorsunuz at sırtına “deh” diyince zaten gidiyor, at işini biliyor yani nereleri gezdirmesi gerektiğini de siz sadece üzerinde durabilmeyi becerin yeter ki.


Teleferik’te ikinci ve son durak Sarıalan yaylası. Burada piknik alanları gezi alanları ve cafeler lokantalar oteller var. Çocuk parkı ve güzel çamlık alanlarda dilediğiniz gibi yayla havası soluyorsunuz. Tabi buralar, Uludağ’ın yinede etekleri sayılıyor. Uludağ’ı Uludağ yapan o kayak o oteller ve kayak pistlerinin bulunduğu yere ulaşmak için 7 kilometre daha dolmuşla gidilmesi gerekiyor. Ama ben önce orada bir gezinti yapıp, iki de demli çay içtikten sonra dolmuşlardan birine binip ilk kez oteller bölgesine geçiyorum. Yol boyunca buzdan kaymış veya yan yatmış araçlar görüyoruz. Virajlı yollar biraz tehlikeli demek ki. Son durak dendiğinde iniyorum. İlk göze çarpan yoğun bir kalabalık oluyor. Gözünüzün alabildiği her yer zaten kayak pisti, bir yanda yeni öğrenmeye çalışanlar bir yanda onlara nispet edercesine kar üzerinde dans eder gibi kayan çocuklar, öbür yandan düşenler, bir yandan telesiyejlerde kuyruk bekleyenler derken faklı bir aleme geldiğinizi anlıyorsunuz.


Televizyonlardan başka yerde profesyonel kayakçılar görmemiştik. Tamam  gördüğümüz pistler vardı ama Uludağ’ı gördükten sonra bizim gördüğümüz pistlerin onların yanında pist olabilmesi için kırk fırın daha ekmek yemesi gerektiğini anlıyorum. Bu hem Erzurum da Palandöken kayak merkezimiz için hem de Gümüşhane’deki Zigana dağı kayak merkezi için  maalesef  böyle. Uludağ’daki atmosferi gördükten sonra Gümüşhane’de Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak’ın da hayata geçirmek için uğraştığı Çakırgöl kayak merkezinin ne kadar önemli olduğunu da anlamış oluyorum. Kayak ve kış sporları için sahile en yakın ve en elverişli olacak merkezin Çakırgöl olabileceği artık makul görülüyor. 


Karkay telesiyeji ile tepeye çıkıyorum ve Uludağ’da adeta bir telesiyej safariye çıkıyorum. Sol tarafta televizyon ve telefon vericilerinin bulunduğu tepe de, sağ tarafta yazıcıoğlu ve Ağaoğlu otellerinin telesiyejlerinin olduğu tepeleri görüyorum. Kılık kıyafet, burası için uygun olmasa da neticede kayak yapmak amacıyla orada değiliz ve sadece gözlem ve gezi yapıyorum. Bunun yadırganacak bir yanını ben görmüyorum tabi. Telesiyejle tepelere tırmanmak bile benim için kayak yapıyormuş gibi bir hissi yaşatıyor bana(!) Biraz dolaşayım diyorum ıslatmayan kar üzerinde ama soğuk kulaklarımı sızlatıyor, fazla açılamıyorum ve hemen oradaki tesise giriyor, bir yandan sıcak çayımla ekmek içi sucuk yerken bir yandan da  tepelerden süzülenleri seyrediyorum.


Oradan karşı tepeye çıkmaya karar veriyorum. Aşağıya inip bir süre yürüdükten sonra Yazıcıoğlu’nun telesiyejine 5 liraya biniyorum. Karkay tesislerindeki telesiyej  6 lira idi. Ama Ağaoğlu’nun Kuşaklıkaya telesiyejine binemiyoruz, kayakçı olmadığımız için bırakmıyorlar. Alkoçların pistide de bize uymuyor, orada  kayakçıları yukarı yerden çeken sistem var.  Tesislerin farklı hizmetleri var, fiyat farkını kıyaslamak için bu ücretleri yazmıyorum. Yazıcıoğlu’ndaki telesiyej daha uzun sürüyor.Ama ne yalan söyleyeyim bir büyük keyif alıyorsunuz telesiyejde. Hava soğuk olsa da değiyor, çünkü belli bir sürede varacağınız yer var. Kayakçılar, bu telesiyeji sadece yukarıya çıkmak için kullanıyor, sonra onlar kayarak iniyorken aynı yerleri siz yine aynı telesiyejle geriye dönüyorsunuz.


 Havada donar gibi oluyorum ama bunu telesiyejin altından kayanlarla konuşarak aşıyorum. Birisi düşmüş ve kar ile bileğini ovuyor, “yaralımısın” diye soruyorum, “yok yok” diyor ama ben biraz yukarda aralarından sohbet eden iki kayakçıya onu söylüyorum. Onlarda hemen  kayıyorlar düşen kayakçının yanına. Onlar karla yoğrulmuş insanlar ve kar üzerinde hareketi iyi biliyorlar ve zaten alanları orası. Kendi aralarında yardımlaşma gelenekleri veya dilleri elbette vardır, belki ben bunların dışından bir sivil gibi uyarma gereği duydum ama çok önemli bir sağlık sorunu olmadığını bende görüyordum zaten. Ne de olsa telesiyejdeyiz. Tepeden benim gördüğümü yerde kayanların görmesi kolay mümkün mü?


Her otelin ayrı bir telesiyeji var, veya ortak kullandığı telesiyejler var. Kimileri büyük pistleri kullanırken kimileri profesyonel pistleri kullanıyor.Tabi ben Uludağ’ın birinci kısmındayım. Uludağ 2. Gelişim Bölgesi'nde de oteller var ama o tarafa geçmiyorum. Nitekim, Uludağ’ı görmüş oldum. Yukarı çıktığımda iki bardak çay içtim ve 10 lira ödedim. Kayakçı değilseniz zaten sırıtıyorsunuzdur belki de ondandır ücretlerin pahalı oluşu. Orada Moğolların çadırlarına benzer bir dağevi var. Dağ evinin içinde bir büyük ocakta kütükler yanıyor. Orada her türlü içkide var gerçi ama belli ki onlar daha çok “şunu içtik” diyebilen tipler için olsa gerek. İki çayın lafımı olur dimi ama bende yani hem o soğukta bulmuşsun sıcak çayı onun parasının lafını mı yapıyorum ki? Tesisin dışına çıktım, bir ruzgar bir ruzgar yürümekte zorlanıyorum ama açılıyorum bu dağevine  bir fotoğraf çekmem lazım. Hem yazın burasının manzarasını düşünemiyorum. Uludağ’ın zirvesinin arka kısmında müthiş bir manzara var ve buranın seyrine doyum olmuyor. Baraj veya göletlere hakim bir uçsuz bucaksız bambaşka bir atmosferi seyre dalıyorum. Tabi rüzgar buna daha fazla izin vermiyor, dönüyorum tekrar telesiyeje ve oteller bölgesine geriye dönüyorum.


Kar’a doyuyorum artık, gözlerim beyazdan başka bir şey görmüyor ve ama yeter diyorum. Dönmeye karar veriyorum. Güzel bir yürüyüşle artık dönerken teleferikle değil de karayolu ile inmek istiyorum Uludağ’dan ama dolmuşların nerden kalktığını bilmeden yol boyu yürüyorum. Hem çevreyi seyredip yürümek daha cazip oluyor. Araçlar için tek yön işareti var bu yolda ama ben yürüdükçe o kalabalık otellerin altından geçiyorum. Oteller bölgesinin giriş kısmında yolun birleştiği yerde bir dolmuşa işaret edip biniyorum ama meğer o araçta teleferiklere giden dolmuşmuş, aşağı inmiyorum. Karayolu ile inmek nasip olmuyor, şansıma yine teleferik düşüyor. Tekrar bilet alıp bu kez de teleferikle dönüşe geçiyorum. Böylece Uludağ’a veda ediyorum.


Kayak bilmemek sorun olmuyor tabi ama mesela telesiyejde o kayakçı olmadığım için binemediğim(Ağaoğlu telesiyeji) ve gidemediğim tepeyi düşünüyorum. Oradan Uludağ nasıl görünürdü diye düşünmedim değil ve bu sadece moralimi azcık bozdu. Her yerin bir kuralı elbette olmalı ve insanlarda o kurallara saygı göstermeli. Bunu anlattığım bir arkadaşım, “yav Ağaoğlu bizim Trabzonlu, söyleseydin ya” dedi ve oda gidemediğime üzüldü ama öyle şeylere çok önem veren biri değilim ki. Normal insanlar gibi gezip dolaşmak insanın hoşuna gider yoksa tanışlıklarla, birilerinin himmetiyle veya referanslarıyla yapılan geziler bana “sınırlı sorumlu taşıyıcılar kooperatif”lerini anımsatır. Neyime lazım, öyle şeylere gelemem ki. Kendimi biliyorum ve sadece yüreğimin “git” dediği yerlere gidiyorum ve öylece daha mutlu oluyorum. Buradaki  fotoğraf işte o tepedeki kayalıklara vuran rüzgarın eseri. Öylesine bir figür oluşturmuş ki rüzgar, kar tanelerinden adeta bir gül yapıvermiş. O müthiş manzaralı tepe burası.Siz olsanız böylesine yerlerde gezmek istemezmisiniz?Kalın sağlıcakla.



Güncelleme Tarihi: 21 Ekim 2018, 01:40

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER