Lafla peynir gemisi yürümez!

 
 M.Kemal AYÇİÇEK - 14 Mayıs 2007 Pazartesi 
 
Başlığa koyduğum bir atasözümüz. “lafla peynir gemisi yürümez” diye. Ama bu ülkede demek ki sadece laf edildi ve  peynir gemisi yürütüldü. Nerden anlıyoruz bunu, okur-yazar oranı ülkemizde  yüzde 92’ye yükselince, halkımızın bilinç düzeyi yükseldi. Her ne kadar okumayan toplumumuzdan sıkıntı duyulsa da, Televizyonlar, Radyolar ve Gazeteler, hele de son 10 yılda gelişen İnternet sayesinde halkımız her şeyi daha iyi algılama ve yorumlama  kabiliyetine ulaştı. Bir takım dayatmalara karşı vereceği cevabı artık birilerine ihtiyaç duymadan kendi verebilecek erdeme sahip oldu.
Cumhurbaşkanını halkın seçtiği TBMM üyeleri seçiyordu ama seçemediler. O Halkın vekilleri, halkımızdan daha akıllıydı ve onlar kötü karar vermezdi!. Fakat halk, istenilen niteliklerde milletvekili seçemedi ki, son olarak seçtiği vekillere Cumhurbaşkanı seçtirilmedi!.  Öyle ya, bunun başka anlamı olmamalı. Yoksa bugüne değin aynı yolla bu ülkeye Cumhurbaşkanını TBMM seçmişti, üstelik seçilen hiçbir Cumhurbaşkanına da 357 oy verilmemişti ama onlar seçilmişti. Şimdi ne deniyor, “Halk seçsin” ama hayır, ona da hayır diyor şimdiye kadar lafla peynir gemisi yürütenler!
Aklı başında olan veya olmayan herkes, hatta dış dünya bile Türkiye’de nelerin nasıl olduğunun artık iyice farkına vardılar. Şimdiye kadar sadece laf edip icraat yapamayanlar, Cumhuriyet tarihinde rekorlar üstüne rekorlar kıran ve ilk defa yasama faaliyetlerini tamamlayarak ülkeye istikrar kazandıran Ak Parti, sırf bu başarısından ötürü çekilemez kıskançlıkla ve türlü oyunlarla tahrik edilip, iktidardan edilmeye çalışıldı.
Sözde mitinglerle, o mitinglerde biraya gelen ve sözde cumhuriyet kaygısı duyanlar, kendi aralarında korku ve panik yaratıp, Hükümete karşı bir güvensizliği haykırarak   hazımsızlıklarını dışa vurdular. Öylesine ileri gittiler ki, daha adı sanı konmayan bir cumhurbaşkanı adayına itiraz ettiler. Daha önce aynı denemeleri çeşitli suikastların mağdurlarının cenaze törenlerinde yapmaya kalktılar, insani duygulardan uzak tamamen ön yargıları ortaya döken davranışlarıyla kıskançlıklarının hangi boyutlara vardığını aslında sergilediler!.
Sözde Cumhuriyetçiler, salt bu ülkenin “efendileri” rolünü oynarken, o efendiliklerine helal geleceği kaygılarını her fırsatta dile getirerek sessiz milyonların yıllardır hazmettiği “efendi”liklerinin gereğini yapmadılar. Daha düne kadar şanlı ordumuza “faşist” diyenler, bugün “ordu da bizim memleket de bizim”şarkısı söyleyerek adeta günah çıkarır oldular. Orduyu sevme noktasına gelmiş olmaları kuşkusuz bu ülkenin geleceği adına, Demokrasinin yerleşmesi adına sevinilecek bir olay ama yeterli mi?. Hayır, bence yeterli değil şimdi biraz da yıllarca inançlarına saygısızlık ettikleri insanların yerine kendilerini koyup empati yaparak onları da kendileri gibi anlama noktasına gelmeleri lazım.Tahammül edebilmeyi, sabredebilmeyi hazzetmeleri lazım.
Kavga etmeden sohbet edebilmeyi öğrenmeleri ve bunu kendileri gibi olanlarla yerine getirebilmeyi anlamaları lazım. 
Türk bayrağının sadece onların değil bu ülkede yaşayan 73 milyon vatandaşında bayrağı olduğunu kafalarına sokmaları lazım. Ön yargılı bakışı, yeren, alay eden yaklaşım tarzlarını terk etmeleri lazım. Sadece onlar değil elbette, bu ülkede nefes alan herkes, kendisinden karşı gördükleri için aynı şeyi kendine kabullendirmesi lazım. Ha şimdiye kadar da bu ülkede sözde demokrasi mücadelesi verenlerin de  bu ülkede lafla peynir gemisinin yürümediğini yapılan darbeler, muhtıralar , postmodern ve e- bildirge darbelerinden sonra anlamış olmaları lazım.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Tülay Tuğcu’nun  Bakü’deki basın toplantısındaki değerlendirmesi, Demokrasimiz adına sevinilecek bir değerlendirmedir.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi konusundaki yeni düzenlemeyi değerlendirerek, "Bu değişikliğin Türkiye'de rejim değişikliği anlamına geldiğini düşünmüyorum.Böyle bir ihtiyaç doğdu. Bu ihtiyaç nedeniyle de anayasada bir değişiklik yapıldı. Rejim değişikliği söz konusu değil.Değişiklik sadece seçimi kolaylaştırma, belki yarı başkanlık sistemi olacak, ama bu rejimin değişmesi anlamına gelmez. Devlet yapısında rejimimizi değiştiren herhangi bir düzenleme yapılmadı" dedi. Ama bugüne kadar bu ülkede lafla peynir gemisi yürütenler aynı şeyi söylemiyor ve bizim de itirazımız ona zaten.
Cumhurbaşkanını Halkın 5+5 şeklinde seçmesi için yapılan Anayasa değişikliği çok yerindedir. Rejimin aksamaması, ülkemizin müreffeh ülkeler düzeyine ulaşması için çok önemli olan bu değişiklikle tıkanmış sistemin önü açılmış oldu. Aksi, bu ülkede bundan sonra hiçbir zaman cumhurbaşkanını TBMM’nin seçemeyeceği gerçeğidir. Bu da sanırım ülkemizin hak ettiği bir durum değildir.  Sizce de öyle değil mi? kalın sağlıcakla..
 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.