Pamuktaş'tan nostaljik hikayeler

 Pamuktaş’tan nostaljik hikayeler
 
 
Ali dayın Mustafa, ben, Köksal, kerim oturduk kahvede sohbet ediyorduk, sohbet Bayburt'un pamuktaş köyünden açıldı. eskilerden anlatılıyor. mustafa abi anlatmaya başladı.
         bizim köyde yan komşumuz bir Nezuk yenge vardı, hepiniz tanırsınız. Bunun bir gün danası hastalandı murdar olmadan kestiler bunu. ama o zamanlar buz dolabı yok. okadar eti nerde saklayacak. etleri çatıdan aşşağıya astı. Ben de bunu gördüm. Aradan bir kaç gün geçti. ben budun birini ordan çaldım. uşakları topladım düz başta. bi güzel kazanla kaynattık.  Bu arada herkes çörek ekmek getirdi. bir büyük kazan eti yedik. sabah oldu nezuk yengeler çıkıyorlar ki çatıya et yok ama bizim köpek orada. Nezuk yengenin sesi gelmeye başladı.
- oy ağzına felan ettuğumun ajlari (açları) kendi aj garinlarini doyirdilerde köpek bakirlar. 
bizim sülaleye bastı galayi. arkadaş bizim köpeği ne zaman kapının önünde gördü ise eline geçeni köpeğe attı. köpek eve gelemiyor hülası. bu arada demediğini de bırakmıyor. köpeği süpürtüp duruyor, beni gördükce demediğini bırakmıyor. aradan bir ay geçti Nezuk yengenin tavuklarını bir tilki yiyip duruyo . bir gün beni gördü . 
- ula oğlum çomari getürün ona kaymak verim. ola felan yiyen tilki tayuk bırakmadı komda ( hayvan barınağı) . ola vurana da bir carcur ( şarjör ) mermi ile bi çift corap vecerem 
- temam yenge getiririm dedim. ben bi gece tilki yi vurdum.  görsün diye de komun penceresine koydum. sabah kalktım Hilçik ismaile dedim ki, ula git yengene haber ver tilki komun penceresinde söyle! biraz sonra nezuk yenge koşa koşa geldi ben onu görünce ölmüş tilkiye ateş ettim tilkiyi bi daha vurdum. neyse nezuk yenge 
-oooo ola oğlum senin ağzını yiyim 
sevinçle bağırdı gitti içerden benim mermilerle çorapları getirdi verdi. nezuk yenge gittikten sonra ismaile dedim ki olum senin tabancan yok ben mermileri alayın sende çorapları al . ganimeti bölüşecez ya. Hilçik ismail dedi ki 
- olmaz olum bölüşecez mermileri de bölecez çorapları da. yoksa yengeme derim eti bizim yediğimizi. ola olum dedim çorabın tekini napacam. gel işte çorapları sen al. dedim . hülası olur olmaz dedi durdu sinirlendim. nasıl bir tokat vurdumsa ismaile kaçti gitti. meğer gitmiş her şeyi nezuk yengeye anlatmış. bi baktım nezuk yengenin meşhur bağırtısı ile küfürleri başladı gene . ben kaçtim gittim. gelmiş her şeyi rahmetli babama anlatmış. babam akşam bana ula oğlum senin yüzünden çekmediğim kalmadı dedi ...
    kahkaharla kahve inlemeye başladı . bu sırada kerim anlatmaya başladı.
- bir gün uşaklarla toplandık köyde bakkal tozi dursun vardı ya yaşlı ona oyun etmeye karar verdik. oturduk güzelce plan yaptık. çolakalinin zeki, ali emicenin Harun, tirikli sale . bayram yoktu herhalde. biri yüzüne külü atacak. selim abi leblebiyi çalacak. zeki sigaralari çalacak. biri üzümü çalacak. biri biskivitleri çalacak. herkese görevini pay etikten sonra. gittik bakkalın duvarının dibine sindik. tirikli sale - bağrımaya başadı 
- la toziiii !...
rahmetli tozi dayi içerden seslendi.
- anasi siktiğim garlavanin oğli tanidim seni la !...
tirikli sale sesini değiştirdi garlavanin oğlinin sesine benzetiyor ki sonradan suçu onun üstüne attiracak plan bu hülasi. Gözleri de iyi görmezdi rahmetlinin yaşli adam. 
neyse içeri girdik. öle kalabalık birden bastırdık şunu ver bunu ver derken. ya haci sale atti yada başkası biri attı hülası külü adamın yüzüne. biri şalteri indirdi. hemen derken talan başladı ortalık karıştı. tozi hem bağırıyor hem söğüyor bi taraftanda gözlerini silmeye çalışıyor. yarım dakkanın içinde talan bitti. biz malzemeleri alıp kaçtık. çıktık karşının düzüne ( köyün üstünde bir tepenın adı ) yedik yedik ama bitmiyor kimsenin daha yiyecek hali kalmadı. kimsede cebine koyup götürmeye korkuyor evdekiler yakalar . baktık olacak gibi değil. serdik çimenlerinin üstüne leblebileri üzümleri. ertesi sabah koyunluk karşının düzünden tarafa dağa çıkmaya başladı. koyunlar bizim önceki gün oturduğumuz yere gelince leblebileri yemeye başlayınca daha ayrılmak istemiyor oradan. çoban uğraşıp duruyo ama hayvan bırakır mı. koyunluk ayrılmıyor oradan. biraz sonra baktım tozi dayi geldi babamın yanina 
- la Sadiik la bu senin pijler bana böyle böyle etti diye anlattı. selim abimle birlikte bi ton sopa yedik babamdan. meğer beni tanımış rahmetli.
       Bir günde köye o kadar çok kar yağmış ki kamyon köyün başında sadece halis abilerin evinin oraya kadar gelebiliyor köyün içinde yollar kapalı hülasi. neyse bayburttan kamyon geldi. tozi dayi bakkala malzeme almış.  kamyonun yanından bakkalın arası var 500 metre, bakkalın yanına gidemeyince tozi dayi bizi çağırdı malzemeyi halis abinin evinin yanındaki sale yengenin boşattığı eve taşıyacağız. o zamanda da zam gelecek diye tozi dayi malı çok almış. kamyon dolu nerdeyse. evi anahtarını getirtti. 
açıldı ev biz taşımaya başladık köyün ne kadar fırlaması varsa orda. biz bisküvi kolilerini iki iki taşımaya başladık. taşıyoruz ama bisküvi kolilerinin birini evin duvarının öteki tarafındaki karın içine birini saklayıp ötekini de eve götürüyoruz tozi dayı içerde diziyo. biri caminin tuvaletine . safette minareye taşıyo o sırada. etipuflar çekirdekler biskiviler derken biz her şeyi yarılık ettık nerdeyse. sabah oldu  biz gittik sakladığımız bisküvileri alalım diye bi baktık millet toplanmış karın altından bisküvileri çıkarıp yiyen bi sürü köyün köpeğini seyrediyor. kimsede yanlarına yaklaşamıyor . hırlıyorlar. evin yanındakileri alamadık hülası başka yerde sakladıklarımızı alıp doğru rahmetli şibilik ahmet vardı ya onun evinin arkasında yedik. adama cok zarar vermiştik yaw çocukken. 
     ali dayinin mustafa yine anlatmaya başladı . 
     bir günde yine bu çolak alinin zeki bakkala başka sanga ( eski kilit) anahtarı götürmüş bir plan çevirip anahtarı değiştirecek. dursun dayi ( tozi tursun) bakkalda olduğu zamanlarda anahtari hep kapının üstünde bırakırdı. bu puştta bunu bildiği için anahtarı değiştirmenin planlarını yapmış. gidiyor bakkala 
- dursun dayi bana bi malbora ver diyor.
- la oğlum sen hep malbora mı içiyon . 
-he dursun dayi. 
- la hangi parayla içiyon olum .
meğerse hep dursun dayımın ordan çalarmış. neyse parası çıkmayınca  dursun dayı kızmış 
- la aliyorsan al almaysan git namaza gidecem.
zeki anahtari masanın üzerine bırakıyor. çıkarkende kapının üstündeki anahtari çaktırmadan alıp gidiyor . dursun dayi sonra o anahtarla kapıyı kapatamayınca evden öteki anahtarla kapıyı kitliyor ama zeki sonra bakkalı açık ne kadar malbora varsa alıyor . dursun dayi anlıyo işi tabi. 
- la zeki bu anahtarla ananın ............ açacam haberin olsun diye caminin yanında bağırmaya başlıyor . bakayım sen kime oyun ediyon da beni soyuyon.
 
    Bir gün gene kil assiyenin hayati askerden izine gelmiş. harun dayinin sale, fayik dayinin hüseyin, birde ben. 12 eylül dönemi o zamanlar, silahları topluyorlar köylerde jandarma. bütün köylere tek tek gidiyorlar , bizim köyede gelmemişler daha. hayati dedi ki külhosa ( yan köy) gidelim mi ben elbiseleri giyim tüfek tabanca toplarız. böyle bir şey dedi olur olmaz tartışmaya başladık. yakalanırız ,vururlar bizi tehlikeli felan diye kendi aramızda tartıştık. hülasası korktuk gidemedik. o zaman gelin köyde oyun edelim millete dedik. ikimiz giydik askeri elbiseleri. iki tane de herek ( kalın sopa ) aldık elimize. tüfeğe benzettik. sale oldu komutan. mevsim sonbahar akşam düşmüş ama alaca kalaranlık var insanlar silüet olarak seçilebiliyor ama belli olmuyor o zamanlar köyde elektirikte yok ya .  çok belli olmuyoruz. kasketleri yüzümüze çektik. herekleri omuzumuza attık. köyün meydanına geldik. kime oyun edelim diye söyleşirken. o sırada çopurun cemal isal olmuş camenin tuvaletine doğru hızlı hızlı gidiyor yanımızdan geçerken sale.
- dur eller havaya !...
- uy komutanım temam bana bişe etmeyin 
korkudan adamın nutku durdu. Demek ki bu asker elbisesi o zaman ne kadar soğuk ki  adam yüzümüze bakmıyor bile. belinde de aslan dayinin tabancası var bu sale tabacancayi fark edince 
- es geçtiğimi sanma heral de rahatsızsın . git ama bizi gördüğünü kimseye de söyleme görevli geldik.
- anam avradım olsun demem komutanım.  o sırada meğersen altına bırakıyormuş adam.  bırakınca nası koşa koşa gitti göreceksiniz.biz başka ne edelim diye düşündük. oradan geçtik. mecit emicelerin evinin altında sarı bi adam vardı adı neydi ?
köksal.
- topcu osman.
- ha evet o ,onun evinin kapısını çaldık. sakine yenge kapıyı açtı
sale 
- malkoçoğlu osman burdamı ?
sakine yenge 
- he oğlum burda ( içeri seslendi)
el fenerini kadının gözüne tutuyor ki tanimasın.
- askerler seni çağirıy osman gel.
osman dayi gelmez meğer horukluktan yukarı evden kaçmış . sale kızdı 
- nerde bu osman çabuk gelsin 
kadın içeri gitti baktı geldi 
- az önce burda idi ama şimdi yok. 
sale
- çabuk haber ver muhtarın oraya gelsin. dedi,
ordan ayrıldık. nere gidelim? karahasanların ahmedin evine gittik. sale kapıyı vurdu. ben bi tarafta hüseyin bi tarafta. kapı açıldı
sale 
- kimlik kontrol 
zavallı ahmet korkudan hızlı hızlı konuşarak telaşlı bi şekilde.
- firdes firdes  kimliğimi getir.
ben onun bu halini görünce gülmekten kırılıyorum ama ses çıkmasın diye elimi ısıryorum. kimlik geldi. sale baktı. kimliği verdi.
- kapatın kapiları kimse dişarı çıkmasın. sokağa çıkma yasağı var.
- temam komutanum.
indik göldereden aşşağı bu rahmetli Enver de yeni ev yapıyor araklı yaylalarından da kaçak ağaç getirmiş biz biliyoruz.
enverin evinin önününde beyler'e denk geldik ( beyler isim, enverin komşusu) ona sordu
-ordikaya enver burdamı? kaçak ağaç getirmiş nere koymuş onları? ....beyler
-yok yok komutanum öyle bişe yok hihihihi( gülüyor) bizi gaaleye ( ciddiye ) almadığını görünce ben bu beylere bi, tokat patlattım. o sırada sale de bana nasi bi tokat çaktıysa gözlerim yerinden oynadı.ardından
-emre itaatsızlık etme komutanın yanında nasıl vurursun vatandaşa diye bana bir bağırdı. bide baktım bu fayik dayinin hüseyin , beyler hazırola geçtiler. o sırada enver meğer arkalarda sinmiş ortaya çıkmadı hülası.ordan ayrıldık gittik ganiz ahmedin evine. o rahmetli anası sağ o zaman. iyice karanlıklamış hava.
sale kapıyı vurdu. rahmetli anası açtı kapıyı ay ışığı da arkamızdan vuruyor. bir elinde de elektirk feneri.
sale
- keskinoğli ahmetin evimi?
-evet.
-çağırırmısın nene
kadın içeri gitti sesi geliyor
- oğlum ahmet candarmalar burayı basmiş seni çağiriyler kapidalar.
- ahmet bi geldi elinde tabancanın namlusu meğer tabancayi sökmüş yağlıyor ki saklasın toplamaya geldiklerinde vermeyecek. Biz de üstüne gelince adamın nutku gitmiş yakalandım korkusuna ne yapacağını şaşırmış elinde hala namlıya harbiyi süre süre yanımıza geldi. ama adamın yüzünde renk menk kalmamış. biz bunu bu halini görünce korktuk neyse adamı kurtarlım diye ben
- ahmet abi ahmet abi benim ben mustafa mustafa diye seslendim ama adama aval aval bana bakıyor baktım olacak gibi değil bizde korkmaya başladık. adam kalp krizi geçirecek olum kaçın dedim onları orada bırakıp kaçtık 
ertesi gün adama şikayete gidecekti yalvar yakar zor ikna ettik. neyse kaçtık bizim eve yaklaştık. o sırada kör yüsuf geliyor. sale buna zaten gör tanımaz buna da oyun edelim dedi.
- dur kimlik kontrol eller havaya. arama var
yusuf dayi
- eee pohumun karlavası sen mi beni aricaksin 
adam bizi tanıdı arkadaş  inanırmısınız bir köyü dolaştık bütün açık gözlüler bizi tanımadı ama kör yusuf  bizi tanıdı.
....................

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.