google.com, pub-0757568622261103, DIRECT, f08c47fec0942fa0

İl bilmem nesi!

 M. Kemal AYÇİÇEK – 23 Haziran 2018

 

Yakın bir arkadaşımdı, sürekli ilçeden ile geliyordu. Aracını park etmek için de bizim mekânın önünü seçiyordu. Arkadaş ya, her hafta mutlaka gelip, aracını park edip toplantısına yetişmeye çalışıyordu. Tabi bana gözükünce öylesine bir selam verip, hal hatır sorup geçiyordu.

 

O geldiğin de, görünce yine geldi bizim ki diyordum. Sonra da yanıma uğrayınca, “oo, naber ya yine il bilmem nesi mi?” diyor, onun aslın da bana uğramaya niyetli olmadığını ama o toplantıya gitmek için de aracına trafik cezası yazılmasın diye bana uğrardı. En güvenli yer, benim bulunduğum yer olunca da zorunlu olarak selam vermek zorunda kalıyordu! Ona üzülmüyor değildim, sevdiğim birisiydi ama bana göre biraz daha belki sosyaldi, zevzekti ve ben de ona her zaman katlanmak istemezdim açıkçası!

 

Çok kardeşli birisi ve en sonuncusuydu belki annesinin ve yakınlarının şımarttığı, daha çocukken erken adam olmuşlar sınıfına dahil olmuşluğu vardı. İyi niyetli idi ve bunu gören herkes onun o iyi niyetini istismar etmek için kendince fırsat kolluyordu! Çok yardımsever, iyi niyetli bir o kadar da kadirşinas bir insan, partiler için bulunmaz bir nimetti!

 

Kızım ve torunumla hastaneye gittim. Orada memurmuş, beni görünce güldü. Bir yandan işini yapıyor bir yandan da bana laf atıyor. “sen bana derdin ya il bilmem nesi” diye, “sen akıllı adamsın,  benim 25 yıl sonra gördüklerimi tam yirmi beş yıl önce bana söylerdin de ben anlamazdım, ne kadar haklıymışsın” dedi ve gülmeye devam etti. Zaten hep o gülmesi yok mu, oradan kaybediyordu! İyi insandı sonuçta, iyi insanlar gülebilir ancak, kötü insanları dilediğin kadar en güzel fıkraları anlatsan da güldüremezsin bu alem de!

 

Yarın yüzyılı aşkın yaşamımız da “Dava” diye ardından koşturduğumuz siyasi çizginin bir lokma ekmeğini yemedik hamd olsun! Dedemle yüzlerce kilometre yol alırdık o otobüsler de sigara içildiği yıllarda ve o yolculuklar, hep bir gün gelecek koşturduğumuz dava hedefe ulaşacak diye umutlanır ve hep o mitingler de en önler de olurduk. Oysa siyaset, profesyonellikti! Siyasetçiler, ekmek peşinde olurlardı, yani siyaset yaparak ekmek yerlerdi oysa biz, topladığım fındıktan aldığımız üç beş kuruşu o siyasetçiler ekmek yesin diye berhava ederdik!

 

Bir arkadaşım vardı Kıbrıslı, “Siyasetçi olacağım” diyerek, güya toplumun Ahlak değerlerinin dışına çıkmamaya özen gösterirdi. O da nedir, açık havada bira içmek, ya da bir diskoya gidip eğlenmek! Siyasetçi olacak diye sosyal yaşamdan özenle tavizler verir, çoğunlukla bizimle gelmezdi. Siyasetçi değil ama eğitimci oldu.

 

Şimdi Cumhurbaşkanı ve Milletvekili seçimleri var diye bakıyorsunuz aklı eren de ermeyen de ne çok şeyler bilip, sosyal medyadan paylaşıyor ve “Ben aslında varım bak ben de konuşuyorum” modun da, sevdiklerine övgüler sevmediklerine alabildiğince de sövgüler de bulunabiliyor. Bir arkadaşım, “Yahu şu senin bacanağın var ya tam dayaklık, biliyor musun ne biçim laflar ediyor yav insanın aklı almıyor” diye yakınıyor. Ben gülüyorum bu tarz tiplere, o da aklınca bana bir şeyler enjekte peşinde, bunu hissediyorum.

 

Günümüz de sosyal medya var nasılsa ve kim isterse kendi sevdiği ya da sempatik bulduğu herhangi bir şeyi dilediğince ön plana çıkarabiliyor o zaman seçmenin de en az siyasetçi kadar profesyonel olması gerektiğini ve ona göre davranış sergilemesi gerektiğini söylüyorum. Madem siyasetçiler sana her türlü medya aracını kullanarak ulaşabiliyor o zaman sen de o siyasetçilere karşı kendi gardını al ve kendi kimliğinle ve kendi usulünce tavrını koy, tepkini göster ve profesyonel bir seçmen ol ki o da sana öyle istediğini, aklına estiğini pazarlayamasın! Öyle değil mi?

 

Bu siyasetçiler, seçmeni ne olarak görüyor ve nasıl oy istiyor hiç dikkat ettiniz mi? Orası burası boyalı, makyajlı bir araba ile senin köyüne gelip bir şeyler söylüyor, sen de buna kulak veriyorsun. Adam, diyemeyeceğin tipler, koca koca fotoğrafları ile bezenmiş otobüsleri, minibüsleri ile gelip senin yanından geçiyor, onların mikrofonları açık diye sen de onları adam sanıyorsun hâlbuki tanıdığın bildiğin bir tip, yani reklamla sırf gösterişle gelip güya senin oyuna talip oluyor. Sahte simalar, sahte selamlar, sahte samimiyetler, sahte gülüşler, sahte “tanıyorum” ayakları vs, yalan mı?

 

Senin seçmen olarak yapman gereken sahtekârları ayıklamaktır. Sana kim sahte geliyorsa, sana kim rol yapıyor geliyorsa sana kim numaradan adam ayakları yapıyorsa onları eleyeceksin. Babanın, annenin, eşinin, arkadaşının ne dediği değil senin kendince en çok gönül verdiğin neyse ona oy vereceksin ve senin için yaşamın boyu bu ülkenin daha da ileri gitmesini sağlayacak her kimse oyunu ona vereceksin. Yani sen, seni bilecek sana güvenecek ve senden olanı seçeceksin, bu iş o kadar basit!

 

Oy vermenin Ahmet’i, Mehmet’i bilmem kimi hele hele il bilmem nesi hiç yok, sana profesyonelce yaklaşan siyasetçilere sen de bir o kadar profesyonel olduğunu gösterecek ve bilinçli bir oy kullanımı ile senin aslın da senden daha çok sen olduğunu anlatacaksın. Hadise budur. Kolay gelsin, aslın da olay çok basit, o birbirini kıran, kalp kıran kem söz söyleyen tiplere inat sen kendine saygı duy ve git sandığa gönlünden ne kopuyorsa bas mührü ona, vatandaşlık görevini yerine getir kardeşim.

 

 

Şimdi akıllanmış o “il bilmem nesi” dediğim arkadaşım, “yirmi beş yılımı verdim, sen bana derken ben sana gülüyordum ama anlamıyordum şimdi yirmi beş yıl sonra senin bana dediklerin aklıma geliyor da kendimin o hallerine üzülüyorum ”diyor. Hala memur, hala çalışıyor ama artık o “il bilmem nesi”ne gitmiyor, akıllanmış!

 

 Kalın sağlıcakla. 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

google.com, pub-0757568622261103, DIRECT, f08c47fec0942fa0