Kul darlanmayınca hızır yetişmez

Bir önceki yazının devamı olarak 



Müphem mefhunlar  (10/15)



F:  a)- HIZIR; Halk arasında yaygın bir takım adet ve inançlara kaynaklık eden Hızır,  Edebiyatta ve halk dilinde muhtaçların imdadına yetişsin, iyilik ve bolluk getiren ölümsüz bir nebi veya bir veli’nin adıdır. (Türk ansiklopedisi)
 
 Kendisi gibi ölümsüz ve bazı kaynaklar da kardeşi kabul edilen İlyas’la buluştukları, 6 Mayıs günü halk arasında yazın başlangıcı sayılarak Hıdırellez (Hızır- İlyas)  adıyla kutlanır. Kur’an-ı Kerim XVIII/60-82 ayetlerinde Hz. Musa ve kendisinden daha bilgili “ilim sahibi bir kul” arasındaki olayları anlatmaktadır. Çoğunlukla bu ayetlerle paralel bir anlatım asahip hadislerde bu “ ilim sahibi kul” Hızır olarak tefsir edilmiştir. Aynı olay, çok az farkla Tevrat ve İncil gibi kutsal kitaplar da ve yunan mitolojisinde de geçmektedir.

 İslam alimlerinin çoğu, Hızır’ın hz. Musa ile yaşamış bir kimse olarak kabul ederler. Fakat ölümsüz olduğunu red ederler. Zaten çeşitli Kur’an ayetlerinde (Embiya 34, Ali İmran 144) Hızır’ın  ölmüş olduğunun birer delili sayılırlar. Buna rağmen Halk arasında onun ölmediğine inanılması, eski Sümer, eski Yunan mitolojisi, Tevrat ve İncil ve doğu Dinlerinin (Teo, Barkan, Ebuda) etkisinde olmalıdır.
 
 Ayrıca Hızır’ın baş ve orta parmağı birbirine bitişiktir. Türk inançlarında Hızır, gökte uçan bir atlı olarak düşünülmektedir. “ Alevi saçlı (Türk ulusunda ) Hüs suretli.. yeşil tonlu bir Aziz, bir boz ata binmiş” (Türk ansiklopedisi. Hızır md) ifadesi, Türk inançlarındaki  Hızır’ı canlandırır.

 Kelimenin Arapça “Hazır veya  Hızrr”den gelmiş olması, onun bir sıfat olduğunu ve onunla  “Yeşilin” kast edildiğinin iddia edilmesine de yol açmıştır.
 
 Hızır’ı daha iyi anlayabilmek için Kur’an-ı Kerim’de “kehf” suresinden ve bu konudaki en geniş hadisten yararlanarak ( İbn. Asakir’den nakil sahibi Buhari tecridi sahih tercüme ve şerhi C.9 sh. 145) Hz. Musa ile “ilim sahibi bir kul” veya Hızır arasında geçen olayı aktaralım;
 
 Hz. Musa, hutbedeyken kendisine:
 
-         En çok alim kimdir? Diye soruldu.Hz. Musa cevabey:
-         En alim benim dedi.
 
Bu sırada Allah tarafından “kendisinden daha alim bir zatın mücmeül bahreyir (iki denizin bitiştiği yer) de bulunduğuna” dair vahiy gelir.
 
 Hz. Musa:

-         Ya rab, ona nasıl yol bulayım
-         Bir zembil için de balık taşı. Onu nerede kaybedersen (O) oradadır.
 Hz. Musa bunun üzerine hizmetçisinin (Yuşa’b-Nün) yanına alıp, bir zembil içerisine bir balık koyup, ikisi birlikte yola koyuldular. Mücmeül Bahreyn denen yere (farkında olmaksızın) gelmiş ve orada uyuya kalmışlar. Onlar uykudayken zembildeki ölmüş tuzlu balık denize dalıp, iz bırakarak kaybolup gitmiştir. Onlar uyanıp tekrar yollarına devam ederler. Musa, hizmetçisinden kuşluk yemeğini çıkarmasını ve artık bu uzun yolculuktan, yorgunluk duymaya başladığını söyler. Hizmetçisi;
-         Taşın dibinde barındığımız da, balığın kaçtığını size söylemeyi unuttum.
-         Zaten istediğimiz bu idi.
 Geri dönüp o kayaya kadar gelirler. Bir de ne görsünler. Kayanın üstünde elbisesine bürünmüş birisi oturuyor. Musa, selam verir fakat Hızır olduğu belli bu zat, bu selama şaşırır.
-         Ben Musa’yım der musa
-         İsrail oğullarının Musa’sı mı? Diye sorar Hızır
-         Evet der ve ekler Musa, senden ilim öğrenmek için sana tabi olayım mı?
-         Sen bana sabredemezsin.
-         İnşallah edeceğim ve sana hiçbir işinde de karşı gelmeyeceğim.
 
Böylece ikisi birden yola çıkarlar. Önce bir gemiye binmeleri gerekmektedir. Gelen bir gemiye binerler. Bir zaman sonra Hızır, geminin tahtalarından birini söker. Musa dayanamaz ve:
 -         adamlar bizi gemilerine aldılar, üstelik seni tanıdıkları için ücret de almadılar. Sen ise sanki tüm gemidekilerin boğulmasını istiyormuş gibi, gemiyi batırmaya çalışıyorsun. Hızır:
 -          ben, sen bana sabredemezsin dememiş miydim deyince Musa özür diler.
 Daha sonra Hızır oynayan çocuklardan birini sebepsiz yere öldürür. Musa yine muhalefet eder ve yine aynı cevabı alınca sonucu kabullenir.
 Ardından bir köye mısafir olmak isterler. Fakat köylüler kabul etmez. Hızır yıkılmakta olan bir duvar görür ve duvarı eliyle (İşaretle) onarır. Musa:
 -         isteseydin bunun için bir ücret alabilirdin diyince Hızır:
 -         Bu (andan itibaren) artık ayrılalım der ve ayrılırlar. (sahihi buhari alt 1. hadis, 102 ve Türk Ansiklopedi Md)
 
Metinde geçen mücmeül nahreyn’in neresi olduğu meçhuldur. Zaten Hızır ile yapılan nakiller de birbirini tutmamaktadır. Meçhul tarihçi Taberi, Hızır hakkında değişik rivayetler de bulunur. Bu rivayetlerden bazılarında Hızır, İsrailoğullarındandır. veya  Farslı, yahutta zülkarneyn’in hizmetinde bulunan birisidir. Zülkarneyn’in bir nehru bir hayat (ölümsüzlük nehrine) varmışlar. Hızır bu nehirden su içerek, ölümsüz olmuştur.
 Yukarı da gördüğümüz gibi zülkarneyn’in adı Kur’an-ı kerim de geçen fakat kim olduğu bilinmeyen bir kraldır.
 
 Mutasarrıflara göre Musa ile Hızır arasında geçen olayın yorumu çok farklıdır. Onlara göre, ne Musa ile Hızır birlikte çıktıkları yolculuk yer yüzünde yapılmış bir seyahat ne de Mücmeül Bahreyn yer yüzünde bir mevkiidir. Hatta bazı mutasavvıflara göre Hızır da bir şahıs değil, bir mefhumun kişileşmiş şeklidir. Bu mefhum da “ velilik” mefhumudur. (Türk Ans.) Bütün bu hikaye mecazidir. Mevlana’ya göre, Hızır, mürşitlik mertebesinin sembolüdür. Mücmeül Bahreyn de manevi makamdır. Bu makam, ili ayrı su gibi Dünya ile mananın mülaki olduğu bir makamdır. Bu nedenle Dünya gözü ile görülemez ( zaten Musa da ilk seferde görememiştir)
 
 Burada ölüm- hayat, kötülük-iyilik, felaket- Kut (gibi) bütün birbirne zıt mefhumlar, indi görünür ve birbiri içine girer. Ölü balık canlanır, ve varlık denizine dalar. Kötü görünen davranışlar (Hızır’ın davranışları) iyi netice verir. Çünkü bu davranışların nedenleri bambaşkadır. Örneğin:
 
Niyazi Mısrı’ye göre, batırılan gemi, ölüme mahkum maddi dünyadır. Oynarken öldürülen çocuk ise, insanlarda mevcut olan kötülük meyilidir.
 
 Yunus Emre, Niyazi Mısri ölümsüzlük bahşeden suyu (vahdet) mevhumlarına kavuşmaya benzetirler. Mevlana da da “ tezatlar kalkar ve vahdet ayan olur” bu makama ermek, herkese müyesser olabilir.

Hızır ve kardeşi kabul edilen İlyas’ın etrafında toplanan motiflerden biri ve en önemlisi anlaşıp, buluştukları gün kabul edilen  6 Mayıs’ta  ve bugün de yapılmakta olan  Hıdrellez bayramıdır. (diğerleri Hızırlık kabul edilen “yeşil”lik ve yeşil dağlardaki Hızır makamları sayılan ziyaretgahlar ve su kenarlarındaki Hızır ziyaretgahlarıdır)
 
 b: Hıdrellez: “Hızır nebi”, “ Hızır peygamber” sözleri halkın, Hızır’ı peygamber bildiğini gösterir. Halk arasında “Hızırın eli değmemiş”, “kul darlanmayınca Hızır yetişmez”, “Hızır gibi yetişmek” (deyimler sözlüğü Sebahat Emir, İstanbul 1974) deyim ve özdeyişleri, Hızır’ın yaygın iki özelliğini gösterir. Bunlardan biri Hızır’ın bereket getirmesi, diğeri ise darda kalanın imdadına yetişmesidir. Hıdrellez: 6 Mayıs günü halkın kırlara gidip eğlenmesi, hatta o gece kırlarda yatılması (ki çoğu yerde bu eğlence yeri bir orman ya da su kenarıdır) ile kutlanılan bir bayramdır.
 
Hıdrellez’in (Türk) kökenini, en eski Mitra kültürüne bağlarlar. Yahudilerin  Pesah, hRistiyanların Paskalya, İranlıların Mihrigan, ve Nevruz bayramları da aynı köktendir. (Hurafeler ve menşeleri, Abdulkadir İnan. Ankara. 1962) yazının devamı için tıklayın

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.