Kaç çocuğa kim karar verecek?

M. Kemal AYÇİÇEK – 1 Temmuz 2013 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın özellikle düğünler de , “en az üç çocuk” önermesinden sonra İstanbul’daki bir konferansta da, “'Eşim dört çocuğumuzun bezlerini elinde yıkayarak büyüttü. Şimdi iş çok daha kolay. Çamaşır makineleri var. beş çocuk bile olur” diyerek, üç rakamını beş’e yükseltince, bu çok farklı yorumları da beraberinde getirdi. Ben de o üç çocuğa itiraz etmiştim, bizim çocukların bir sohbetine kulak misafiri olduktan sonra en az ikisi erkek ve ikisi kız olmak üzere dört çocuk olmalı da ısrar ediyorum, hala da dört çocuktan az olacak her fikre de itirazımı sürdürüyorum.

Hele “Çözüm süreci”nden sonra eskiden konuşulamayanlar biraz daha rahat konuşulur olunca bu kez bu çocuk sayısı da ister istemez yine farklı şekillerde tartışılıyor. Mesela, Başbakan’ın o üç çocuk önermesi ve sayıyı beşe yükseltmesine bazı Kürtler, “Türkiye’de 50 yıl sonra Türkler azınlıkta kalacağını anladığı için başbakan önce üç çocuk ardından bu sayıyı beşe yükseltti” diyerek, sanki başbakan Erdoğan’ın gerçekten böylesi bir kaygıyla ısrarcı olduğuna inanıyorlar. Hatta Abdullah Öcalan’ın Twitter hesabından bana iletilen özel mesajında da bu konu ile ilgili “Sayın Öcalan’ın dediği şey su: Erkekler kadının kaç çocuk doğuracağına karar veremez, buna sadece kadın karar verebilir. Çocuk sayısı önemli değil” denerek, Başbakan Erdoğan’ın rakamlardaki ısrarına itiraz ediliyor. Yani, çocuk sayısına erkeklerin karışmaması gerektiğini, buna annelerin karar vermesi gerektiğini söylüyor.

Ben başbakan Erdoğan’ın ilk defa üç çocuk önermesine daha önceki yazılarımda, “Başbakan Erdoğan’ın ya dayı, ya amca, ya hala veya teyze’den yana bir sıkıntısı olmalı ki, üç çocuk diyor” demiştim. Kimileri çocuk sahibi olmada “ne kadar bakabilirsen” den tutun, evdeki oda sayısına, hatta kimilerinde, “bize bakacak kadar” mantığına, kimileri, “bir kız bir erkek olsun, bize hem kız ve hem de erkek çocuk sahibi olma mutluluğunu yaşatsın yeter”e varan bir yığın düşünce var. Buna sizler de eklemelerde bulunabilirsiniz ama benim dört çocuktaki ısrarım, ne Başbakan’ın, ülke nüfusunun gelecekte çalışma iş gücünü dikkate alarak, azalmasını önleme fikriyle ne de Abdullah Öcalan’ın çocuklar için sadece kadınların karar verebileceği mantığına dayanmıyor. Ben olaya geniş aile perspektifinden bakıyorum. Önceden bende ‘bir kız ve bir erkek olsun yeter’ mantığındaydım, öyle de yaptım ama hata etmişim, bunu çocukların bir konuşmasına kulak misafiri olunca anladım.

Bir bayram sabahıydı, bizim çocuklar harçlıklarını toplamış bir odaya toplanmışlardı. ”Çocuklar, ne konuşur günümüz de” diye, onların toplandığı odanın zaten açık olan kapısının kenarında sohbetlerine kulak kabarttım. Kimi tek çocuk, kimi bir kız bir erkek kardeş, kimi sadece iki erkek kardeş, topladıkları harçlıklarını sayarak, bir birlerine , “sen kimlerden aldın”, “sana kimler harçlık verdi” hesabından yola çıkarak, topladıkları paralarına göre kendi çocuklarının bir bayram günü toplayabileceği parayı hesaplıyorlardı. Biri diğerine, “Benim çocuğum olursa onun teyzesi olmayacak, amcası da olmayacak o zaman benim çocuğumun daha az parası olacak” bir diğeri, “benim çocuğum da olursa onunda dayısı olmayacak, halası da olmayacak” diyordu. İşte o konuşmalardan sonra anladım ki, çocuk sayısına karar verilirken sadece bu günümüzü düşünerek bizlerin karar verebiliyor olmaları, gelecekte bizim ön göremediğimiz çocuklarımızı yapayalnız bir Dünya’da bırakıyor olmamıza sebep oluyor. Buna ne annenin tek başına karar vermesi ne de babanın rızasının üç ya da beş olması değil, o çocukların gelecekteki yaşamları dikkate alınarak karar verilmeli. Öyle ya, Dünya’da çekirdek aile isteniyor diye bizim de o modaya uymamız şart mı? Biz neden çocuklarımızı dayı, Teyze, hala ve amca’dan mahrum bırakıyoruz ki? 

Zaten bu değerler batı toplumlarında yok oldu diye değil mi nüfus azalmaları. Onun çıkarmadılar mı şu “kuzen” saçmalığını. Varsa bir yakınlığın, dayı, hala, amca, teyze çocukları hep birden toplanıp bir “kuzen”e sığdırılmadı mı? Neden? “amcamın oğlu”, “dayımın kızı”, “teyzemin kızı”, “halamın oğlu” nun yerini tek bir kelimeye, “kuzen”e indirgeyerek, kelime külfetinden mi kurtulmuş olacağız? Yoksa kim kimdileri mi karıştıracağız? Bunun bizim hayatımıza yabancılıktan, kupkuru bir akrabalık bağından başka ne katkısı var? O da değil yani şu ‘Kuzen’ bile, ‘kuz’, ‘kuzi’, ‘kuzim’e indirgendi, belki yarın öbür gün, sadece ‘ku’ya inecek, kim bilir!? 

Yani ne öyle bazı Kürtlerin Başbakan Erdoğan’ın, Türk nüfusunun gelecekte azınlığa düşeceği kaygısıyla ne de Abdullah Öcalan’ın, “Çocuk sayısına kadınlar karar vermeli” anlayışlarına ben katılmıyorum. Benim kaygılarım, o çocukların geleceği. Biz ölüp gideceğiz ama çocuklarımız bu alemde bir çekirdek aile bile olamadan yaşamasınlar, geniş aile ile bu yaşamın tadını çıkarsınlar, yalnızlık hissi çekmesinler! Ben de bir sayıda ısrarcı değilim ama iki kız ve iki erkek çocukla ancak teyze, hala, dayı ve amca sağlanabildiği için bu sayıyı en alt sınır olarak kabul ediyorum ama bunda ısrar ne kadar yararlı olur, ya da olabilir mi, orasına elbette yaradan karar verebilir. Adamın ardı ardına üç kızı olursa, beş erkek çocuğu olursa onlara sadece Allah kerim derim tabi. 

Mesela Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bursa’daki bir etkinlikte, “evlilikten amaç, kadın ve erkeğin evlilikte huzur bulmasıdır. Bizim niyetimiz başbakan gibi sayıları söylemek ve her gün artırmak değil, rabbim miktarını da zamanını da zeminini de iyi bilir” diyor, bu da güzel bir fikir elbette ama ısrarcı olmak, zaten başbakan Erdoğan’da olsa, Abdullah Öcalan’da olsa, ya da bir başkası da olsa herkesin nazının geçtiği insanadır, yoksa o sesleri duyan herkese değildir. Ben öyle algılıyorum o ısrarları, hiç birinin art niyet taşıdığına da inanmıyorum. Evlilik konusunda herkesin duyduğu bir hassasiyet var, herkesin kendi kafasına göre bir algısı bir öngörüsü bir ve eşlerin kendi aralarındaki uyumunun bile çocuk yapıp-yapmama ile alakası var. 

Keşke tüm evlilikler, çiftlerin mutluluğuna vesile olunsun diye yapılsa ama menfaat evlilikleri var, çıkar ilişkilerine indirgenmiş evlilikler var, gösteriş evlilikleri var, desinler evlilikleri var ve bunlardan olacak çocuklar, elbette bizim ‘evlat’ diye tabir edilen çocuktan değil de şu zorla yumurtalattırılan tavuklardan çıkan tadı, tuzu olmayan yumurtalardan ne farkı olur? Aşksız, Sevgisiz, saygısız olan evliliklerden siz yüz tane çocuk yapsanız bu toplumda o çocukların kendilerine ya da hiç kimseye ya da bu ülkeye ne yararı, ne katkısı olur, sokakları doldurmaktan başka? Çocuktan önce ben kimin kiminle evlenmesi gerektiğine, karakter uyumundan, söylenen sözü söylendiği manada anlayabilen, her şeyden önce konuşurken bile bir bir sözünü bastırmadan dinlenmeyi bilen, sevmiş gibi görünen değil, gerçekten birbirini seven insanların evlenmesini sağlayacak bir sistem geliştirmeli. Böylece zaten o sevgi yumağından olacak çocuklara da saygı duyulmalı. Yoksa ne erkek ne de kadına tek başına dilediği kadar çocuk yapma hakkı verseniz ne olur, vermeseniz ne olur? Hem öyle bir hak’tan söz edilebilir mi? sanmıyorum. Bu çocuk sayısını rahmetli dedeme sorsam o bana, “yap yapabildiğin kadar” derdi mesela! Mekanı cennet olsun. kalın sağlıcakla.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.