Obama'cıyız biz!

   
M. Kemal AYÇİÇEK – 3 Kasım 2008 
 
Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılacak seçim, bizi de yakından ilgilendiriyor tüm Dünya’yı ilgilendirdiği gibi. Fakat, bizi biraz daha yakından ilgilendiriyor. Çünkü, ABD hemen yanı başımızdaki Irak’ı, Türkiye’nin tüm karşı çıkışlarına rağmen işgal edip, sudan sebeplerle oradaki Baas rejimini ve Saddam yönetimini devirerek, bu işgalini hala da sürdürüyor. Onun için ABD seçimleri bizi diğer Dünya ülkelerinden daha fazla ilgilendiriyor.
 
Şimdi orada Cumhuriyetçi McCain ve Demokrat Barack Obama’nın yarışında biz Obama’cıyız. Bu salt, ABD’nin çıkarları açısından değil belki de ABD’de “zenci”diye bilinen kara ırka karşı yapılan saldırıların geçmişteki görüntüleri ile büyüdük. Renkleri siyah diye insanların orada ne kadar zulme uğradıkları belleklerimizde öylesine yer etti ki, kafadan hiç bir hesap yapmadan biz doğal olarak “ezilen” sınıfta yer almış bir siyahi lideri kendimizden biri gibi algıladık ve sevdik. Bunu bilinçle yapmadık, gidin sorun bakın çevrenizde kendi içinde onun adayı mutlaka “obama”dır. Biraz daha irdeleyin, mesela ne kadar tanıyorsun filan gibi sorularla üzerine gidin, o size “tanıdığım filan yok, adam zenci değil mi o bize yeter” der.
 
Obamacı oluşumuzun bir diğer nedeni de sanıyorum bizimle ilgili bir gözlemdir ayrıca o da kendi ülkemizde bu politikayı hep yaşlanmış siyasetçilerin yapıyor olmasından çok zaman kaybetmiş bir ülke insanı olarak, bu içerdeki yaşlı politikacı bıkkınlığındandır. Bu görüntüyü değiştirdiğimiz için belki de Obama’nın rakibine oranla daha sağlıklı kararlar alarak Dünya “jandarma”lığı yapan ABD’nin saldırgan politikalarının sona ermesi, belki güç ve kuvvetine dayanarak sözde islah etmeye çalıştığı ülkelerde daha insani metodlarla tüm insanlığın mutluluğuna hizmeti esas alır. Çünkü, yaşlı politikacılara oranla genç ve kendini yetiştirmiş politikacıların Dünya insanlığının sorunlarını daha iyi kavrayabileceğine inanıyorum. Yaşlı politikacıların “danışılan olması” ve onların da bu konumda olmaları ve bunu bilmeleri gerekir.
 
Yoksa Barack Obama’nın babasının Müslüman olduğu yönündeki iddialarla veya kendisinin ister Müslüman oluşu veya olmamışlığıyla uzaktan ve kayından hiç alakası yoktur.Yer yüzünde insanların renklerine, inanışlarına, ırklarına değil sadece ve sadece “insan” oluşlarına bakılarak, nereden olursa olsun insana saygının temel alınması, yaradanın salt tüm emirlerini hangi din altında olursa olsun insanlığa sunmuş olması, o dinleri kabul eden milletlerin kendilerini “en iyi insanlar” olabilme fırsatı tanımasındandır. Ve insanlar da bu “en iyi insan” olma kavgasını, bulundukları ülkenin ve insanlarının huzur ve mutluluğu adına verirler. Yapılan her mücadele, “en iyi” olma sevdasının kavgasıdır aslında.
 
ABD’deki bu seçimlerin ardından Obama’nın zaferle çıkacağı ve daha akılcı politikalar izleyerek, Dünya’da insan kanı dökülmesi konusunda çok daha hassas davranacağı beklentilerimizin boşa çıkmaması en büyük dileğimizdir. Obama’nın sözde “ermeni soykırımı”nı tanıyacağı ile ilgili kendi kamuoyuna verdiği sözlerin, ABD’nin iç politikası gereği olduğuna inanıyorum. Obama’nın seçimi kazanması ve ABD’ye başkan olmasının tüm Dünya’da özellikle ezilen halklar arasında çok büyük mutluluk olacağını ve Dünya’nın daha yaşanılabilir bir gezegen olabileceğini düşünüyorum. Umarım tüm bu düşüncelerimizde yanılmayız. Obama’yı da şimdiden kutluyor ve başarılar diliyorum.
 
Krizden korkmayın!
 
Korkmayın tabi, bu kriz Dünya’da şoklar yaratabilir ama Türkiye, bu krizleri ilk kez görmüyor ki. İnsanımız krizlerden nasiplenmiş ve olabildiğince de tecrübe sahibi olmuştur. Bu krizden asıl zenginler korksun. Çünkü, ikibinbir krizi yoksulu vurmuştu, bu kriz ise zenginleri sıkıntıya sokacak krizdir. Hem, önceki krizler, bizim kendi içimizde yaşadığımız krizlerdi ama bu sefer ki kriz tüm gelişmiş ülkelerden kaynaklanan krizdir.onun için bizim onlar kadar korkmamız gerektiğine inanıyorum.
 
 Dünya krizle çalkalanırken Türkiye’de “korkmayın, bize teğet geçer” tabirinden açıklamalar olduysa da bunlara fazla itibar edilmedi ve dolar kuru hızla yükseldi. Tabi, bu paniğin içerde de pohpohlayıcıları boş durmayıp, yangına körükle koştular. O zaman da panik, biraz da “mahvolacağız” kaygısından kaynaklanan bir durum ortaya çıkardı. Oysa, Türkiye zaten krizini yaşamış ve bankacılık alanında tedbirleri sıkı tutmuş ve önlemlerini almıştı. Şimdi Türkiye’nin cari açığı çok fazla bu nedenle kırılganlık kaygısı haklı olarak var denebilir ama bunu da özellikle İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesinin (İSEDAK) toplantısında da belirtildiği üzere, körfez ve İslami sermaye ile rahatlıkla aşabiliriz kanısındayım.
 
Ekonomist filan değilim ama benim izleyebildiğim kadarıyla Dünya’da bizim dışımızdaki ülkeler de oluşan veya oluşacak kaygının bizde de aynı şekilde olmaması gerektiğine inanıyorum. Bizim daha tedbirli ve de istikrarlı bir yönetimimizin varlığıdır bu kaygıları yersiz kılan temel. Bu ülke, hiçbir zaman böylesine tek bir hükümet ve anlayışla 6 yıl gibi bir süre yönetilmeyi görmedi. Bu istikrarın, böylesine kriz ortamında etkili olmaması mümkün değildir. Sıradan vatandaş olarak olaya baktığınızda objektif olarak değerlendirirseniz aynı kanaatleri sizlerde değerlendirirsiniz gibime geliyor.Ondan diyorum krizden korkmamıza gerek yok çünkü biz krizlere karşı bağışıklık kazanmışız! Haksız mıyım? Kalın sağlıcakla.
 
Not: Bu yazım aynı zaman da www.karadenizolay.com , www.kuzeyhaber.com ve Trabzon’da Hizmet Gazetesi’nde yayınlanmaktadır.(mka)

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.