Hak aramak, eşkiyalık mı?

M. Kemal AYÇİÇEK – 7 Aralık 2009 
Bir bahene üretildi hemen “İmralı’da son derece modern cezaevinde yatan Terör örgütü Lideri Andullah Öcalan’ın cezaevi koşullarını protesto etmek” için birçok il ve ilçede yasal olmayan sözde gösteri yapmak, güya bir talebi dile getirmekmiş! Mala, cana gelebilecek zararları hesap etmeden ve sorumsuzca yapılan gösterilere müdahaleler olmayacak ve DTP’li vekillerinde aralarında bulunduğu çoğunluğu çocuklar başta olmak üzere, kentlerde huzur bozucu davranışlar seyredilecek umutları vardı. Güvenlik görevlilerinin “armut toplaması” bekleniyor olacak ki işi abartıp, sabır taşırtıp, önlem almaların adına da “saldırıya geçme” adını koyacaklar ve millete de  “gariban bunlar” dedirteceklerini sanıyorlar!!!
Haber sitelerinde ve kullanabildikleri medya organlarında Diyarbakır, Siirt, Şemdinli, Urfa, Van, Hakkari, Mardin, Ağrı, Batman, Bingöl’deki eşkiyalıkları kalkıp da  “sütten çıkmış ak kaşık” gibi “yürüyüş yapan halka polislerin saldırması sonucu çatışmalar çıktı. Çatışmalarda en az 20 kişi yaralanırken, çok sayıda kişi gözaltına alındı.”diye lanse ediyorlar. Hak arayışı, ne zamandan beri eşkiyalık oldu? “Polis saldırmış” durup dururken insanlara öyle mi? Haberleri böyle veriyorlar, “polisin saldırması sonucu çatışmalar çıkmış” mış? Bakın hele işe siz! Ayıp baştan olaya bakışa, görüşe ve sunuşa ayıp. Evet, polisimizde zaman zaman istenmeyen davranışlar olabiliyor ama vatandaşın malına, mülküne, canına kastedecek boyuta ulaşmış taşkınlıklara müdahalesi “saldırı” oluyorsa, o zaman söylenecek laf kalmamış noktadayız demektir.
Sözü dinlenen, aklı başında olan, samimi ve de bu ülkenin evladı, kendisi için istemediğini başkası için de istemeyen, Demokrasi inancına sahip, barış ve huzuru içselleyebilmiş ve barışa susamış, insan Kürtlerin bu durumda susmaması ve gereğini yapması gerekir.  Türkiye’de siyaset yaparken kalkıp bir siyasi partinin eş başkanının “açılım bitmiştir” gibi ifadeler kullanması, aslında o partinin zaten hiç bir zaman “ demokratik açılım”a sıcak bakmadığını bal gibi ortaya koyuyor. Terör örgütünün kamplarından ülkemize gelenlerin karşılanması törenlerini de organize eden DTP, şimdi de bu şehir eşkiyalıkların da öncü rol oynuyor olması, tam da DTP’nin Anayasa Mahkemesi’nde bu hafta görüşülecek “Kapatma davası” ndan çıkacak kararı da bahane sayarak ülkeyi iyice karıştıracağa benziyor.
Böylesine bir “hak arama” anlayışı Dünya’nın en geri kalmış ülkelerinde görülebilir. Medeni cesaret, çocukları sokaklara salıp, güvenlik güçlerine taş attırmak veya Molotoflarla saldırtmak olmamalı. DTP’nin Demokrasiden yana mı yoksa militarizmden yana mı olduğunu açık ve net ortaya koyması lazım. Kumandası başka ellerde olan Türkiye’de bir siyasi parti, ancak böylesi sorumsuzluklarda rol alabilir. Şimdi böyle bir parti, “Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmalı mı?”  derseniz, buna da kesinlikle hayır derim. Kapatılmamalı ama bir siyasi parti gibi sorumlulukla, seçmenlerinden daha fazla heyecanlı ve sabırsız olmamalı. Seçmenlerini, taşkınlıklara sürüklememeli ve de temsil ettiği sahaya sahip çıkmalı. Burada DTP, MHP liderliğinden biraz olsun ders almalı. 
Yoksa , Türkiye’yi kendi ülkesi görüp de kendi ülkesinin güvenlik güçlerine karşı her türlü olumsuzluğu reva gören bir zihniyet, Türkiyelilikle ifade edilemez. Yoksa burası Türkiye değil mi? Bu ülkede halkının oyu ile başbakan olmuş Adnan Menderes de “yassıada” da  yargılandı(!) ve Öcalan’ın bulunduğu İmralı adasında  idam edildi. Ama bu ülkenin sağduyulu insanları, Menderes’i tek başına iktidar etmiş insanlar bile eşkiyalık yapmadı. Bu işin Kürtlüğü, Türklüğü olmaz. Adnan Menderes’e iki metrelik mezar reva gürüldü ama Öcalan, Avrupa standartlarındaki koğuşunda ve hayattadır. Koğuşunun şu veya bu metre kare olmasını bugün sorun yapanların biraz düne bakmaları ve iki metrelik mezara reva görülenleri de unutmaması gerekir. Bazı şeylerin iyi görülmesi ve şükredilmesi gereken yerde, sabredilmesi gereken yerde sabırsızca davranmamak gerekir. Akil mantık bunu gerektirir. Tabi bu samimiyet sahipleri içindir. Bu ülkede kaos ve kargaşa isteyenlerin taşeronları, belli ki bu samimiyetten yoksun ve uzaktadırlar. Yoksa, bu ülkede huzur bozma adına her şeyi her yerde yapma hakkını kendilerinde göremezlerdi öyle değil mi?
Şimdi, bugünü bu ülkeye reva görenlerin kafalarını iki ellerinin arasına alıp, iyice bir düşünmesi gerekir. Bu ülkede ordu komutanlarının yargılanması sağlanırken, onca atılmış Demokratik adımların görmezden gelinmesi manidardır. Eğer, Demokrasiye inanç varsa, dirlik ve düzenden yana samimi bir vicdan varsa bu ülkede huzur ve barış için mücadele etmek gerekir. Oysa savaş çığırtkanlığı yapılıyor, savaş isteyenlerin ekmeğine yağ sürülüyor. Bu taşkınlıklar, bu sorumsuz davranış sergileyenler için başkaca ne denebilir?  Bunlar, Türkiye’nin yarınlarına ipotek koyma adına Demokratik Açılımın önüne taş koymaktır. Barış ve huzur ortamına gidişe takoz olmaktır. Hür ve özgür Türkiye’nin önünü tıkamak, Türkiye düşmanlarını sevindirmektir. Bunu DTP’nin eş başkanı Sayın Ahmet Türk gürmüyor mu? Yoksa görüyor da gücümü yetmiyor? Gücü yetmiyorsa neden orada duruyor? Kürtlerin en akıllı insanları, akil adamları sadece DTP demidir?
Ha burada eğer, komutanların yargılanması, hukuk açısından ortaya konan tartışmalar, usulsüz dinlemeler nedeniyle Türkiye’de gerilen ortamı “fırsat bu fırsat” diye değerlendirip, bundan nemalanmak isteniyorsa orada da bence baltayı taşa vuruyorlar. Türkiye de evet değişim öylesine süratle seyrediyor ki buna zaman zaman gündemi izleyen medya bile ayak uyduramıyor, kaldı ki siyasi partilerin de ayak uydurmasını tam olarak beklemek elbette zordur. Evet Türkiye, kabuk değiştiriyor. Bu değişime ayak uyduramayanlar var, başta bazı siyasi partiler olmak üzere ama artık hem Dünya’yı ve hem de özellikle de Türkiye’yi iyi okumaya ihtiyaç var. Hak aramak, demokrasinin çizdiği sınırları aşmadan ve bir ülke insanlarını topyekün rahatsız etmeden olabilmelidir. Bu ülkede hak arayışı salt bir kavme ait değildir. Bu ülkede hakkı yenmişler, sadece bugün sokakları savaş alanlarına çevirenler değildir. 
 Türkiye, ne 50 yıl önceki Türkiye ne de 28 Şubat’taki Türkiye değil artık. Türkiye de büyük bir değişim var, Dünya ile entegre oluş var, Dünya insanlığının saadeti ve selameti için sözü dinlenen bir Dünya ülkesi olma durumu var, artık bunların okunması ve kanıksanması zamanı geldi. Bu değişime, değişmemekte kararlı ve ısrarlı olanlar başta olmak üzere uyum sağlamaya çalışan her birey, yarınlarına daha mutlu ve müreffeh bir özgür ülke vatandaşı olarak bakabilir. Taş devri çoktan geride kaldı. Bunun farkına varmayanlar ve hala eskiye özleminden kopamayanların uyanmaları gerekir. Kimsenin malına, canına kastedecek kadar gözü dönmüşlükleri kimse mazur göremez. Kimse, eski alışkanlıklarını sürdürmekte ısrarcı olmamalı ve birer medeni ülkenin vatandaşları olma gururunu tüm Dünya ya karşı göğsünü gere gere yaşamalı. Yarınlara bakarken çocuklarımıza sürekli şiddet sahnelerini gösterecek bir ülke olmaktan çıkmalı ve bu ülkeyi “insanların yaşadığı” bir ülke haline elbirliği ile getirme çabasında olmalıyız. Hem de yediden yetmişimizle birlikte. kalın sağlıcakla.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.