Kürtlerin ABD’si Türkiye’dir!

M. Kemal AYÇİÇEK – 1 Haziran  2015

 

 

Genel seçim için artık son dönemece girildi. Tüm partiler, ellerinde ne kadar koz varsa hepsini bu hafta sahaya sürer artık. Çabaları, elbette kimilerinin barajı aşıp TBMM’ye girebilmek, kimileri de TBMM’ye bir fazla daha milletvekili taşıyabilmek için mücadele veriyor. Halk şimdilik sadece seyrediyor, son sözü söyleyecek ve bu gergin siyaset ortamı da bitecek. Fuzuli çangırtılar, hiç gereği bile yokken günlerce sokaklarda yapılan anonslar, yüksek ses yoğunluğu müthiş gürültü kirliliği yapan o saçma sapan şarkılar, türküler nihayete erecek ve vatandaş da rahat edecek. 

 

 

Bu seçim sürecinde öne çıkarılan sözde Kürtlerin temsilcisi diye daha önceleri hep bağımsız adaylarla TBMM’ye girmiş olan yapının bu kez parti olarak yani HDP ile seçime girmesi olayı. Ülke de Ana muhalefet partisi de dahil olmak üzere tüm muhalefet partilerinden daha çok bilinen medyanın parlattığı ve barajı geçebilsinler diye özellikle destek verdiği HDP’nin baraj sorunu var. Bunca desteğe rağmen yüzde on barajını aşabileceğini sanmıyorum ama aşarsa da bıçak sırtı bir durumla aşabilir. HDP’nin barajı aşıp aşamamasına takılmıyorum. Türkiye partisi olmak adına HDP’nin elbette parti olarak bu ülkede seçimlere özgürce girmesinden yanayım. Elbette “düz ovada siyaset” yapabilmeleri, sadece Kürtlerin değil bu ülkenin tüm ezilenlerinin haklarının savunulması anlamında marjinal de olsa başkalarının söylemlerinden farklı söylemlerle siyaset yapar olmaları, ülkemiz Demokrasisi için büyük kazanç olur. Fakat HDP, Türkiyelilikten daha fazla Kürt Milliyetçiliği söylemlerinin belleklerdeki partisidir. Bunun değişmesi birkaç seçim daha gerektirir.

 

 

Kürtler, sadece Türkiye’de yaşamıyor. İran, Irak ve Suriye’de varlar ama Türkiye dışındaki Kürtlerin ABD’si Türkiye’dir. Kürtler, kendi kültür, gelenek ve göreneklerinden kopmak istememekte haklıdır. Bunun için de İran, Irak ve Suriye Kürtleri, Türkiye Kürtlerini örnek alıp, onlar gibi olmanın özlemi ile Türkiye’de seçimlere bakmaktadır. Türkiye’de eşitlik, özgürlük geliştikçe bunun kendi ülkelerine de olumlu yansımalarını umdukları için yönlerini Türkiye’ye çevirmişledir. Çözüm süreci sadece Türkiye’deki Kürtlerin değil tüm Dünya Kürtleri için de önemle izlenen bir süreçtir. Gelişmiş demokrasi denildiğinde ABD’den söz edilmesi gibi Türkiye dışındaki Kürtler için de Türkiye’deki Kürtlerin ne kadar özgür ve ne kadar eşit birer yurttaş olmaları önem taşımaktadır. Bu nedenle diyorum Kürtlerin ABD’si Türkiye’dir diye. 

 

 

Eski Türkiye’de sorunu olanlar, soluğu ABD’de alıyor, oradan medet umuyorlardı. Fakat şimdi Dünya’da ve Türkiye’de de şartlar değişti, eski Türkiye’nin alışkanlığı sürekli ABD seyahatlerinin yerini Türkiye aldı. En azından bizim coğrafyamız da durum böyle değil mi? Kuzey Irak Kürt yönetimi ile Türkiye ilişkileri bunun açık örneğidir. Suriye’de sular durulduğunda aynı şey olacak, yarın İran’da da benzer haberler göreceğiz. Başbakan Ahmet Davutoğlu, Diyarbakır  mitingin de söyledi ya, HDP Eş başkanı Selahattin Demirtaş için “ABD’ye gitti geldi dili değişti” diye, bende onu anlatmak istiyorum işte zaten var olan sorunların çözüm yoluna girdiği bir dönemden geçmiyor muyuz? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı bir şekil de “Artık Kürt sorunu yoktur” ifadesi de aynı içeriğe işaret ediyor. Sorunların giderilmesi için ABD kapılarında gezinmenin artık hiç kimseye yarar getirmeyeceği, sorunların artık yerinde ve Türkiye’nin gücü ile giderilebileceği açıktır. Bunu belki siyasetçiler, alanlarını doldurmak amacıyla anlamamazlıktan geliyorlar ama aklı selim Kürtler de diğer sorunu olan her kim varsa onlar çok iyi biliyorlar.

 

 

Aslında tüm sorunları konuşurken Türk, Kürt, Alevi, Sunni gibi nitelemeler, hep ‘Böl- Parçala- Yönet’ mantığının ürünü söylemlerdir. Oysa tüm sorunlar, ister Türk olsun ister Kürt olsun Alevi, Sunni ya da adına ne derseniz deyin aklınıza gelen en azınlıktaki bir grubun bile sorunu aynı ülkede yaşayan herkesin ortak sorunudur. Bakmayın bu tür isimlendirmelerle yapılan konuşmalara ve bu tarz konuşmaları bizi yanıltmasın. “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” hadisi neyi anlatıyor ki? Yani herhangi birimizin bir sorunu olduğunda bu konu komşumuza yansımıyor mu? Konu komşumuzla bizim ilişkilerimizin düzgün olması, konu komşumuzun da sorunsuz olmasına bağlı değil midir? Yani arkadaşlarımızı seçerken askerde, okulda ya da herhangi bir yolculukta karşılaştığımız bir sorun orada bulunduğumuz arkadaşlarımızla olan ve birlikte çözüm aradığımız sorunlar olmuyor mu? Yani bunun inançlısı, inançsızı, şucusu, bucusu mu oluyor? Dünya’da kriz denilen şey sadece bir ülkeyi mi etkiliyor, krizlerden tüm Dünya ülkeleri etkilenmiyor mu? Aynı şey değil mi bu insanlığın karşılaştığı sorunlardaki durum, aynı şey.

 

Önemli olan sorunlara el birliği ile çare bulabilmek değil mi? Bir hastalık ortaya çıktığında tedbiri birlikte almıyor muyuz? Veya ilaçlar üretilirken bu ilaçları sadece filan ülke insanları kullansın diye mi üretiliyor? Yaşamın olduğu her yerde mutlaka sorunlar da olur bu normal olandır, sorunların aşılması için el ele vermek de yine olması gerekendir. Hiç kimse var olan sorunları görmezden gelerek sorunların ortadan kalkmasını bekleme durumunda olamaz çünkü nerede bir sorun varsa orada yaşayan herkes, o sorunun içindedir ve ayrılmaz parçasıdır. Türkiye’de var olan hangi sorun varsa bunlar hem Türklerin, hem Kürtlerin hem herkesin sorunudur. Bu bilinçle birbirimizle didişmeden sorunların tümünü ortadan kaldırmak için elbirliği yapmak bu ülkenin her bireyinin görevidir. Bu amaçla yapılıyor zaten seçimlerde ve herkes sorunun çözümü için kendince mücadelesini veriyor.  7 Haziran 2015 seçimlerine giderken bu seçimlerin ülkemiz ve tüm Dünya insanlığının hayrına vesile olmasını temenni ediyorum. Kalın sağlıcakla.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.