Güneş, Diyarbakır’dan doğuyor!

 M. Kemal AYÇİÇEK – 17 Kasım 2013 

Cumartesi günü (16 Kasım 2013) tarihi bir gün yaşandı Diyarbakır’da, çok gitmek isterdim ama olmadı. Gidemeyince de televizyonlardaki canlı yayınlardan takip etme fırsatı buldum. Tarihi gün yaşandı diyorum çünkü oradaki insanların yüzlerini gösteren yakın çekimlerden, insanların gözlerinin mutluluktan nasıl parıldadığına tanık olduk. Oradaki insanlardan herhangi birinin yerinde bende olsaydım sanırım aynı duyguları yaşardım. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Kuzey Irak Kürdistan yönetimi lideri Mesut Barzani, sanatçılar Şivan Perver ve İbrahim Tatlıses ‘in gün boyu birlikteliği, Belediye, valilik ve toplu açılışı töreni ve 400 çiftin evlilik törenine katılımı, sabahları güneşin doğarken insana yaşattığı mutluluğu tüm ülkeye Diyarbakır’dan yaşattı.

 

Her hangi bir lidere gönül veren insanlar, hani “kemikleşmiş” denilen siyasi bir sevda veya sempatinin esiri olmuş insanlar için söylemiyorum ama normal insanlar, Diyarbakır’da Cumartesi günü olanları eğer canlı yayınlarda izlemişlerse, “Güneş, Diyarbakır’dan doğuyor” yorumunu yaparlardı! Toplu açılışları hiç kastetmiyorum, onlar elbette Devlet yatırımlarıdır, olmalıdır, olacak! Eski parayla 748 trilyonluk yatırımın benim için zerre kadar önemi yok! Beni oraya yapılan yatırımlar değil, orada yaşananlar ilgilendiriyor. Hani “Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş” ya, aynen öyle! Diyarbakır’ı altın kafes yapsanız, içinde yaşayan insanlara “Kendiniz gibi yaşayın, sizleri olduğunuz gibi kabul ediyoruz, kardeşimizsiniz, pazara kadar değil mezara kadar, hepiniz hepimiz gibi bu ülkenin birinci sınıf insanlarıyız” demedikten sonra o Diyarbakır’ın her tarafının altın olması neye yarar?

 

Tam Diyarbakır’daki toplu açılış törenlerindeki konuşmalar başlamıştı ki, telefonum çaldı. Televizyonun sesini kısma fırsatım olmadı, arayan Antalya’dan fanatik ülkücü bir arkadaşım, “Kalabalık yerdesin herhalde, hayırdır neredesin öyle?” diye sorunca kıstım sesi, “Diyarbakır’ı izliyorum televizyondan canlı yayın var” dedim. “Ben keyfimi kaçırmak istemediğim için bakmıyorum o yayınlara, izlemiyorum ben onları, tepem atıyor. Uzanmış yatıyorum ben” diyor. Konuşuyoruz. Telefon kapanınca, acaba insanlar neden kendi görüşünden olmayan insanlara tahammül edemiyorlar diye düşünüyorum, sonra da kendime bakıyorum. Bugüne kadar canlı yayın bulduğumda hangi lider olursa olsun rahatlıkla dinleyebiliyorum, hiç birinden de sıkılmıyorum dinlerken. Yine kendime, ‘Belki yazı yazıyorum diye bana sıkıcı gelmiyor bu liderler’ diye soruyorum, yine kendime cevap veriyorum, ‘Ne alaka, ben yazmasam da siyasi parti liderlerinin canlı yayın konuşmalarını, onları kendi ağızlarından anlamak için dinlerim. Çünkü tüm siyasi parti liderleri benim için liderler, hepsi benim oyumu almak için liderlik yapıyorlar’ diyorum. Fakat bunu neden başkaları yapamıyor, ona anlam veremiyorum! Ama bir gün mutlaka, tüm insanların tüm liderleri benim gibi dinleyebileceği bir Dünya olacak diye de ümid ediyorum.

 

Gündüz Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır’daki konuşmasını dinlemiştim, akşam olunca da evde babamla MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, Oberhausen'de Almanya Türk Federasyonu'nun 28. Büyük Kurultayı’ndaki konuşmasını canlı yayında dinledim. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmalarını da TV’ler vermiyorsa, ajanslardan internetten canlı izliyorum. Kemal Burkay’ı da zamanında Doğu Perinçek’i de, hatta Abdullah Öcalan’ı da Youtube’deki videolarından dinlerim. Süleyman Demirel’i, Rahmetli Bülent Ecevit’i, Alparslan Türkeş’i, Prof.Dr. Necmettin Erbakan’ı, Turgut özal’ı, Erdal İnönü’yü, Tansu Çiller’i, Yıldırım Akbulut’u, Mesut Yılmaz’ı, Murat Karayalçın’ı, Cem Boyner’i, bir önyargım olmadan dinledim, dinlerim de. Çünkü tüm liderlerin, benim için liderlik yaptıklarına inanırım. Tüm konuşmalarını “Bana” yapıyorlar diye kabul ederim, kimini takarım kimini takmam orası da benim bileceğimdir. Buna ben “profesyonel seçmen”lik diyorum, seçen insanların gerçekten seçecekleri insanları, tıpkı o insanların seçecek insanlar için uyguladıkları profesyonel tavrı, onlara karşı göstermeleri gerektiğine inanıyorum.

 

Evet yerel seçimler yaklaşıyor ama bugüne kadar seçim ekonomisi uygulamadan seçimlere girmiş bir ülke Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, tüm tehditlere, tüm provokasyonlara, tüm suikast girişimlerine rağmen yılmıyor ve “bu ülkeye kardeşlik hakim olsun” diye, gecesini gündüz yapıp, tüm ekip arkadaşları ile çalışıyor. Şimdi vicdan sahibi insanlar, sırf Başbakan Erdoğan’ı adım adım izlese, onun gerçekten de ne yapmak istediğini zaten anlar. Yapmacıklık triplerine oldum olası karşı bir insanım ve nefret ettiğim şeydir rolculuk, Erdoğan’ın rol yaptığını, trip yaptığını görmedim. Diyarbakır meydanında ne diyorsa, o dediklerini samimiyetle söylediğine inanıyorum. Ne demiş Diyarbakır’da;

 

"Diyarbakır, mürşit yani yol gösterici bir şehirdir. Diyarbakır, Zülküf ve Elyesa Peygamberlerin, Asabı İkram'ın, evliyanın şehridir. Diyarbakır Mekke, Medine, Kudüs ve Şam'ın ardından İslam coğrafyasının beşinci Haremi Şerif'i sayılan bir şehirdir. Şunu bilin ki, eğer Diyarbakır huzurlu olursa Erbil daha huzurlu olur, eğer Diyarbakır huzurlu olursa Kamışlı daha da huzurlu olur, Diyarbakır refah içinde, barış içinde olursa hem Türkiye refah, barış ve huzur içinde olur. Unutmayın sizin sorumluluğunuz büyük. Bu yeni süreçte Diyarbakır'ın hakem olmasını, mürşit olmasını, sürece yol göstermesini, sürece ışık tutmasını istiyorum. Yeni Türkiye'de öteleme, horlanma olamaz, yeni Türkiye'de inkar, ret, asimilasyon olamaz, olmayacak. 11 yıl boyunca bunların hepsini elimizin tersiyle ittik. Bundan sonra da bu topraklarda nifak, ayrışma, nefret, ötekileştirme Allah'ın izniyle olmayacak. Bunları yanımıza yaklaştırmayacağız, tıpkı 23 Nisan 1920'de olduğu gibi. Yeni Türkiye'yi bu ülkedeki herkesle inşa ediyoruz. Her etnik unsurla, her inanç unsuruyla, her mezheple birlikte inşa ediyoruz. 1920'de TBMM'de, Türk, Kürt, Arap, Laz, Gürcü, Çerkez, Boşnak, nasıl bir ve beraber oldularsa İstiklal Savaşı'nı nasıl birlikte verdilerse Cumhuriyeti nasıl birlikte kurdularsa yeni Türkiye'yi de o ruh, o öz, o kardeşlik ruhuyla yeniden imar ediyoruz, ayağı kaldırıyoruz. Biz pazara kadar değil, mezara kadar, mahşere kadar, biriz beraberiz. Biz aynı coğrafyanın aynı toprakların, aynı medeniyetin mensuplarıyız. Dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldığını, 76 milyonun kucaklaştığını, bir olduğunu, beraber olduğunu, birlikte büyük Türkiye, yeni Türkiye olduklarını göreceğiz hiç endişeniz olmasın" 

 

İşte Başbakan Erdoğan’ın bu konuşması, Kuzey Irak Kürdistan Yönetimi Lideri Mesut Barzani, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve diğer Bakanlar, sanatçı Şivan Perver, İbrahim Tatlıses’in o tarihi yazıyor olmaları değil esas o sokaktaki insanların coşkusu yansıtıyor Güneş’in Diyarbakır’dan doğduğunu. Leyla Zana’nın o evlilik törenine katılımı da dahil, Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in, Ahmet Türk’ün, BDP’li Milletvekillerinin Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır gezisindeki katılımları, barış sürecinin sorunlara rağmen devamını sağlam kazığa bağlandığının göstergesidir. Bu tabloyu elbette sinirlenerek izleyenler, küfredenler, sövenler, dövünenler olacak, olmuştur da ama mesela o küfreden veya sövenler, ne kadar bu ülkenin gerçekten dününden haberdar insanlardır? 

 

Öyle sırça köşklerde oturanlar elbette bilmez bu ülkede itilmenin, dışlanmanın, aşağılanmanın, hatta insan sayılmamanın ne olduğunu nerden bilecek, bunu çekenler bilir ancak. Yatılı öğrencilik yapmayanların, arkadaşlıktan da dostluktan da, insanlıktan da anladıkları elbette farklı olur! “Ötekileşmiş” liği yaşamamış insanların Diyarbakır’ı anlaması elbette biraz zordur, zaten bu süreçteki en zor olan bu anlaşılamayanı anlatmaktır! Başbakan Erdoğan’ın, rol icabı Ahmet Kaya’yı andığını söyleyenler, onu 1999 yılında Pınarhisar Cezaevi’ne uğurlayanlar arasında Ahmet Kaya’nın da olduğunu bilmeyenlerdir. Belki biraz zor olacak ama kendi gizli duygularının tercümanı olarak arabesk müzikleri görüp, kapalı kapılar ardında o müzikleri dinleyip, topluma açık yerlerde o arabesk müzikten nefret eden tiplerin Diyarbakır’ı ve oradaki insanların duygularını anlamaları mümkün değildir. Diyarbakırlı değilim ama Cumartesi günkü Diyarbakır’ı ben de çok sevdim, oradan tüm Dünya’ya verilen kardeşlik mesajını, insanlık dersini ben çok iyi anladım. Umarım çözüm sürecinin tüm aktörleri de aynı algıdadırlar. Türkiye, 76 milyon insanının gururla “İşte benim ülkem” diyebileceği bir ülke olma yolunda önemli bir eşiği daha aşarak, Diyarbakır’da tarih yazmıştır. Bunu da zaten Tarih de yazacaktır. Kalın sağlıcakla.

 

Not: Bu yazım aynı zaman da www.karadenizolay.com , www.kuzeyhaber.com www.hizmetgazete.com ve Hizmet Gazetesi’nde yayınlanmıştır(mka)

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.