Pehlivan, Yusufun Yusuf!

 M. Kemal AYÇİÇEK – 17 Kasım 2014 

 

Güçlü bir pehlivan olarak nam salmış , Karadeniz de de öyle anılıyor. Dersim olayları sırasında da askerlik yapıyor bu Yusufun Yusuf. Pehlivan olarak gidip, askerliğini yapıp dönünce o pehlivanlığından eser kalmamış! Türkiye’nin karanlık yıllarını anlatırken 92 yaşındaki Halim dayıdan dinliyorum, Pehlivan Yusufun Yusuf’u. “Çok kırdılar” diyor o, Dersim’de olanlar için! Kırılanlar, mağaralara sığınmış insanlardı!

 

Büyük felaketleri yaşayan insanlar, genellikle o olayların etkisini üzerlerinden kolay kolay atamıyorlar uzun yıllar ve o şahit oldukları ya da duydukları olayları bile anlatırken öyle tam tamına da aktaramıyorlar. Kopuk, kesik anlatırlarken, bir yerden bir başka tarafa geçiyorlar. Buna bir çok olaydan sonra tanık da oldum. Halim dayı 2 yıl havacı olarak Kütahya’da başlamış askerliğine ve Ankara’dan da terhis olmuş. “Ben şanslı askerdim, tanıdık bir komutanımın kardeşi doktordu, o elbiselerini bana vermişti. Terhisimize on beş gün kala bize, ‘Giyecek Elbisesi olan gidebilir’ dendi, ben o doktorun elbiselerini aldığım için benim vardı elbiselerim ama Çaykaralı arkadaşlarım vardı, onlar ‘Biz burada kalacağız, çalışıp, üst-baş aldıktan sonra geleceğiz memlekete’ demişlerdi. Ben terhis oldum çıktım, geldim” diyor.

 

Halim dayı, 1922 doğumlu ama yaşı 7 yıl küçük yazıldığından askere geç gitmiş. Askerlik anılarını dinlerken o yıllarda 15-16 yaşlarında bir delikanlı olan Halim dayı’nın o yıllarda hafızasında neler var diye merak edip Dersim olaylarını soruyorum. Tabi o benim hangi amaçla sorduğumu bilmiyor! Birkaç isim sayıyor, bir kaçının geriye dönmediğini ama dönenlerden duyduklarını aktarırken de bakıyorum, o yukarıda ifade ettiğim gibi yarım yamalak anlatıyor. Dinlediklerini tam olarak ifade edemiyor, ya kelimeleri yettiremiyor ya da açıkça ifade etmekten kaçınıyor! Yusufun Yusuf dediği Pehlivan’ın Dersim’de cellat olduğundan söz ederken, “İri, yarı, dev azman adamdı. Pehlivan gitti ama döndüğünde o pehlivanlığından eser kalmamıştı!” derken, kafası kesilen insanların boğazlarının  enselerinden kesildiğini ve o Pehlivan Yusufun Yusuf’unun da cellatlık yüzünden gücü ve kuvvetinin kaybolduğunu anlatıyor. O’na ,”Kafa kestiğinden mi gücü, kuvveti gitmiş?” diye soruyorum, “Bilmem, her halde ondandır ama kimse buna akıl erdirememişti” diye cevaplıyor.

 

Mağaraya tünel açıp giriyorlar!

 

‘Dersim İsyanı veya Dersim Katliamı’ olarak nitelenen olaylarla ilgili olarak “çok kırıldılar” ifadesini kullanan Halim dayı, mağaralara çekilmiş insanlara uzun süre ulaşılamadığını ve ardından mağaraya arka taraftan bir tünel yapılarak mağaralardaki insanların kırıldığını söylüyor! Tabi bunları söylerken yere bakıyor! O yıllar gerçekten de karanlık yıllar! Baksanıza olayın yer aldığı Vikipedi’de, “Harekât sırasında basın üzerinde baskı vardı, 13 Eylül 1938 tarihinde Dersim'de zehirli gazlarla katliam yapıldığı yönünde haber yapan Köroğlu adlı bir gazete hemen kapatıldı. Harekâtın lehinde yayın yapmak ise bir süre sonra serbest bırakıldı” deniyor. Halim dayı, tabi olayları gazetelerden değil, olayları yaşamış ve sonrasında terhis olmuş askerlerden dinledikleri ile anlatıyor! Aslında anlatmak da istemiyor ya, sorunca ister istemez bir cevap vermek zorunda kaldığı için aktarmış oluyor.

 

Acı olayları söylerken dil bile utanıyor! Kelimeler, doğru, düzgün oluşmuyor, oluşamıyor! Tirmizi olarak bilinen Hadis alimi Ebu İsa Muhammed bin İsa bin Sevre bin Musa bin Dahhak es-Sulemi’ye göre Peygamber efendimiz bir hadisin de  “Kötülük etmeyin, ayıp araştırmayın! Kim bir müslümanın aybını araştırırsa, Allahü teâlâ da onun ayıbını ortaya çıkarır ve böyle bir kimse, en gizli bir yerde sığınsa bile, onu rezil eder” buyuruyor. Burada Müslümandan kasıt, kanaatimce İnsan’dır! 

 

 İnsanlar, hangi kimlikte olurlarsa olsunlar, bir başka kimlikteki herhangi bir insana zulmedemez. Hele Devlet olursa iş daha da değişir ve Devletlerin, salt insan refleksi ile hareket etmesi yanlış olandır. Dersim’de Devlet, adeta bir insan gibi intikam hissi ile kin güder gibi nefsi ve bencil davranış göstermiştir. Bir insan bir başka insana kızgınken, kin gütmüşse veya fevri bir tepki olarak yanlış tepki verip, zarar verirse bunun bir irade meselesi olduğunu düşünebilirsiniz. Ama Devlet aynı tepkiyi ortaya koyarsa buna anlayış gösteremezsiniz.  Zaten bugünler de yapılan tartışmalar da biraz bu yüzdendir. Devlet, bu ülkede yaşayan tüm insanların Devletidir ve dil, din, ırk veya renginden ötürü hiçbir kitlesini bir diğerine tercih etme durumunda değildir, olamaz!

 

 
Erdem olan yapılan hataların kabul edilmesi ile hataların tekrarına dönülmemesidir. Hele Yeni Türkiye derken, eski Türkiye’de kalmış ne kadar berbat, kötü, karanlık, çirkin ve insanı üzen olay varsa tümünün izlerinin bile silinmesi gerekir. Devlet, elbette suç işleyen ve hata yapan her kimse ona da sebep olunan olayların hesabını sormalı ve üzerini kesinlikle kapatmamalıdır. Bunun şucu, buculukla alakası yok. Bu ülkede yaşayan tüm insanların güvenini kazanan bir Devlet, hem kendi için de ve hem de yörüngesinde güçlü devlet olur. Zulümle abat olunmaz! İnsanları hür ve özgür ülke, tüm insanlığın isteğidir. Hangi kıtada olup olmaması önemli değil, hangi renk, hangi dil ve inançta olup olmaması da önemli değildir, tüm insanlık, şu üç günlük Dünya’da mutlu bir yaşam olsun istiyor! Var mı farklı düşünen? Kalın sağlıcakla.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.