Hasretten doğan nefret!

M. Kemal AYÇİÇEK – 27 Haziran 2011  
Sevmeye görün birini, bir yeri, bir şeyi. O sevdiğAiniz her neyse ona özlem duyarsınız ister istemez ve bu size yük oluverir. Herhangi bir işteyseniz, herhangi bir yerde okulda, kırda, bayırda nerdeyseniz işte bir anda hasretini çektiğiniz düşerse aklınıza, elinizdeki işi, kalemi defteri bir kenara koymasanız da aklınız kalır orada. Ve siz, ister istemez yaptığınız işten sıyrılırsınız, dalarsınız derin düşüncelere. Siz dalmasanız da zaten, hasret bırakmaz sizi kendinize..özlem gidermenin yolunu ararsınız belki..
İlkokulun daha anasınıflarının olmadığı yıllarda daha birinci sınıftayken çıkarsanız gurbete, o zaman sevdiğiniz yere olan özlem, gurbet de sizi kemirir durur. Hoş şu aşk şiirlerinin yazılması, uzun uzadıya yazılan o eski mektuplar, yakılan ağıtlar, söylenen şarkılar, türküler hep o gurbetteki feryatlarınızdır aslında kendinizi avutmak için. Hele kent kent dolaşırsanız küçük yaşlardan beri, daha gurbetin ne demek olduğunu bilmeden yaşayarak öğrenirseniz bunu, ister istemez kendinizce bir çözüm ararsınız özlemi gidermeye..
Belki bir nebze varsa fotoğraflar, ya da gelen mektuplar yeniden bakar, okur tekrar tekrar okursunuz aynı mektubu. Defalarca bakarsınız aynı fotoğraflara, varsa tabi. Ya yoksa bir fotoğraf, yoksa gelen bir mektup, ya da mektupların içine gizlenmiş bir kuru çiçek, belki de çiçek yerine bir kağıt beşlik( Bu beşlik dediğim, mark olurdu genelde, Almanya’dan gelen mektuplardan çıkardı). Hasret duygularınızı bastırır belli bir süre belki bunlar ama ya her gün, aynı fotoğrafa, mektuba zaman bulamaz bakamazsanız ne yapacaksınız? 
Memleket düştü mü aklınıza bir kez, çıkmaz kolay kolay düşüncelerinizden..o memlekette Babanız, Anneniz, ağabeyiniz, ablanız, kardeşleriniz, dedeniz, nineniz, dayılarınız, amcalarınız, yengeleriniz, kısaca sevdikleriniz. Ya evliyseniz de yeni doğmuşsa çocuklarınız, eşiniz, bırakın eşinizi diyelim ahırdaki eşeğiniz bile gurbette çıkmaz hatırınızdan. Özlemleriniz her geçen gün büyür, dağ oluverir gözünüzde, suyunu içtiğiniz pınarlar, çeşmeler,gözeler, üzerinden geçtiğiniz köprüler, belki selam vermediğiniz insanlar bile gelir bulur sizi gurbette, özlem duyarsınız her birerine ayrı ayrı.
Yatılı okullarda vardır, boyunuzdan büyük dolaplar, her dolabın kapsındadır sevdiğiniz insanlar. Her dolabı açışınızda, fotoğraflarına bakar özlem giderirsiniz aklınız sıra, gece karanlığında girdiğiniz yatakta ağlarsınız gizlice duyurmamak için arkadaşlarınıza..Hep hasret yaptırır bunları size işte. Ya bu hasreti dindirmek için okul tatilini bekler, ya da eğer Almanya’da Fransa’da, Avusturya’da, Hollanda’da, İsviçre’de veya Avusturalya’ da işçiyseniz de yıllık izin tarihine odaklanır, ya sabır çekersiniz. 
Özlem, öyle kolay kolay giderilebilen bir duygu değil ki, laf dinletemezsiniz gönlünüze, o hep su ister sanki sizden. Evet sabır etmeye razısınız da ama teselli bulmak için bahaneler ararsınız. Kendimce öyle bir bahane bulmuştum sonunda ve gönlüme bunu kazımıştım. Tüm sevdiklerimden başta memleketim olmak üzere nefret etmeliydim, başka çaresi yoktu işte. Tüm o ağlamaların, özlemlerin çaresiydi Nefret. Evet, Nefret, sevmemekti, kızmaktı ama sizi gurbette yalnız bırakmayan özlemi gidermenin tek yolu da bu Nefret etmekti. Ben buna Özlemden doğan nefret diyordum.
İnsan sevdiğine istediği zaman ulaşamayacaksa, gidemeyecek ve özlem gideremeyecekse bu özlemden kurtulmasının tek yolu nefret etmekti. Ne kadar büyük nefret ederseniz gurbetteki günleriniz o kadar rahat oluyor, akılınıza özlem düşüverince o nefret duygunuzla gelebiliyordunuz üstesinden. Tabi, Nefret’i yüksek sesle söylüyordunuz kendinize de, sevdikleriniz duymasın, anlamasın diye de yine mektupları yazıyordunuz, o kadarına da izin veriyordunuz artık. Her gün özlem çekmekse diyordunuz her mektup gelişinde bunu yaşar, ağlayacaksanız da ağlar ve ama bir diğer mektup gelinceye kadar nefrete bel bağlıyordunuz. Evet, askerlik veya devlet parasız yatılı okullarında okuyan herkes  gurbet görmüştür de Karadenizli olup da, askerlik ve yatılı okullar dışında da  gurbet görmemişler çok azdır. “Almanya acı vatan” türküsünü Rahmetli Erkan Ocaklı, boşuna yazmamıştır mesela.
“Almanya acı vatan
Adama hiç gülmeyi
Nedendir bilemedim
Bazıları gelmeyi
Üçü kız iki oğlan
Kime bırakıp gittin
Böyle güzel yuvayı
Ateşe yakıp gittin
Ancak para yollarsın
O para neye yarar
Beş çocukla ailen
Hepisi seni arar
Gitmişsin Almanya'ya
Orada evlenmişsin
Tam yedi sene oldu
Köyüne dönmemişsin
Tam yedi seni oldu
Ne mektup var ne haber
Yuvayı beter ettin
Sen de olasın beter”
 Belki her gurbete gidenin kendini teselli edeceği bir yöntemi vardır bu hasret giderme konusunda ama benim ki de Hasretten doğan nefret olmuştu işte.Özlem Hasretini ancak bilinçli ve kontrol edilebilir nefret bastırabilirdi.
 Bu hasretten doğan nefreti, sonrasında ne kadar sevdiğim ve özlemini duyduğum varsa insan olsun hayvan olsun, memleket olsun gidemediğim Dünya’nın gidilmesi gereken yerleri olsun hepsine uyguladım, ve hala da uyguluyorum. Böylece siz ona “züğürt tesellisi” de deseniz, ben öyle dememeye özen gösteriyorum. Bir düşünün bakalım, bir sevgiliniz var ama bugün kü gibi ne msn, ne facebook ve ne de twitter ya da cam var, ne yapacaksınız? Yine bugün kü gibi uçak veya otomobiller ya da cep telefonları da yok,  o zamanlar kibrit kutularından yaptığımız telefonlar(!) vardı sadece..bir de mektuplar..Ha, Nefret evet kötü anlamlar algısı veren  bir kelime ama Özlem çekmenin üstesinden gelmek için de gönül için  iyi bir ilaç oluyor..kalın sağlıcakla..

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.