Mavi Marmara, İHH ve Erdoğan

 

M. Kemal AYÇİÇEK  - 4 Temmuz 2016

 

Bir Ramazan’ı daha eda ettik ve Bayram arifesine geldik. Bu vesileyle sıcağı sıcağına inanan tüm insanların Ramazan Bayramlarını tebrik ediyor, insanlığın huzur ve saadetine vesile olmasını Allah’dan niyaz ediyorum. Ramazan, İslam alemi için önemliydi. Dünya’da iki yüzün üzerin de din var ve tabi ki de diğer dinler, bizim Ramazan ayını eda edişimizin mahiyetini bizim kadar bilemez! Bir iftar konuşması sırasın da Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın, İHH’nın “Mavi Marmara gemisi” ile Filistin ablukasını kırmak için yaptığı eylemi eleştirmesi, tartışılıyor.

 

 

Türkiye ile İsrail arasında varılan anlaşmaya karşı olduklarını duyurdukları açıklamada, “İsrail ile örtünen çıplak kalır” ifadesini kullanan İHH (İnsani Yardım Vakfı) Genel Başkanı Bülent Yıldırım,  yeni bir açıklama ile özür diledi. İHH’nın o açıklamasından sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın,” “Siz kalkıp da Türkiye’den böyle bir insani yardımı götürmek için günün başbakanına mı sordunuz? Biz zaten oraya gerekli yardımı, Gazze’ye bugüne kadar hep yaptık, yapıyoruz. Filistin’e yaptık, yapıyoruz. Bunları da yaparken bir yerlere gövde gösterisi olsun diye değil, her şeyi uluslararası diplomasi neyse bu diplomasi içinde yaptık; yapıyoruz, yapacağız. Bunları davul zurna çalarak değil edebi adabı içinde yaptık, yapıyoruz.” sözleri, İHH’ya geri adım attırdı. Mavi Marmara’daki aktivistlerden Hakan Albayrak, Cumhurbaşkanımızın açıklamalarını “esef” başlıklı bir yazı ile amaçlarını anlatıyor.

 

 

Şimdi o gün Mavi Marmara’da şehitler verirken biz de canlı yayınla o eyleme destek verdik, elbette gönlümüz bir can kaybı olmadan yardımın Gazze’ye direk ulaşmasından yanaydı. Fakat, bugün Reisten fazla reisçi olmadan eğri oturup doğru konuşmanın zamanıdır. Bir sivil toplum kuruluşu, hayır hasenat diye yola koyulup, ülkeler arası bir soruna yol açıyorsa burada da hala duygusal takılıp, gönül verdik diye Devlet’i o gönül verdiğimiz Dava’ ya alet etmeye hakkımız var mı?

 

 

Bülent Yıldırım’ı tanımayız ama belli ki 1980 öncesin de bizim gibi “Bu ülke Darül harptir, bu ülke de Cuma namazı kılınmaz” diyenlerden biridir! “Dava, Dava” diye, bu ülke de bir çok genç, rahat yüzü görmeden göçtü aramızdan. Birilerinin “Dava” yı da duygusallığımıza hapsedip, boyundan büyük işlere girişmelerinin bedelini ne yazık ki can verenler ödüyor. Yazık değil mi, günah değil mi?

 

 

Şimdi her din mensubu, kendi dini için bir “dava” tutturup, bu Dünya’yı kendi davasına mekan yapmaya kalkarsa, Bu Dünya’daki Davalar biter mi? Böyle saçma bir Davalı Dünya olur mu? Akıl ve mantık yerine duyguları koyarak, her “Dava” diyenin ardına takılan insanlara yazık olmaz mı?

 

 

Mavi Marmara olayının yaşandığı 2010 yılın da Türkiye’de 60. Hükümet görevdeydi. Kabine de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Vakıflar ve TRT’den sorumlu Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Bülent Arınç’tı. Bülent Arınç’ın başta olmak üzere tüm kabine üyelerinin samimi duyguları zorlanarak, adeta vicdani baskı oluşturularak, “İnsani yardım” genel ifadeleri altın da koskoca bir Devlet’i İsrail ile savaş eşiğine getiren olayın müsebbipleri, şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerinden rahatsızlık izhar ediyorlar.

 

 

Hakan Albayrak, yazısının bir bölümün de ;

“Mavi Marmara projesine başından beri karşı olan hükümet, ambargonun hafifletilmesi üzerinde durarak, “Biz İsrail’le anlaştık. İsrail’in Aşdot limanı üzerinden Gazze’ye şu şu yardımları göndereceğiz. Mavi Marmara’ya, Özgürlük Filosu’na gerek yok. Ortalığı karıştırmamak lazım” diyordu.” Demek ki neymiş, Hükümet olaya karşı ama buna rağmen bir sivil toplum kuruluşu, hükümeti de takmıyor(!) ve  yazının devamın da da ;

 

“Mavi Marmara öncülüğündeki Özgürlük Filosu’nun asıl meselesi, Gazze’ye insani yardım götürmek değil, Gazze’ye  İsrail’den bağımsız olarak insani yardım götürmek, bu hak ve özgürlüğün altını çizmek, genel olarak da Gazzelileri insani yardım yahut başka bir konuda -her konuda- İsrail’in insafına terk etmenin kabul edilemezliğine dikkat çekmektir. İnsani yardımdan ibaret bir mesele değil bu. Her şeyden evvel bir özgürlük meselesi,  hak-hukuk meselesi, haysiyet ve şeref meselesi. İsrail’in küstahça zorbalığına seyirci kalamayız.” diyor.

 

 

O günün Başbakanı, bugünün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlerinin “esef” lik ne yanı var? Yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülke de “İnsani yardım” adı altın da reklamlar yapıp, sonra da koskoca bir ülke insanının iyi niyet ve tamamen dinsel ve duygusal destek ve dayanışmasını kalkıp Şimdi “Reisten fazla reisçilik”le ifade etmek ne kadar mertlik olur? Ayıptır, yazıktır. Bir ümmeti, yanıltmak birkaç müminin yapacağı iş olmamalı. “Dava” hassasiyeti, sorumsuzluk olamaz, olmamalı.

 

 

Dinimiz de bize İnsanların, nasıl üç günden fazla dargın durmaması gerektiği hatırlatılıyorsa bu Devletler için de geçerli olmamalı mı? İsrail ve Rusya ile Türkiye arasındaki sorunların aşılmasına yönelik olumlu adımlar, ülkemiz ve bölge ülkeleri için yararlı işlerdir. Allah Rızası için yapılan yardımlar, göstere göstere başka devletlere meydan okurcasına yapılmaz! İHH, şımarıkca (dini) hareket etmiştir!

 

 

 Her horoz'un bir çöplüğü vardır ve Her Horoz, kendi çöplüğün de öter!(Bu da bizim atasözümüz) (İHH). Türk Devletini yönetenlerin inançlarını (iyi niyetle)kendi hizmet anlayışına uydurup, başka bir ülkeye meydan okumak yanlıştı. İHH, bunu yaptı. İHH' nın yaptığı biraz da Ramazan Müslümanlığı(!) gibi bir şeydi. Türkiye, İHH'nın yardım anlayışına saygı duyduysa bu inanç samimiyetindendi. Sorumsuz bir yardım anlayışı olamaz, yardımlar hele Allah rızası için ise tamamen ve her adım da sorumluluk gerektirir. İHH, sorumlu davranmadı. İHH, 'Mavi Marmara' gemisini Türk Devlet'ine değil Bülent Arinç 'ın vicdanına sığınarak yola çıkarmıştı, izin (!) vicdanı emrivakiydi!

 

 

Madem o kadar insani duyarlılık içerikli bir eylemle farklı bir devlete ders vermeye kalkılıyor o zaman neden Çin zulmü altındaki Doğu Türkistan’a da bir “Mavi Marmara” seferi düzenlemiyor bu İHH diye sorulmaz mı? Elbette İsrail’in Filistin’de yaptıkları kabul edilemez ama orada bir zulüm var diye bir ülke STK’sı, kendi ülkesi ve kendi insanlarını canı pahasına bir eylem için harcamamalı. Hizmet yapılmak isteniyorsa ki (mutlaka öyledir) daha sorumlu, daha mantıklı ve akıllıca yöntemler denenmelidir. Duygusallık, insanlara mahsus bir haldir. Devletlerarası ilişkiler, duygusallığı kaldırmaz öyle değil mi?  Şimdi ‘Reisten büyük reisçiler’ bu tartışmalara sebep olan açıklamaları yapan İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım’in, bulunduğu yerden özür dileyeceğine istifasını verip yerini daha makul ve mantıklı bir akıl sahibine devrederek daha sorumlu bir adım atmasını da bekler!. Kalın sağlıcakla.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.