Obama, Erdoğan'ın "kanka"sı olur !

 
M. Kemal AYÇİÇEK – 9 Şubat 2009
 
Türkiye, çok partili hayata geçtikten sonra uzun yıllar İnönü, Menderes, Demirel, Ecevit, Erbakan, Türkeş, Özal, Yılmaz, Çiller, Baykal ve Erdoğan soy isimleri ile bugünlere geldi. Zaman zaman siyasi uslüp tartışılır haller aldı. Kimi söylenen bir sözün üzerine esprilerle karşılık verdi kimi kendisi aleyhindeki sözleri mahkemelere havale etti. Özellikle İktidar ile ana muhalefetteki liderlerin birbirlerine “laf” yetiştirmesi, bu ülkede alışılmış bir siyaset tarzı olarak görüldü. Bu sadece iç siyasette olmadı tabi, dış ülkelerde de seçim öncesi, bazen kendi iç siyasi yapısına göre de bazı ülkelerde tepki çekebilecek açıklamalar yapıldı ve yapılır. Bunlar, siyaseten olağan sayılır zaten.
 
Şimdi seçim var ve bu seçimde küresel kriz nedeniyle ortaya çıkan işsizlik sorunu tartışılıyor. Bu ülkede işsizlik sorunu, hep vardı ve hep var olacaktır. Bakın  başbakan olduğu bir dönemde, “Süleyman demirel "seçmenlerle" bir seçim öncesi sohbeti yapmaktadır. İşsizlik konusunda çok iddialı sözler sarfeder: "göreceksiniz iktidara geldiğimiz zaman işsizlik problemini 3 ay, evet, 3 ay içerisinde çözeceğiz. Bakın bunun altını çizerek söylüyorum. O sırada not almakta olan gazeteciye döner: “sen de altını çiz o satırların" der aradan 10-11 ay geçer; demirel başbakandır ama işsizlik sorunu çözülmemiştir! O günkü konuşmada bulunan ve not alan gazeteci kendisini ziyaret eder. Demirel yaptıklarını, yapamadıklarını, önündeki engelleri vs. Anlatır. Söz sırası kendisine geldiğinde konuklara geldiğinde not almış olan gazeteci malum kağıdı çıkartır ve gösterir. İkisi arasındaki diyalog şöyle gelişir: -efendim siz bize işsizliği 3 ay içerisinde bitireceğinizi vurgulamış ve 'bunun altını çizin' demiştiniz ben de çizmiştim. Buyurun." - kağıdı vermene gerek yok. O gün 'altını çizin' demiştim değil mi? Çıkar kalemini tekrar. Al kağıdı eline bul o satırları. Buldun mu? Hah tamam; şimdi de üstünü çiz!” der. Siyasette zaman zaman dil, çözülür ve olamayacağı açıkça belli olan sözlerde verdirir politikacılara.
 
Demokrasi’nın sağlam olması, güçlenmesi de farklılıkların ortaya çıkması ve yoğruşmasından elde edilecek sentezle oluşuyor. Herkesin, “hep bana rep bana” zihniyetinden kurtulması da, Demokrasi’de kendisinin varlığına bulduğu zeminin sağlamlığı ile ilgilidir. Bu ülkede, Cumhurbaşkanından sokaktaki vatandaşa kadar herkesin, bu rejimin kendisi için “güvence” olduğuna kalben inanması, Demokrasi’nin  yerleştiğinin bir göstergesi olacak. Şüphesiz ki, meydanlarda söylenen sözlerin birer anlamı vardır ama söylenen sözleri de başından sonundan kırpıp vermek, veya cümlenin tamamı yerine sadece işinize gelen “kem” kısmını alı da, siz bunu öne çıkarırsanız, bu da dürüst siyaset olmaz. 
 
Eskisi gibi bu ülkede artık üç ayda bir erken seçim olmuyor, olmayacak. Liderlerin meydanlardaki “atışma”ları, öylesine gereğinden fazla abartılarak veriliyor ki, “böyle kavga görülmedi”, “tahtaravalli yapıyorlar” vs. Elbette düzeyli konuşmalardan uzaklaşılıyor ama “bunlar, eskiden hiç olmadı” gibi açıkça yalan ve abartılarında sırttığı bir gerçek. Kimileri, “ben 30 yıllık yazarım ve seçimleri izlerim hiç böylesini görmedim” tarzında yazılar yazarken de açıkça yalan söylüyor ve gazetecilikten çok “taraf” olduğunu sergiliyor. Oysa vatandaş, o gazetecilerin de ekranlardan mitingleri izleyip yazanlarla aynı iletişim teknolojisine sahiptir ve birilerinin eksilterek anlattığı olayın detayına anında vakıf olabiliyor.
 
 
Türkiye, küresel bir güç
 
Türkiye, geçmiş yıllara oranla çok daha Dünya ülkesi konuma geldi. BM’de rol almasından tutun, bölgesel sorunlarda var oluşuna kadar, tüm komşusu ülkelerle “kazan-kazan” tarzındaki ilişkilerine önem vermesine kadar farklı bir konuma yükselmiştir. Bunu biraz da AB açısından ele aldığımız da görülen Fransa ve Almanya’nın sürekli “Türkiye’ye mesefe” koyma politikalarından da anlayabiliriz. Almanya ve Fransa’nın zoru ne olabilir? Türkiye, bir küresel güç olmamış olsa, sıradan bir ülke olsa Fransa ve Almanya, şimdiki kadar Türkiye karşıtı olabilir miydi?  Bu size, biraz kedi-ciğer yaklaşımını göstermiyor mu? Tüm bunlarla, illa ben Başbakan Tayyip Erdoğan’ın başarısı olarak gösterme çabasında değilim, Türkiye’deki siyasi istikrarla gelinen bir noktadır burası. Bu da bu milletin başarısıdır. 
 
Erdoğan, Obama’nın kankası olacak
 
ABD’nin yeni başkanı Barack Hüseyin Obama’nın bir ay sonra Türkiye’yi ziyaret edecek olması, Türkiye ile ABD arasında olumsuz olan ilişkilerin yeniden rayına oturtulmasını sağlayacak. Obama ile Erdoğan, günümüz ifadesiyle tam da “kanka” şeklini alacaktır. Nasıl ABD eski başkan George W. Bush ile Tony Blair yakın arkadaş gibilerdi ise şimdi de Obama ile Erdoğan arasında da aynı yakınlık oluşacak. Bu her iki liderin de yetişme, tarz ve aynı dili kullanmasından “kanka” yakınlığına dönüşecek. Bu beden dili kullanımı açısından böyledir. Yoksa  Unutulmamalı ki,  ABD’nin yeni başkanı Obama, şimdiye kadar olmadığı kadar “diğer” ülkelerle olabildiğince paralel bir duruş sergileyerek, diğer liderlerin de fikirlerine ziyadesiyle önem verecek bir anlayışın sahibi olduğu imajını vermektedir. 
 
Dünya sorunlarının çözümünde de özellikle İslam coğrafyasındaki sorunlara bakışlar da  ABD başkanı Barack Hüseyin Obama’nın Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den veya başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la yapacağı fikir alışverişlerinden sadece “yararlandım” diyerek, gönül alıp, eski başkanlar gibi ters davranışta bulunmayacağı aşıkardır. Dünya, dürüst liderlere şimdiye kadar olmadığından daha fazla muhtaç durumdadır ve bugün de bu tip liderlere sahip ülkeler, yarının dünyasında daha mutlu ve müreffeh ülkeler olacaklardır. Tabi bunlar Dünya’yı izleyebildiğim kadar kendimce edindiğim intibalarım, kanaat ve düşüncelerim. Herkesin böyle düşünmesi gerektiği gibi bir takıntım da yok hamdolsun. Kalın sağlıcakla.
 
Not: bu yazım aynı zaman da www.karadenizolay.com , www.kuzeyhaber.com ve Trabzon’daki Hizmet Gazetesi’nde yayınlanmaktadır.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.