O uşaklarun zori nedur?

 M. Kemal AYÇİÇEK- 24 Aralık 2012
 

“Ne olmuş, niye o uşaklar Başbakanın gideceği yere yığılmış, nedur zorları” diye sordu yanlarında olduğum yaşlı kadın, ardından da, “ Göktürk- 2 nedur, ne demektur” diye de ekledi. Anlatmaya çalıştım, yaşları kemale ermiş insanlar, Türkiye’nin tarihi bir gününe gölge düşüren ODTÜ’deki olayları kastediyor. Televizyonların ağzı torba değil ki büzesin, ülke de ne var ne yok, canlı yayınlarla, kendilerince olayları “haber” diye sunarken, bu ülkenin yaşlı insanları, onların habercilik hızına yetişemeyince bize de görev düşüyor işte. Ne yapacaksın, kamu hizmeti diyerek, biz de onların o sorularına onların anlayacağı biçimde cevaplar vermeye çalışıyoruz.
Tamam ülkenin geleceği gençlerimiz ama mesela Başbakan Tayyip Erdoğan, hani gençlere seslenerek, “2071 neslini siz yetiştireceksiniz, evlenin” diyor ya, bakıyorsunuz o, Türkiye’nin yüzünü güldüren bir büyük uydusu, Göktürk-2 Çin’de uzay üssünden fırlatılacak, ODTÜ’de yapılacak törene Başbakan Erdoğan katılacak diye, kalkıyor Türkiye’nin parmakla gösterilen öğretim kurumunda öğrenciler, ellerinde çoğu zaman Diyarbakır, Şırnak, Hakkari, Van, Tunceli sokaklarındaki gösterilerden tanıdığımız Molotoflar, sopalar, taşlarla Ankara’nın göbeğinde eylemler yapıyorlar. Tamam hadi eskilerden bunlar yapıldığı zaman, “cahillik işte” der geçerdik ama, bu gösteriler, Türkiye’nin “burnundan kıl aldırmayan” tiplerinin yetiştirildiği bir kurum da olunca işler değişiyor. Bu ülkenin güya,  tüm “en” lerinin sahiplerinin yetiştirildiği bir kurum değil mi ODTÜ! . Hani bir söz vardır, “Hoca da bunu yaparsa cemaat ne yapmaz ki”yi andıran, en kötü hareketler!
Polis, bu ülkede, tıpkı Milli Eğitim sistemimiz de olduğu gibi, yap-boz tahtasını aratmayan, her yıl değişen yeni müfredatlarla, her gelenin güya daha layık gördüğü bir sistem değişikliği ile biçar edilmiş eğitim ve öğretim zaaflarının da etkisiyle profesyonel birer “polis” olamadılar, bu doğru da kim, nerde okudu da istenilen düzeyde kendini yetiştirebildi? Her zaman eleştirildiler Polisler, haklı haksızlığına bakmıyorum, tabiî ki elinde jop, silah, veya gaz tabancası olan polis, sade vatandaş gibi sabırsız olamaz, elindeki silahı dilediği gibi, kafasına göre kullanamaz ama bu salt polisteki eksik değil ki bu ülke de, öyle değil mi? Yani elinde iğnesi olan hemşirelerden tutun, sırf öğretmendir diye çocuklara, sille tokat giren öğretmenlere kadar tüm meslekler de aynı hatalar, aynı duyarsızlık ve aynı hiddet ne yazık ki var, iyi de bu ülkende “devlet görevi” yapanlar da eksikler var da, öğrencilerin de, sivillerinde yok mu? Var tabi ama göze batan, o elinde bolca silahı olanlar. Bu da normaldir, elbette elinde silah olanlar, normal bir sivil kafa ile bakıldığında sıradan vatandaştan farklı olmalıdırlar? O silah, onlara bu ülke insanlarının can ve mal güvenlikleri amacıyla verildi, kendi egolarını tatmin etmek için değil, o zaman o silahları da görevlerinin icabı kadar kullanmalılar, öyle kafalarına göre değil yani.kendi egosunu tatmin edecek pezevenk, gider kendi parasıyla alır silahını, çıkar bir dağ başına ve o dağ başında ayılarla, kurtlarla, çakallarla varsa cesareti tatmin eder egosunu, o zaman ona kimse ters bir kelam etmez, kem söz söylemez tabi.
Gel gelelim bu ülkenin o parmakla gösterilen kurumu, yani ODTÜ’de Türkiye’nin tüm Dünya’nın gıpta edebileceği bir hizmetinin görüleceği bir ortamda o koskoca Üniversite’nin öğrencilerine, bu ülkenin itibarını zedeleyecek, anlamsız ve ne idüğü belirsiz bir eylem tarzına bizim o orantısız güç kullandığını iddia ettikleri polislerimiz alkış mı tutacaktı? Yani, ODTÜ’lü olmayan, (şu göz altına alınan öğrencilerden sadece 3 tanesi ODTÜ’lü) öğrencilerin orada, o kampi(ü)ste ne işleri vardı? Hem O ODTÜ’nün öğrencileri, gerçekten bu ülkenin duyarlı, gerçekten o parmakla gösterilen kurumunun öğrencileri olsa, kalkıp onların o itibarları üzerinden kendilerine prim yapmaya kalkan, provokatif eylemlerle bu ülkenin barış ve huzur ortamını hedef almış belli mihraklarca kullanılan  “uşakları”na ev sahipliği yapalar mıydı?
Demokrasi demek, her aklına gelenin, her önüne gelenin bu ülkenin Cumhurbaşkanına,  Başbakanına, Genel Kurmay Başkanına, TBMM Başkanına, bakanına yumurta atıp, sövme, saldırma, hakaret etme “hakkı var” demek değildir. ABD’de görüyoruz, eline bir döviz alırsın, ona istediğini yazarsın ama sana çizilmiş bir sınırda, yani parmaklıklar önünde durur, onları gösterirsin, oradan bağırırsın, çağırırısın,sesini duyurursun. Öyle Molotoflarla, taşlarla, sopalarla saldırma hakkı, hangi demokrasi de kime tanınmış? Var mı öyle yağma, adam gibi yazını yaz ama hakaret etme, beğenmezsin anlarım ama sövme lan yavşak, “sana oy verenin” dediğin zaman, köpek oğlu köpek, sen ona küfretmiş olmuyorsun ki, o kime isyan ediyorsan, o isyan ettiğin insana oy vermiş tüm insanlara da küfrediyorsun, be şerefsiz, onursuz köpek!
 Demokrasi, herkesin kendi sınırlarını, haddini, hududunu bildiği, kabullendiği ve o hudud içinde kaldığı bir sistemdir. O sınırları aşarsan, sen zaten biber gazını, tazyikli suyu veya jopu çoktan hak ediyorsun öyle değil mi? Öyle yağma yok, bu ülkede eline her Molotof alanın, istediği yere bunu sallama hakkı olamaz. Kimsenin hadsizlik yapma hakkını zorlama gibi bir lüksü olamaz. Bu iletişim çağında artık o eski senaryolara kimse papuç bırakmaz. Kim hangi okuldansa, okuluna sahip çıksın, sokak serserilerini kalkıp kendi okullarına davet edip, kendi okullarının itibarlarını da yerle bir etmesin!
Tabi o yaşlı kadınlara tüm bunları burada yazdığım gibi anlatamadım ama anlattım özeti, onlar da, “ha eşşek şiyler” dedi. “Ha eşşek şiyler” demek, “yapmamaları gereken şeyi yapmışlar, yaramaz çocuklar” anlamındadır.Tam bu sıra da başladık sallanmaya..Evet, Doğu karadeniz’deyiz ve saat 15,31,037..Kayınpederim ve oğlum hissettiler önce, “deprem” dediler, tavandaki lambaya baktık, filoresan sallanıyor bir beşik sakinliğinde. Sonra haberlere bakıyoruz, yok haber verilmiyor. O anda aklıma Erzincan geldi. Kesin dedim Erzincan’da olduysa, bu kar da kış ta yine insanlar mağdur oldu diye söylendim. O yaşlı kadın, “Beki Erzurum, Van’dır” dedi. Sonradan öğrendik Karadeniz sallandı.. Rusya, Gürcistan ve Karadeniz Bölgesi’nde Artvin, Rize ve Trabzon’da hissedildi. Rusya’nın sesi radyosu, deprem Haberini “Sochi’de deprem” diye verdi.
“Karadeniz’in Gürcistan ve Abhazya açıklarında Pazar günü meydana gelen depremin, Rusya’nın Kuban bölgesinde ölümlere ve hasara yol açmadığı bildirildi.Konuyla ilgili açıklama yapan Rusya Acil Durum Bakanlığı Krasnodar Bölgesi İdaresi Sözcüsü Tatyana Kobzarenko, “İlk belirlemelere göre, Krasnodar Bölgesi’nde depremde ölen ya da yaralanan olmadı, maddi hasar meydana gelmedi.” dedi. Bölgeye sevk edilen Acil Durum Bakanlığı personelinin bilgileri kontrol ettiği bildirildi.Gürcistan Sismik İzleme Merkezi’nin 5,7, ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu'nun ise 5,8 büyüklükte olduğu belirttiği deprem, Abhazya’nın başkenti Suhumi’nin 59 km uzaklığında Karadeniz’de meydana geldi. RİA Novosti ajansının verdiği habere göre Soçi Sismik İzleme Merkezi Müdürü Yelena Karpoviç, depremin Gelencik kentiyle Soçi ilinin Adler’den Dogamıs’a kadar sahil boyu yerleşim birimlerinde hissedildiğini bildirdi. Karpoviç, “Yaklaşık 5 artçı deprem de meydana geldi, ama şiddetli değildi. dedi.Depremin yaşandığı anda Soçhi sakinleri evleri terk ederek yaklaşık yarım saat sokakta geçirdi. Toplam 5 artçı depremin meydana geldiği bildiriliyor.”
Bizim Kandilli Rasathanesi’ne göre, önce 5.3, sonra revize edilerek 5.5 oldu, Gürcistan’da 5.7 ve ABD’ye göre de 5.8 bir deprem olmuş. Ama biz Trabzon’da baya hissettik, tabi Artvin ve Rize’de de hissedilmemesi mümkün değildi. Sonra artçılar birbirini takip etti, Pazartesi gününün ilk saatin de depremin ardından 16. Artçı da 3.4 ile gelmişti. Karadeniz sallanıyor, bu ender görülen bir olaydı ama sallanıyoruz işte. Kalın sağlıcakla.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

YORUMLAR
Erdem Ay
Erdem Ay - 8 yıl Önce

tamam, taraftarı olduğunuz otoriter zihniyetin her yerde ve halükarda destekçisisiniz. hatta ideolojik geri bildiriminiz o kadar güçlü ki, daha otomobil üretemeyen bir ülkenin bir uydu ürettiği yanılsamasına inanacak kadar. oysa gerçek pek de öyle toz pempe değil. öyle olmadığı gibi, demokrasi gibi, ezilenlerin direnişiyle dolu olan bir kavramı, bu şekilde iktidar odaklı pazarlamayın insanlara. zira demokrasi, her kim olursa olsun iktidarın ağzına yakışmayacak kadar ezilen halkların mücadelesi kokar.molotofların anlamı ise, sesi duymazlıktan gelinen direnişin dışavurumundan başka birşey değildir. polisler ise, molotoftan sonra değil, önce gelip, molotof atmaya yol açanlardır. ortamı terörize eden, bizzat bu ülkenin ingiliz malı joplarıdır.

Ömer Ayçiçek
Ömer Ayçiçek - 8 yıl Önce

kalemine sağlık amca oğlu.