La bilamada sen anlat daa

M. Kemal AYÇİÇEK – 15 Ağustos 2011 
Türkiye’de daha önceleri  Generallerin yargı karşısına çıkması yoktu ya, şimdilerde bir çok General’in mahkemelere gidiyor olmaları ve hatta tutuklanabiliyor olmaları, Eminbey’in son zamanlardaki sohbetlerinin de ana konusu nerdeyse. öyle  ya iftar açmışsın, git teravih namazını kıl bari, yok o teravih konusunda Yaşar Nuri Hoca’nın , “teravih namazı yoktur, vebali bana” mealindeki bir konuşmayı duymuş bir Tv’den  ona güveniyor  Eminbey.
Çaycı Ali’ye borcu yüz lirayı bulmuş, ama geçenlerde 70 lirasını vermiş ama 30 lira borcu kalmış, çaycı Ali, “bari ramazan’da içtiğin çayların parasını öde” diye tutturunca, oda “ahan buraya yazdım Ali, git bize sıcak çay getir” diyor durmadan. Sohbetleri dinleniyor olmasa, yanına kimse sırf çay içmeye de gitmez muhtemel ki. Konuşunca hani derler ya , “mangalda kül bırakmıyor” cinsten sohbet anlayışı. Tanıyor ve biliyorum ki gerçekten de saflığı ile tüm sohbetlerini içten inanışıyla yapıyor, bir ön yargısının olabileceğini düşünmüyorum. Deniyor ya mesela, “askeri yıpratmak için birileri kampanyalar yapıyor” gibi..yok o, onlardan değil kesinlikle. Hem o asker düşmanlığı yapanlardan hiçbir zaman olamaz zaten. O askeriyenin “Peygamber ocağı” olduğuna yürekten inananlardan biri.
Trabzon Belediyesi, şu Trabzon’da yapılan 11.Avrupa Gençlik Olimpik Oyunları (EYOF) nedeniyle  hizmet birimlerinde çalışan işçilere özel elbiseler yaptırdı ya, Eminbey, o kıyafetleri çok beğenmiş. Onu anlatırken “Üniforma işte yav” diyiverdi. Buna itiraz edildi, “üniformaya hakaret etme, ne alakası var Üniforma ile o elbiselerin” denince, Eminbey, “Askerin giydiği Üniforma da onların iş elbisesidir. Ne farkı var bizim belediyenin işçilerinin o aynı tip elbiselerinden” karşılığını verdi. Sohbetteki Adem, Eminbey’e orada itiraz etti durdu. Her ikisi de inat mı inat ama, dinleyenler biliyor ve tanıyor her ikisini de ve söz nereye varacak diye beklerken habire gaz da veriyorlar bir yandan tabi.
Sözlükler de Üniforma için “Aynı işi yapanların giydikleri, tüzükle belirtilmiş, bir örnek giysi.”, “Silahlı kuvvetlerin resmî giysisi”, “değişmez şekilli,aynı şekilde olan,hepsi bir şekilde;muntazam;yaknesak,bir kararda,benzer aynı tarzda;i. ünifotma,resmi elbise,asker elbisesi;f. üniforma giydirmek;birbirine benzer şekle sokmak.out of uniform üniforması eksik.naval uniform bahriye elbisesi.military uniform asker elbisesi. uniformly z. daima aynı tarzda.uniformness i. aynılık,tam benzerlik. F. üniforma giydirmek, aynı yapmak, standartlaştırmak”  dense de  Üniforma’yı  Eminbey, arınık Türkçe olarak kendince şöyle anlatıyor, “kim ne derse desin Üniforma, iş elbisesidir, bizim Çaykur’da giydiğimiz elbiseler kısaca, anladınız mı? Üniforma’nın Türkçesi, iş elbisesi demektir. Ben öyle anlıyorum. Ve onun için de askerlerin o iş elbiseleri ile sokakta gezmelerine kızıyorum. Normal de giyilmemesi gerekir. İş elbisesi, iş yerinde giyilir ve sivillerin arasına girildiğinde de sivil elbise giyilmeli, buna dikkat edilmiyor. Biz askerdeyken sırf çarşı iznine çıkmak için özel kıyafet giyerdik, şimdi sivil giyiliyor ama erler böyle, ya komutanlar öyle mi? Bakıyorsunuz, üniformalarla şehirde asker görüyorsunuz, işte onların da sivil kıyafetle çıkması gerekir. Sokaktaki vatandaş gibi, askerin asker olduğunu belli edecek üniformaların, yani iş elbiselerinin kışlalardan dışarı çıkmaması gerekir.” 
Eminbey’in anlattıklarına Adem yine karşı çıkıyor, şehir merkezlerinde askerlik şubelerini örnek gösteriyor ve , “askerlik şubesinde çalışıyorsa, nasıl gidecek oraya asker” diye soruyor ama Eminbey, hemen polisleri örnek gösteriyor. Polislerin evlerinden sivil çıkıp, karakollara kadar sivil elbiselerle gittiğini, askerlerin de bu şekilde işyerinde iş elbiselerini giyebileceğini söylüyor. Eminbey’in polis örneklemesi, Adem’ı susturuyor  ama ikna etmiyor tabi.
 Eminbey, “askeri vesayet bitti” işte diyen Adem’e bu kez de , “yok hala bitmedi, askeri vesayetin bitmesi, tüm şehir merkezlerindeki askeri birliklerin şehir dışına çıkmasıyla olur! Asker, hassas bir görevdedir, bu görevi şehir içinde kalarak yapamaz. O kışla ruhu, şehirden uzakta olur. Şimdi kışlalar hep şehir merkezlerinde kalmış, bunların şehirlerden uzakta olması gerekir. Ayrıca orduevleri için şehirlerdeki en güzel mekanların sivil vatandaşa açılması ve hatta askerlerin de sivillerle birlikte buralarda iç içe olmaları gerekir. Asker başka memlekettin insanı değil, bizim kardeşimiz, amcamızın oğlu, dayımızın, halamızın torunu, sen ben yani. Askerinde normal bir devlet memuru gibi sivil insan olma hakkını ona tanımalı ve bizden birileri olduklarını, farklılık ve ayrıcalıklı gibi gözükebilecek her türlü durumdan çıkarılmaları gerekir. Görev ayrı ama görev dışında Ahmet, Mehmet, cemil, ishak veya mesut’tan farklı olmadıklarını  yaşamalılar. Fakat öyle hale getirilmiş ki sanki askerler, bizim insanımız değil de yabancılarmış gibi farklı yerlerde oturup, farklı yerlerde yiyip içen  insanlar konumundalardı. Normalleşmesi lazım. Askerlerin insan olduklarını, tıpkı sivil insanlar gibi bireyler olduklarını onların yaşaması gerekir. Bu gerçekleşirse o zaman asker vesayeti gibi şeyler de kalmaz ortada. Yani askeriyenin de sivilleşmesi lazım. Eskiden böyleydi son yıllarda o farklılıklar ayyuka çıkarıldı” diyor.
Ne yalan söyleyeyim, Eminbey’i tanımasam farklı düşünebilirdim belki ama onun sivil bir vatandaş olarak “Asker” den anladığını  anlattığını düşündüm. Hak vermedim de değil. Hem zaten ben Eminbey’in konuştuğu ortamlarda fazlaca laf eden biri değilim, ben o tarz sohbetlerde dinleyen olmayı yeğlerim. O zaman zaman bana dirsek atıp, “la bilama da sen anlat da” der ama  onu neden söylediğini biliyorum. Uzun zaman önceydi, Eskipazar’daki çay fabrikası’nda büyük bir tadilat var ve orada çalışan bir Of’lu usta, kendinden bahsedilmesini çok isteyen bir tip. Fabrika müdürü ile konuştuğumuzu görünce Eminbey’e benim kim olduğumu sormuş, o da “gazeteci” demiş. İşte o Of’lu usta da, yemekte sürekli kendinden söz ediyor, bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor ama ben pek onu dinlemiyormuşum, o da o sırada yanında oturan Eminbey’in dirseğine vurarak, benim onu dikkate almam için Eminbey’e, “la  bilama da sen anlat da” diyordu. Ben unutmuşum tabi, Eminbey’de o zaman bu zaman hep aynı şeyi bana söyler durur hala. “la bilama da sen anlat da”… kalın sağlıcakla..

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.