Şehit mi değil mi?

 M. Kemal AYÇİÇEK – 19 Mart 2012 

Hava güzel ama morallerimiz bozuk, sohbetimiz Afganistan’dan gelen 12 şehidimiz üzerine.sadece ülkemizde de değil ülkemizin dışında verdiğimiz şehitlerden konuşuyoruz, Yemen’den, Kore’den, sonra  Çanakkale Zaferi 97.yıldönümünü konuşuyoruz.  Çanakkale’de zaman zaman yağışlar sonucu ortaya çıkan kafatasları, ardından yapılan haberler üzerinde duruyoruz. Mezarlıklara verilen kıymetlerden söz ederken, laf Rize’nin Alipaşa köyündeki mezarlığa kadar geliyor. Çok güzel yapmışlar mezarları, köylü, ölülerine son derece saygılı ve vefakar insanlar diyoruz. Kimse itiraz etmiyor, bilenler de hak veriyorlar zaten. Şehir mezarlıklarında son yıllarda daha fazla özen gösterildiğine tanıklık ediyoruz. Fakat söz, bir şehitte düğümleniyor işte. Seymen Öztürk..(nüfusta ve mezar taşındaki adı Orhan Öztürk)
Genel Kurmay Başkanlığı sitesinde “NATO'nun Afganistan'da faaliyet gösteren Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti (ISAF) çerçevesinde Türkiye’nin komuta ettiği Kabil Bölge Komutanlığı emrinde görev yapan Sikorsky tipi bir helikopterimiz 16 Mart 2012 günü yerel saat ile 10.25’te kaza kırım geçirmiştir. Helikopterde bulunan 12 askeri personelimiz şehit olmuştur.”  Şeklinde duyurulan şehid olan kardeşlerimiz Serkan Doğan (Personel Binbaşı) ,Mithat Çolak (Mühendis Binbaşı) ,Şükür Bağdatlı (Hava Personel Binbaşı) ,İsmail Cem Yakınlar (İstihkam Binbaşı) ,Adil,Erdoğan (Kara Pilot Yüzbaşı) ,İlker Aydın (İkmal Yüzbaşı) ,Murat Yıldız (İkmal Üsteğmen) ,Tahsin Barutçu (Kara Pilot Üsteğmen) ,Okan Melikoğlu (İkmal Üsteğmen) ,Salih Helvacı (Sağlık Kıdemli Başçavuş) ,Mehmet Akbaş (U/H. Teknisyen Kıdemli Üstçavuş) ,Önay Vurucu (Piyade Uzman Çavuş) - Ankara başta olmak üzere  tüm şehitlerimize  yazımın hemen burasında  Allah’dan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı ve sabırlar diliyorum.
Vikipedi’deki ifadesi ile “Şehit : kutsal bir ülkü, din veya inanç uğrunda ölen kimse. Şehit olma eylemine şehadet denir. Birçok dinde şehit ve şehadet kavramına rastlanır. Türkçede şehit kavramı zamanla dinî anlamından sıyrılıp vatanını veya milletini müdafaa yolunda ölen herkes için kullanılır hale gelmiştir. Türkçede şehit olarak nitelendirilen kimseler şu kategoriler altında toplanabilir:
a-Profesyonel veya vatanî görevini yapmakta olan askerlerden görev başında herhangi bir şekilde yaşamını yitirenler,
b-Herhangi bir terörist saldırı sonucu yaşamını yitiren eğitim, sağlık, güvenlik vb. görevliler,
c-Görev başında yaşamını yitiren polis, itfaiyeci vb. diğer görevliler.
Bu kimseler, inançlarına bakılmaksızın, Türkçe medyada yaygın şekilde "şehit" olarak nitelendirilirler. Bunların bir kısmının şehadeti, bağlı oldukları kurumların tüzükleri ve yasalarla da sabittir ve geride kalan yakınları devletten tazminat veya maddi yardım almaya hak kazanabilirler.
Bunun haricinde bazen siyasi ve ideolojik görüşleri nedeniyle öldürülmüş kimseler de, yakınları, dava arkadaşları, meslek arkadaşları veya taraftarları tarafından "şehit" olarak nitelendirilirler; basın şehitleri, devrim şehitleri vb. gibi.”
Şehit mi değil mi?
Şimdi asıl konuma gelmek istiyorum. Yıl 1987.. şehit Seymen Öztürk’ün  cenazesindeyim.Trabzon’un Arsin ilçesine bağlı Yeniköy’de.eski adıyla Küçük Hara denilen yer. Hem benimde çocukluğumdan tanıdık bildiklerimin olduğu bir yer, şehit de buradan ve tanıdık bir ailenin çocuğu..tabutu çakılı. “kimse açmasın” denmiş, amcası görmüş sadece ve kimseye de göstermemiş zaten. Büyük bir cemaat var, yağmurlu bir hava, soğukta var.cenazeyi çok iyi hatırlıyorum çünkü babama da cenazede görev veriliyor, son duayı babam yapıyor ama duadan önce vaazı fazla uzattığı için eleştirildiğine tanıklık ediyorum, tabi gizlice..
Çok sayıda şehit cenazesine gitmişim, haber takibi için tabi. İki şehit cenazesini pek anlayamamışım ve hala kafamda  kendimi tatmin edemediğim düşüncelerimi koruyorum. Şehit Seymen Öztürk’ün babası Aslan Öztürk daha önce vefat etmiş, 4 kardeşten biri. Annesi Yeter Öztürk, 3 çocuğu ile şehid anası diye teselli ediliyor. Mezara Türk bayrağı da büyük bir edeple takılıyor. Şehid Seymen Öztürk, Hatay, Dörtyol’da şehit oluyor! O dönemin köy muhtarı Sadık Öztürk, şehidin amcası..Hatay Dörtyol’a gidiyorlar cenazeyi almaya, bir de “nasıl olmuş” diye araştırmak istiyorlar, bunlara “eğitim zayiatı” deniyor, ardından da “fazla kurcalamayın” diye uyarılarda bulunuluyor ve muhtar, daha fazla bilgi alamadan, başları yerde  eli boş dönüyor memlekete. O yukarda dedim ya sohbetteyiz diye, orada şehidi ve ailesini yakından tanıyan birisi, “o komutanlar tarafından satıldı” diyor. Anlamıyorum, bu ifadeyi açmasını istiyorum, ne demek “komutanlar tarafından satıldı” demek diyorum. Aradan yıllar geçmiş ama Askerlerin salt , “Eğitim zayiatı” diyerek geçiştirdiği bir olay, halk arasında öyle kolay kolay geçiştirilmiyor ki?
O “komutanları tarafından satıldı” diyen arkadaş, “benim duyduğum Bizim şehit, görev yaptığı yerde çavuş aynı zamanda ve orada sınır geçişlerinden rüşvet alınıyormuş bizim Seymen’de buna karşı çıkmış, uymamış bazı uyarılara ve harcanmış  anlayacağın” diyor. O günün şartlarında böylesi bir iddianın üzerine gitmek tabiî ki çok riskli bir olaydı ama bugün artık gidilebilir diye düşünüyorum. Çünkü, “Eğitim zayiatı” denilen ve göstermelik mezarına “Türk bayrağı” asılan ve halka “şehit” denilen ve askeri törenler de yapılan bu şehitlerimiz, meğer şehitlik şartlarını haiz olmuyor ve ailelerine de her hangi bir maaş da bağlanmıyor.  Yani halk nezdinde “Şehit” deniliyor, öyle de biliniyor ancak halkın “şehit ailesi” bildiği aile, kendi kaderi ile karşı karşıya bırakılıyor.
Şimdi bir anne, evladını “namus borcu” diye, vatanı için askere gönderiyor, o oğlu, “Türk Bayrağı”na sarılı tabut ile memleketine geliyor ve kimseye gösterilmeden toprağa veriliyor. O askerin annesi, Devlet’e, sapasağlam bir evlat veriyor, ardından sadece “Eğitim zayiatı” denilerek, ona oğlu, bir tabut içinde geri veriliyor. O çocuk, o genç insan, askerde, vatan görevi yaparken ne şekilde ölmüş olursa olsun, vatan görevi uğruna ölmüş olmuyor mu? Sadece Seymen Öztürk için değil tüm bu “Eğitim zayiatı” denilerek, bugüne kadar toprağa verilmiş tüm şehitlerimizin dosyalarının bugün tek tek açılıp, ele alınması ve araştırılıp, varsa o “şehit”lerin hataları, sevapları bunları en azından aileleri bilmelidir. Ha tabiî ki de o “Eğitim zayiatı” denilerek toprağa verilen  “şehit”lerimiz, yukarda sözü edildiği gibi “komutanlar tarafından satıldı”ysa, o zaman da o “satan”lardan hesap sorulması gerekmez mi? Bu ne büyük bir ithamdır öyle, halk dilinde bir şehit ardından söylenebilecek bir söz müdür o söz ama maalesef bu söylenebiliyor. Bunu söyleyenler değil, bu ifadeyi söyletenler maalesef var demek ki, var ki söyletebiliyorlar öyle değil mi? Yoksa toprağa verilmiş bir “şehit”in ardından söylenebilecek ifadeler değildir bunlar.
Biz şehit ailesidir diye gıpta ile baktığımız insanlara özenirken, o ailelerin çektiği çile ve sıkıntıları bilmiyoruz bile. “şehit” dendiğinde, bizler, “Devlet, nasılsa o şehidin şehadetini karşılamasa da en azından ailesine desteği esirgemez, ne de olsa bizim devletimizdir” diyerek, kendi vicdanlarımıza su serperken, mezarına “Türk Bayrağı” asıldığı halde, ailesine tek kuruş maaş verilmeyen, halkın “şehit” bildiği ama gerçekte “şehit” muamelesi görmeyen insanlar, gerçek de şehit mi yoksa değiller midir? Bunu halkın, şehit ailelerinin veya yakınlarının bilmesi gerekmez mi?  Askere gitmiş vatan evladı, her ne sebeple olursa olsun, vatan görevi sırasında yaşamını yitirmişse, bu şehid olmaz mı? Yazımın burasında sanıyorum meramım anlaşılır haldedir, bizim “Şehit”lik koşullarını yeniden gözden geçirip, ona göre şimdiye kadar “eğitim zayiatı” adı altında geçiştirilmeye çalışılmış tüm insanların ve yakınlarının bu anlamdaki mağduriyetlerinin giderilmesi için TBMM’deki  bu işlerden anlayan vekillerimizi sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyorum. Kalın sağlıcakla.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.