Hazmetme kapasitesi!

 
M.Kemal AYÇİÇEK - 30 Nisan 2007 Pazartesi 
 
Akil insanlar, tüm insanlar arasında kendinden önce yaşadığı toplumu,değerleri ve ilkeleri insanlık yararına yorumlayan ve akıl ve mantık süzgecinden geçirip, fikirlerini insanlık yararına kullanan kimselerdir şüphesiz. Buna ilaveler yapmak da mümkündür elbette ama şurası kesin akil insanlar “ben” duygusundan arınmış, “biz” olgusunun sahipleridir. Zaman zaman onlara kulak vermek ve belki de akil insan olabilmek için kendimizle hesaplaşma içinde olmayı düşünmeliyiz.
Avrupa Birliği için çaba sarfeden Türkiye’ye, “Avrupa’nın hazmetme kapasitesi” ne göre üyelik verilmesi, Avrupa’nın önemli ülkelerinden bizim de rejimde esinlendiğimiz Fransa’nın önerileri arasındaydı. Bunu biz yanlış algıladık ve hemen üzerimize alındıydık! Oysa adamlar haklıydı, Türkiye’nin hazmedilmesi kolay bir ülke olmadığını sadece Avupalı değil ama bizlerde artık iyi bellemeliyiz. Nasıl hazmedecek Avrupa böyle bir ülkeyi sorarım sizlere? Siz olsanız onların yerinde, böylesine ne zaman neyin niçin yapılabileceğinin belirsizliğini koruduğu bir ülke için sizin kafanızda soru işaretleri oluşmaz mı?
Şurası kesin, Türkiye, Türkiye’den görülemediği kadar net fotoğraflarıyla   Avrupa’dan izlenmektedir. Avrupa’nın gözüyle biz bize hiç bakamıyor ve göremiyoruz maalesef. Bunu bir başarabilsek zaten kendi içimizde de hazmetme sorunu yaşamayız. Ama yaşıyoruz! Biz bizi hazmedemiyoruz, hazmetmek istemiyoruz ve hazmetmeye de yanaşmıyoruz. Oysa bu ülkede bunun öncülüğünü kurumsal anlamda yaygınlaştırması gereken sorumluluk mevkilerinde olanlar, halkın çok gerisinde kalarak artık gülünç konumlara düşebiliyorlar!
Rejim kaygılarını toplumun bazı kesimlerine bazı mesajları vererek halkın sanki birlik ve bütünlüğünün, özgürce düşünme ve üretme gücünün önünü kesiyor, ufkunu daraltıyor adeta geleceğini ipotek altına alacak krizlere yol açıyorlar hem de hiç gereği yokken! Sonra o krizlerde bedeli bu yoksul halka ödetmekten sanki zevk alıyorlar. Ne gerek var bunlara, ne gerek var kriz üretim senaryolarına, ne gerek var “ben”cillik yapmaya, ne gerek var artistlik taslamaya?Siyasal anlamda bunu öncelikle Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu ve DYP Genel Bakanı Mehmet Ağar yaptı, Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda, TBMM’de.
Söyler misiniz Cumhurbaşkanlığı ilk tur oylamasının yapılacağı gün ankesörlü telefonlarından TBMM üyelerini kimler, kaç kez kimler adına ne diye tehdit için aramış? Özellikle Anavatan Partisi ve DYP’nin milletvekilleri hedef alınmış mı dır?  DYP’nin Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan  ile Hatay Milletvekili Mehmet Eraslan, parti genel başkanlarının basın toplantısına katılıp neden meclise koşmuştur? Bu duyarlılığı neden göstermişlerdir hiç düşündünüz mü? Neyse siz onları düşünün ben işin orasında değilim zaten!
Şu var ama laiklik adına bir takım açıklamalarla sözde Cumhuriyet’e sahip çıkılması adına yapılan mitingler ve onlara katılan yüz binlerin elbette haklı kaygıları vardır ve onlara katılmamak da mümkün değildir ama sadece laiklik mi? Ya Demokrasi? Ya sosyal Hukuk devleti? Yani bu ülkede yaşayıp, Cumhuriyet’in nimetlerinden yararlanan sadece o mitinglere katılan yüz binler midir? Böyle düşünülebilir mi? Neden tersinden bakamıyoruz olaya, bu ülkede kim kaç kişi irtica hasleti içinde olabilir bakındınız mı çevrenize, hemen şimdi sorun bakalım o çevrenizde kaç kişinin geriye gidiş özlemi var? Ona göre düşünün ve değerlendirin tüm olayları, sizler de manüpile edilebilenlerden olmamak için elbette.
Hem şunu sorun bakalım o eline bayrak alıp sokaklara çıkıp “Cumhuriyet ve laiklik” adına sloganlar atan, döviz ve pankartlar taşıyanların kaçı sandığa gitmiş? Kaçı önce vatandaşlık görevini yerine getirmişte demokratik hakkını kullanmak için sokaklardadır, öncelikle bunu bir sorun bakalım? Sandık başına gitmeden meydanlara çıkmak, önce o vatandaşlık bilinciyle bağdaşır mı? Bu ülkede sandık başına gitmeyerek  “ben yokum” diyecek sonrada meydana çıkacaksınız, işte itirazım ona. Yoksa elbette verilmiş haklar kullanılmak içindir, bundan hiç kimse gocunmaz buna hakkı da yok zaten ama  önce bireylerin vatandaşlık bilincinin ispat edildiği yer sandıktır ama o sandığa dipçik zoruyla gitmek değildir tabi. 
Halkın  hür iradesiyle sandık başına gidebilme erdemine saygı duyulduğu bir ülke, Avrupa’nın  “hazmetme kapasitesi” ne sahip olduğu bir ülke olur. Ama o ülke öncelikle kendi içinde kendi insanlarının hak ve hürriyetlerine helal getirmeyen bir kültürü edinebilmeli ve bunu içselleştirebilmelidir. Sağcısı ve solcusuyla bunu birlikte başarma zorundayız. Yoksa her on yılda bir Dünya’ya rezil olmaktan kurtulamayız diye düşünüyorum. Kalın sağlıcakla. 
 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.