“Mücahit Erbakan Mücahit Ali”

 

M. Kemal AYÇİÇEK - 20 Haziran 2016
 

 



Bundan tam kırk yıl öncesiydi. İstanbul’da Sultan Ahmet’te Muhammed Ali’yi karşıladığımız da yazıya başlık ettiğim bu “Mücahit Erbakan, Mücahit Ali” sloganı ile o meydanı inletmiştik. Bu sloganı attıranların başın da da bugün ki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan vardı, o günün Milli Selamet Partisi(MSP) Gençlik Kolları’ndaki Akıncılardan biriydi.
 

 



Tüm onları bilerek bir önceki yazım da “Muhammed Ali’nin cenazesine gitmek isterdik Cumhurbaşkanımız!” demiştim. Yazıyı yayınladıktan sonra da Cumhurbaşkanımızın cenazeye gideceği açıklandı. Cumhurbaşkanımız Erdoğan, Muhammed Ali’nin cenaze namazına katıldı. Sırf hislerimize tercüman olduğu için, O cenaze de bizleri de temsil ettiği için gönül dolusu teşekkür ediyorum.
 

 



Kimileri bu duyguyu anlayamaz mesela bu ülkenin Tükcüleri gibi. Ülkücüler anlayabilir ama Türkcüler anlayamazlar çünkü bu ülkenin Türkcüleri Rüzgara göre yelken açabilirken, Ülkücüler, her zaman o yelkene Rüzgar olabilmişlerdir! İşte bu yüzden Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı Ülkücüler anlayabilirken Tükcüler, hiç anlayamadı, bundan sonra da zaten anlayamazlar. Türkcüler, bu duyguyu anlayabilmek için önce Alex Haley ‘in yazdığı ve Malik el-Şahbaz’ı yani Malcolm X’in hayatını anlatan orijinal adı “The Authobiography of Malcolm X” olan “Malcoml X” adlı kitabı okumaları gerekir!
 

 



Zor yıllardı o yıllar, hele Müslümanlar için. Düşünsenize Türkiye’de bile İslam, sadece İmam Hatip okulları ve Ankara’daki tek İlahıyat Fakültesi ile Camilere hapsedilmişken, Amerika’da 28 Eylül 1976 Salı günü Dünya Ağır Siklet Boks maçı yapıp, ünvanını korumuş Müslüman bir boksör, Türkiye’de Başbakan yardımcısı olduğu halde özel davetlisi olarak Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın davetine icabet ediyor. Ve 1 Ekim 1976 Cuma günü Sultan Ahmet Camiinde Cuma namazını birlikte kılınıyor.

 

 


Sultan Ahmet’in hemen altındaki Çayıroğlu sokaktaki ev de Sabahın saat 04.00’ün de kalkıp, önce Muhammed Ali’nin, Ken Norton’a karşı aldığı maçı Tv’ den siyah – beyaz olarak izleyip, üç gün sonra da o Dünya devini canlı olarak Sultan Ahmet ki, kaldığımız semtte görmek ne demekti? . Herkesin evin de televizyonun olmadığı yıllar, belki on evden sadece birin de vardır ve olanlar da siyah beyaz televizyonlar. İbrahim amcam da televizyon var diye dedemin amcama gitmediği, boykot ettiği yıllar. Biraz değil fazla duygusal takıldım Muhammed Ali’nin vefat ettiği haberini alınca ve cenaze törenini ve anma törenini de canlı olarak izledim. Vefat haberini aldığım ilk anda “Keşke Cumhurbaşkanımız gitse, inşallah gider” diye geçti aklımdan, sonra da zaten yazımda da dile getirdim.

 

 


Bizi tam kırk yıl öncelerine götürmüş bir efsane ismi Muhammed Ali ki, o sadece bir boksör değildi bizim için o haksızlığa uğramış, dil, din, ırk, renk ayrımı yapmadan herkesin kahramanıydı. Attığı her isabetli yumruğu biz Sudan’da, Eritre’de, Moro’da Müslümanlara zulmedenlere atılıyor gibi algılar, tüm bu zulümlere göz yuman yöneticilere birer mesaj olur umudu ile moral bulurduk.
 

 



O yıllar, Türkiye’de sağ-sol çatışmalarının yoğunlaştığı yıllardı. İnsanların morale ihtiyacı olduğu yıllar. Muhammed Ali’nin İstanbul’a gelişini Milli Gazete manşetten vermiş, diğer gazetelerden kimi sırf Erbakan karşıtlığından, kimileri hasetlerinden kimileri de öylesine tek sütunla geçiştirmişti. Çünkü işin için de MSP lideri Necmettin Erbakan vardı. Erbakan liderdi ama orada olan MSP’liler, MSP’nin Gençlik kolları Akıncılar, Sultan Ahmet cami ve Ayasoyfa arasın da “Mücahit Erbakan, Mücahit Ali” sloganları atarken, şimdi ki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da bu sloganı attıran isimler arasındaydı. Onun için yüreğimiz aynı anda atıyor, anlamayanlar işte bunu anlayamıyor!
 

 



Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD’de “iki gün dendi de neden hemen döndü”, Muhammed Ali’yi anma törenin de bir hahamın konuşması ve cenaze ile ilgili “konuşturmadılar, döndü” vs gibi her türlü senaryonun yazılabileceği gezi, amacına ulaşmıştır. Muhammed Ali, tüm Dünya’ya “Dünya beşten büyüktür” derdi, Cumhurbaşkanımız Erdoğan ise bunu gittiği her ortam da haykırıyor, muhtemelen orada da bir konuşma yapsaydı zaten aynı şeyi söyleyecekti ve bu da cenazenin yapıldığı bir ülkenin hoşuna gitmeyecekti o kadar. Konu, Erdoğan’ın cenaze merasimin de konuşma yapıp yapmaması değil orada bulunup, bizim yani Türk Milletinin gönlünden geçeni, yani orada olup dini vecibeyi yerine getirmesiydi ki bu oldu. Bundan büyük mutluluk duyduk ve bunun için de sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ediyoruz. Kalın sağlıcakla.
 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.