Oğlunu askere gaöndermeyen babalar var!

 Türkiye’nin en önemli siyasi partilerinden iktidardaki Ak Parti ve DTP, büyük kongrelerini yaptı. Her iki partinin mevcut genel başkanları yeniden delegelerinin oylarıyla partilerinin başında kaldı. Bir başka önemli siyasi parti MHP’nin de Ankara il kongresi’nde Genel Başkan Devlet Bahçeli, “Demokratik Açılım” nedeniyle İktidarı eleştirdi. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’da Antalya’da gündemle ilgili konuştu. Yani parti liderleri, harıl harıl çalışıyor, koşturuyor, konuşuyor. Demek ki gündem yoğun, eh değişimler öyle durup dururken olmaz tabi, hepside koşturacak. Tümünün çabası, bu ülkeyi bulunduğu noktadan daha ileriye “nasıl götürürüz” gayretidir. Onların işi bu, yapacaklar. Bizlerde izleyeceğiz, doğrularıyla, eğrileriyle söylenenleri anlamaya, olan biteni onlardan öğrenmeye çalışacağız. 
 
Tüm partiler bizim için çalışıyor, çalışacaklarda. Onun için kurulmuşlar çünkü. Demokrasi nimetlerinden biridir “özgür” yurttaşlık hakkı, biz de bu hakkımızı kullanarak, o partileri ya muhalefet yapacağız ya da iktidar. Yani onlar, kendilerini bize beğendirme yarışındalar. Bunun farkına varıp, kendimizi belli bir partinin neferi olarak, bağlamayacağız. Partilerde görev alanlar, parti mensuplarıdır. Onların görevi, partilerinin görüşlerini yansıtmak ama bizim öyle bir sorumluluğumuz yok. Bizler, özgür birer vatandaş olma hakkımızı saklı tutarak, bu özgürlüğün tadını çıkaracağız. İşte bu adına “Demokratik açılım paketi” denilen şeyde bizim daha özgür bir ülkenin vatandaşları olma hakkını verme adına yapılan bir mücadeledir.
 
Nedir Türkiye’deki durum. Yaşanan olaylar, bin bir çeşit iletişim araçlarıyla ya gazete ya televizyon veya internetten hatta cep telefonlarından bile haberler alınmıyor mu? Çağ değişmiş, iletişim çağı olmuş, onun için eskisi kadar öyle kategullelerle işler yürümüyor artık, hem yürütmek isteyenlerde bunda başarılı olamazlar. Eski siyasi üslup, zaman zaman nüksediyor olsa da bundan kaygılanmaya gerek yok. Çünkü o siyasi üslup, zaten günümüz insanınca reddediliyor. Siyasetçilerde ne kadar eskiye özlem varsa ve o eski tarzı sürdürürlerse zaten onlar eleniyor, elenecekler demektir. Siyasetçiler, ne yaparlarsa bize kendilerini, yaptıklarını veya yapacaklarını anlatacaklar ki bize kendilerini beğendirsinler. O halde, bizim vatandaş olarak gayet rahat olup, onların bizim arzu ve isteklerimize uygun politika geliştirme zorunlulukları var. Bizde öyle bir zorunluluk yok. Çünkü biz, zaten seçicileriz.
 
Bafralı bir genç. Askerliğini tecil ettirmiş, annesiyle telefonda konuşuyor. “çalışmam anne, askere gideceğim ben” diyor ama karşı tarafı buna razı edemiyor. Konuşması bitiyor, telefonu kapatıyor, sinirleri gergin bir çaresizlik edasıyla, “ne yapacağım ben bunlarla” diyerek ailesinden yakınmaya başlıyor. Babası, asker olmasına karşı çıkıyormuş meğer. Ama babası, kendisine direk söyleyemediği için de kendi görüşlerini oğluna eşi aracılığıyla aktarıyor. “biliyorum, bunlar babamın görüşleri, anneme söyletiyor. Beni askere göndermemekte kararlı. Parayla askerlik yaparsın diyor bana, çalış, para biriktir diyor. ben tecilimi bozdurup, askerliğimi yapmak istiyorum, askerliğimi yapsam, Bafra’da belediye’ye girebilirim ama izin vermiyorlar” diyor. Gürkan, ağabeyinin askerliğini Güneydoğu’da yaptığını ve babasının bir daha aynı stresi yaşamamak için kendisini askere göndermemek için çabaladığını, ama kendisinin kesinlikle askerliğini bir an önce yapmak istediğini anlatıyor. Oysa babası, sanki parası olan herkesin “paralı askerlik” yapabilirmiş gibi bir yanlış algılaması var. Bedelli askerlik için yurtdışında 3 yıl ikamet edilmesi gerektiğinden habersiz belki ama o o bir baba ve kaygıları var. Oğlunu seven bir babanın da bunu yapıyor olmasını yadırgayacak halimiz yok. Çaresiz bir baba..
 
Bir başkası 36 yaşında Hopalı Niyazi. Niyazi’nin dedesi, 70 yıl önce babasını vuran birini vuruyor ve o yıllarda Batum’a kaçıyor. O sırada da Sovyetler Birliği’nde Bolşevik ihtilali oluyor. Batum’da toplanan insanlar, bir trene bindirilip Kazakistan’a sürgün ediliyor. Niyazi’nin dedesi de bu sürgüne gönderilenlerden oluyor. Sovyetler Birliği dağılınca, Niyazi’de babası annesi ve ailesiyle Türkiye’ye geliyor ve dedesinin Hopa’daki tapulu arazilerine geri dönüyor. Ama Türk vatandaşı olmak için 7 yıl mücadele veriyor.  Türk vatandaşlığını kazanıyor ama bu kez de geldikleri baba ocaklarında dışlandıklarından yakınıyor. “kendi dedemizin arazisine geldik, evimizi yaptık ama bizi kabullenemiyorlar” diyor. Hani, “siz bizden değilsiniz, Rusya’dan gelmişsiniz” gibi bir hor görme mantığı var.
 
Niyazi, bu durumdan rahatsızlığını dile getiriyor ama Türkiye’de “ Demokratik açılım paketi” tartışmalarından da haberdar tabi. Ama Niyazi, Türkiye’de Kürtlere daha düne kadar “ siz dağlı Türklersiniz, dağ Türkleri karda yürürken kart-kurt diye ses çıkardığı için ondan size kurt denmiş, yoksa Kürt yoktur aslında” dendiğini bilmiyor. Türkiye , insan haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle kaç kez Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde mahkum ediliyor. Güya Türkiye, aslında bir yandan da Hukuk Devlet.  Hukuk Devleti, Avrupa İnsan hakları mahkemesi karşısında daha kaç kez mahkum olacak?  Vatandaş, bunun hesabını bu kararlara sebep olanlara sormayacak mı?  Zaten bu “Demokratik açılım paketi” nin asıl amacı da, vatandaşın Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde mahkum edilmesine sebep olanlara hesap sorabilsin diyedir. Yanılıyor muyum yoksa? Kalın sağlıcakla.
 
Not: Bu yazım aynı zaman da  www.kuzeyhaber.com , ve Hizmet Gazetesi’nde yayınlanmaktadır.(mka)

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.