28 Haziran 2017 Çarşamba

“KÜRTSÜZ BİR TÜRKİYE, KÜÇÜK TÜRKİYE'DİR“

"O, bana göre bir halk kahramanı. Dini ve bayrağı için er meydanına çıkmış, vurulmuş, kolundan, bacağından hatta canından olmuş, ama hala yaptıkları anlaşılamamış bir Dilaver. Bunca muharebelerde bulunup, bu kadar yaralar almış olduğu halde, "Hiç birinde vefat etmeyip akıbet yatakta öldüğüme kederleniyorum." meâlinde konuşabilecek, vatanı uğruna atını ve silâhlarını vakfeden Halid bin Velid sanki. Fenalıktan kaçınan, iyiliği seven, kınından çıkmış bir kılıç, adeta bir meslul kendisi. Vazifesi olmayan işe karışmayan secaatli bir kimse...Belki hepimizin kendisine borçlu hissedeceği nice hizmetleriyle 'Musa Serdar Çelebi' sizlerle....

11 Eylül 2012 Salı 23:03
Bu haber 4461 kez okundu
“KÜRTSÜZ BİR TÜRKİYE, KÜÇÜK TÜRKİYE'DİR“

"O, bana göre bir halk kahramanı. Dini ve bayrağı için er meydanına çıkmış, vurulmuş, kolundan, bacağından hatta canından olmuş, ama hala yaptıkları anlaşılamamış bir Dilaver. Bunca muharebelerde bulunup, bu kadar yaralar almış olduğu halde, "Hiç birinde vefat etmeyip akıbet yatakta öldüğüme kederleniyorum." meâlinde konuşabilecek, vatanı uğruna atını ve silâhlarını vakfeden Halid bin Velid sanki. Fenalıktan kaçınan, iyiliği seven, kınından çıkmış bir kılıç, adeta bir meslul kendisi. Vazifesi olmayan işe karışmayan secaatli bir kimse...Belki hepimizin kendisine borçlu hissedeceği nice hizmetleriyle 'Musa Serdar Çelebi' sizlerle....


 

“SAVAŞÇI RUHUNU BANA VEREN ŞEY İDEALLERİMDİR”

1952, Hatay, Dörtyollusunuz. Gençliğinizin ateşi, çocukluğunuzdaki kıvılcımlara ne kadar benziyordu, Çelebi, savaşçı, mücadeleci yönünü kimden aldı?

Ülkücü hareketin içine katıldığım, Türkiye’nin gerçekleriyle tanıştığım yıllardan beri, Türkiye’deki haksızlıklar, Türkiye aleyhtarı çalışmalarla mücadele etmeyi tercih ettim. Bana mücadeleci, savaşçı ruhunu veren şey, benim ideallerim, ilkelerimdir. Bu memleketten aldığımı söylüyorum, doğrusu bu.

“YURTSEVER GENÇLERE, ‘MİLLİYETÇİYİZ’ DEMEDİKLERİ İÇİN KIZARDIK”,

“MİLLİYETÇİLİĞİMİZİ KARŞILAYAN SÖZ, NASYONALİZM DEĞİL”

Bu hareket sizi çeşitli kararlar almaya da itti, Sizin için, "Silah çektiği solcularla dost oldu." Artık Çelebi’nin en yakın arkadaşları, sol fraksiyonların Almanya, İngiltere sorumlularıydı. dendi.  Kendinizin bile inanmakta zorlandığı en büyük değişiminiz ne oldu?

Bu açıklama bana ait. Tabi biraz eksik kalmış. Türkiye’yi 12 Eylül’e götüren şartları ve orada yaşadıklarımızı anlatırken, o günkü 70’li yılların başındaki solcu, sosyal demokrat, devrimci diye kendini adlandıran gençleri ve onların çizgilerini ortaya koymaya çalışmıştım. O gençlerin tamamı vatanperver gençlerdi, “Biz yurtseveriz” diyorlardı. Biz de onlara: “Vatanseveriz, milliyetçiyiz demiyorlar” diye kızardık. Sonra bu yurtseverlik sözünün, Türkiye’deki milliyetçi mücadeleyi anlatan daha doğru bir söz olduğunu düşündüm. Ülkücü hareketin iddiaları ve dile getirdiği konular sadece ülke içindeki insanları ilgilendiren konular değil, aslında uluslar arası alanda bir mücadele yapıyorsunuz. Edirne’den, Van’a kadar bir alanda değilsiniz. Siz, sadece milliyetçi olduğunuzu ifade ettiğiniz zaman, onu kendi dillerine tercüme ediyorlar ve nasyonalist bir anlayış ortaya çıkıyor. Halbuki bizim milliyetçiliğimizi   karşılayan söz, ‘nasyonalizm’ değil. Bizim gibi yurtdışında yaşadığı ülkeyi seven, kendi halkını seven, onlar için çalışma yapan insanlar kendilerine: “Patriot(Yurtsever)” adını veriyorlar. O zaman gerçekten yurtsever olan insanlarla, silahlı çatışma ortamına sürüklendiğimiz için konuşma fırsatı bulamadık. Onların ülke hasreti içinde yanıp tutuşan insanlar olduğunu gördük. Gerçekten kendilerince, tam bağımsız bir ülke için bir şeyler yapmışlardı, çatışma ortamı doğunca kimse birbirini anlayamadı. Tabi bunu, 78-79-80’li yıllardaki devrimci olduklarını söyleyenler için söylemiyorum. Orada niyet bu kadar saf değil. Ellerinde orak çekişli bayraklarla, Türkiye’de proleter devrim yapmaya çalışanların halini bu kadar saf göremiyorsunuz. 

“SEÇKİNLER, ELİTİSTLER KIYAMETE KADAR YÖNETİLMEYE MAHKUMLAR”

“ANADOLU ÇOCUKLARI BİR TÜRLÜ KABULLENİLMİYORDU”

Herşeye rağmen yurtseverliğin zararını gördünüz.  'Ülkeye dön' çağrısı yapıldığı halde dönmediğiniz gerekçesiyle de 1983'te vatandaşlıktan çıkarıldınız. 1996 yılına kadar Türkiye'ye dönemediniz.  Bu vatan neden bu kadar küskün yarattı kendine? Özellikle çok sevenler, uğruna mücadele edenler açısından?

İsterseniz ona, “Bu vatan” demeyelim. “Bu ülkeyi yönetenler niye böyle yapıyor?” diye sorsak daha doğru olur çünkü bu tamamen ülkeyi yönetenlerle ilgili bir konu. Şu anda yaşadığımız sıkıntıları, ülkenin bazı aydınları, siyasetçileri neden ısrarla devam ettiriyorlarsa, geçmişte de buna benzer şeyler oldu. O dönemde ülkeyi yönetenleri belli sınıflara ayırmak mümkündü. Bir kısmı ülkeyi duygusal olarak seviyorlar ama ülke gerçeklerini, dünya gerçeklerini, bu ülke üzerinde oynanan oyunları bilmiyorlar. Siz 18 yaşında çok iyi biliyordunuz da onlar mı bilmiyordu diye bir soru gelebilir: Evet bilmiyorlardı. Çünkü onlar fanus içinde yetişmiş gibi adamlardı ve çok sempati duydukları, güçlü ülkelerin yanında yer alarak, yanında hareket ederek iyi şeyler yapılabileceği anlatılmış. Ona inanmışlar. Bu ülkenin çıkarları nerededir, nasıl korunur, bunları bilmiyorlardı.  Yerli Anadolu çocuklarını bir türlü kabullenemiyorlardı. Kendilerini şuna inandırmışlardı: “Maazallah bu ülke, Anadolu çocuklarına bırakılırsa, bu ülkenin sonu olur” Bu ülkeyi seviyorlarsa, bu ülkeyi bizim gibilerin eline bırakmamak lazım gibi bir anlayış hüküm sürüyordu. Belki biraz demokratik olmayan şeyler yapacaklardı ama her halükarda bizi bu ülkeden uzak tutacaklardı. Bunlar; seçkinciler, elitisler, kendilerinin yönetici olarak yaratıldığına inanan, kıyamete kadar yönetilmeye mahkum adamların zihniyeti. Bu ülkenin kendi öz evlatlarına her türlü zulmü reva gören ve onları birbirine kırdırarak kendilerine gelecek hazırlayan insanların yaptıkları…

“ÜLKÜCÜLERİN BU ÜLKEYE ZARAR VERECEK HİÇ BİR EYLEMLERİ OLMADI”,

“PKK’NIN YAPTIĞINI, TERZİ FİKRET DE YAPMIŞTI”,

“ANCAK MİLLİ ÇÖZÜMLER, TÜRKİYE’Yİ AYAKTA TUTABİLİRDİ”

Bu ülkenin çocuklarını düşündüğünüzde hatalı oldukları yerler oldu mu? “Biz de geçmişte bazı hadiselere bu kadar sıcak bakamıyorduk.” şeklinde bir itirafınız var. Ülkücülerin bu topluma haksızlık ettiği hususlar var mı?

Ülkücülerin, isteyerek, bilerek böyle bir şey yapmaları asla söz konusu değil. Bilmeyerek, bir takım yanlışlıklar söz konusu olabilir, bütün guruplar belli hataların içine düşebilirler ama ülkücülerin özellikle 12 Eylül’e kadar yaptıkları mücadelede, bu ülkeye bilerek zarar vereceği hiçbir eylemleri olmamıştır. Bugün bu kadar hadise yaşadıktan sonra keşke yapmasaydık dediğimiz şeyler şunlar oldu: Bütün tahriklere, tuzaklara, bizi silahlı çatışmaya davet edici taktik ve stratejilere rağmen biz keşke o silahlı mücadelenin bir tarafı olmasaydık diye insan düşünüyor ama o gün bunu yapacaktınız, çaresi yoktu. Çünkü Sovyetlerin ülkede, proleter devrim yoluyla; sokaklarına, üniversitelere, fabrikalarını, devlet dairelerini hakim olarak ele geçirme planı vardı. Bu sadece Türkiye’ye has bir eylem değildi. Şimdi PKK’nın Şemdinli’de, Şırnak’ta yapmaya çalıştığı şeyi, terzi Fikri Fatsa’da yapmıştı, bir ülkeyi kendi kontrolü altına almıştı. PKK, Şemdinli ve Beytüşşebap’ta yaptıklarıyla, “Buraları ben kontrol ediyorum” demek istiyor. Belediye binasına kendi bayrağını asmak gibi…Bunu terzi Fikri o zaman yapmıştı. Terzi Fikri, o zaman Sovyet yanlısı bir adamı getirip, bütün üniversiteli gençleri ele geçirip, o ilçeye hakim oldu. İstanbul’un belli sokaklarına girilemiyordu, fabrikalar o zamanki DİSK üzerinden çalışamaz hale gelmişti, Türkiye bir dönem, %9 her yıl kalkınma kaydederken,   bu olaylar yüzünden hiçbir fabrikası çalışmaz hale gelmişti. Bu oyunu bozacak birileri lazımdı. Devleti yönetenler de bunu böyle görmüyorlar, ülkücüler de, başlangıçta kesin olarak onların fikirlerine fikirle karşılık verdiler, “Türkiye’yi kurtaracak yol, sosyalist bir düşünce olmadığını, proletere devrimci halk ihtilalının asla Türkiye’yi kurtarmayacağını, Sovyetleri köle yapacağını söyleyerek, Türkiye’de yerli fikirlerin, milli çözümlerin Türkiye’yi ayakta tutacağını, milli ekonomi ile adaletin sağlanabileceğini, milli bir eğitim sistemi ile gençlerin yetişebileceğini anlatmaya çalıştık ama bunlara karşılık silahla mukabele gördük ve şiddet şiddeti doğurdu, ülkücü hareketin mensupları bunlara cevap verdi. Ayakta kalma, sesini duyurma mücadelesiydi, halk bunu gördü ama 78’lerden sonra emperyalist güçler, bu çatışmaları daha da provoke ederek, Türkiye’de kaos ortamı meydana getirme ve sonra o kaostan çıkış yolu olarak bir askeri darbeyi halkın gündemine sokarak, halkı böyle bir darbeyi ister hale getirip, bunda muvaffak oldular. 

“12 EYLÜL’DE, ÇANAKKALE’DEN DAHA BÜYÜK KAYIP VERDİK”,

“ANADOLU İNSANLARININ ÇOCUKLARI BİRBİRİNE KIRDIRILDILAR”,

“12 EYLÜL, TÜRK MİLLETİNİ ÇOK BÜYÜK KAYBA UĞRATMIŞTIR”

Siyasi hayatınızın önemli dönüm noktalarından bir tanesi 12 Eylül 1980 ihtilali. Bu ihtilal yaşanmasaydı, sizden ve Türk toplumunun tecrübelerinden ne eksilirdi?

İhtilalın bir katkısı olmadı, tesiri şu oldu, sağda ya da solda yer almış, gerek ülkücü gerek devrimci hareketlerin içinde yer almış, bağımsız, güçlü Türkiye’yi arzu eden insanların çok büyük bir kısmı yok edildi, kimileri idam sehpalarına gönderildi, 10 binlerce insan cezaevlerinde çürütüldü, yurtdışlarına kaçmak zorunda bırakılanlar var…Çanakkale’de bu ülkenin kaybettiklerinden daha büyük kayıptır, 12 Eylül’de kaybettiğimiz gençlik. Anadolu insanlarının okumuş çocukları, her biri bu ülke için iyi düşünen insanları çatışma ortamına sürüklenerek, birbirlerine kırdırıldılar. Oyun buydu. Biz bu oyunun bir tarafı asla olmazdık çünkü karşımıza ideolojik bir programla çıkılmıştı. Ama birileri kışkırttılar. Özellikle 78’den sonra bu gençlerin birbirlerine kırdırılması, Türkiye’nin ekonomik olarak çökertilmesi, istikrarsızlığa sürüklenmesi ve emperyalist ülkelerin, askeri ihtilal ile Türkiye üzerinden sözlerini geçirebilecek bir düzene kavuşması…12 Eylül darbesinin, Türk milletine ve o günkü yetişmiş üniversite gençliğine, geleceğin akademisyenlerine, iş adamlarına çok büyük bir darbesi olmuştur, ülke çok büyük bir kayba uğramıştır. 

“1978’DEN SONRA HERKES DURUM MUHAKEMESİ YAPTI”,

“İÇ DÜNYAMIZDA ÇOK SAMİMİ BİR SORGULAMA YAPTIK”,

“12 EYLÜL YÖNETİCİLERİNİ İYİ TANIYAMAMIŞIZ”

Size yönelik darbelere gelirsek….12 Eylül darbesinden sonra Ülkü Ocakları ve MHP yöneticilerine açılan davada idam talebi ile yargılandınız. Fakat, Alpaslan Türkeş'in cezaevinden çıkmasıyla başlayan "Biz vatanseverdik, devletçiydik, neden idamla yargılandık, neden başımıza bu işler geldi" sorgulamasının yapıldığı süreçte partiden koptunuz. Kendini sorgulama noktasında Türkeş’ten ne kadar geri kaldınız?

Biz her şeyden önce ülkücü hareketin mensuplarıydık. 12 Eylül’den önce de bu hareketin bir partisi vardı, MHP. Biz doğal olarak MHP’liydik. Ben ilk defa, 1970'de Şişli Gençlik kolu Başkanı olarak siyasi parti çalışmalarına girdim. Eğitim çalışmalarında bulunduk, 78’in sonunda yurtdışına gittik. 12 Eylül’den sonra doğal olarak herkes bir durum muhakemesi yapmak durumundaydı. “Biz böyle güzel idealler taşıdığımız halde, bunlar için çalıştığımız halde neden bunlar başımıza geliyor” diye düşünmesi son derece doğal. Bu düşünce sizi nerede hata yaptım sorusuna götürüyor. Bu bizim iç dünyamızda olan, çok samimi bir sorgulamadır. Bugün de aynı yanlışı yapmak şansı olanlara söylemek gerekiyor. Ben hep başkalarını suçlayan bir anlayışı doğru bulmuyordum.  Mutlaka bir takım yanlışlarımız olmuştur. Cenabı Allah ayeti kerimede: “Başınıza gelenler, sizin kendi ellerinizle işledikleriniz sebebiyledir” diyor. O günkü yöneticileri gerçekten iyi tanıyamamışız. Mesela, ağzına bir kere “Allah” sözcüğünü alanları çok dindar saymışız, adam belki de bizim o Allah sözünden ne kadar etkileneceğimizi düşünerek o sözü söylemiştir, veya bir konuşmasında “Vatanımız için ne gerekiyorsa yaparız” diyerek milliyetçi duygularımızı kabartabiliyordu. Halbuki adamlar, sadece bizi yanlarına almak ve bizi etkilemek için o sözleri söylemişler. Onların kafaları ve ruhları, emperyalist ülkelere bağlı, onların askeri gibi çalışan adamlar. 

“HALKTAN BİZE “HAİN” DİYENLER OLDU.”

Biz bunu iddianameler ortaya çıkıp, yargılanmaya başladığımız zaman anladık. O iddianamede benim ve diğer arkadaşlarımız için diyor ki: “Devletin meşru....................yazının tamamını okumak için tıklayınız 

 

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    ANKET Sonuçlar Tümü

    ?Karadeniz denince aklınıza gelen yer neresidir?

    EN ÇOK OKUNANLAR

    BUGÜN

    BU HAFTA

    BU AY

    EN ÇOK YORUMLANANLAR

    BUGÜN

    BU HAFTA

    BU AY

    SAYFALAR

    e-gazete

    ARŞİV