Sosyal demokrat feryadı!

 M.Kemal AYÇİÇEK - 7 Mart 2007 Çarşamba
 Seçimlerin hemen ertesinden itibaren sık sık karşılaştığım bir sıkı sosyal demokrat dostumu, şimdiler de ilk söylemlerinde hayli uzaklaşmış olarak gördüm. Her gün günlük gazeteleri takip eden ve ama öyle sahtelerinden de olmayan koyu bir Atatürkçü olan bu dostumu, 4 yıl önceki fikirlerinden tam da yüz seksen derece dönmüş olarak gördüm. Geldi bana yakınıyor, sosyal demokratlardan, ne diyeyim ki?
Ülkesini seven ve düşünen ve ama siyasi partileri bilinçli bir süzgeçten geçiren ve ona göre konuşan ama boş konuşmaktan nefret eden bu sosyal Demokrat dostum, bir kamu kurumunda farklı yerlerde görev yapıyor. Farklı er dediysem aynı kurumda ama mesela Hopa’nın Sarp kapısı’nda da, Rize’de Trabzon’da da aynı görevini yapıyor.
Cumhuriyet tarihinde ilk kez 5 yılda bir genel seçim yapılacak olmasından açılmıştı konu, aldığı gazetede Deniz Baykal’ın bir demecinden yola çıkarak söze girmişti, “ben yıllarca bunlara oy verdim, babam da dedemde bu partinin hizmetinden hiç çıkmadılar, bende aynı tavrımı yıllardır sürdürdüm ama artık yeter. Bende iktidar olmak istiyorum hem de tek başıma iktidar, onun için de mecburen bu sefer attığım oy boşa gitmesin diye daha önce tarikatçı,İslamcı, antilaik bildiğim ve öyle olduklarına inandığım Tayyip’e oy vereceğim, öyle anlaşılıyor” diyor.
Nedenini sorgulamak ve acaba bu noktaya nasıl geldiğini irdelemek adına takıldım, “ne oldu sana, sen çok değişmişsin?” dedim. Nerde doğru söyleyen bir sosyal demokrat siyasetçi varsa hepsinin tasfiye edildiğini, Deniz Baykal’ın “küçük olsun benim olsun” mantalitesinden bir türlü vazgeçemediğini, sosyal demokratların üretmesi gereken politikaları Tayyip Erdoğan’ın ele aldığını bunu da açıkçası kıskandığını ve bunun için daha fazla azap çekmemek için yapacağının altını çizdi.
Bu dostum aynı zamanda borsa ile de yakından ilgilenen ve Referans gazetesi okuyor. Gelişen dünyayı yakından izliyor, ABD’yi de Rusya’yı da, Irak’ı ve KKTC’yi, Avrupa Birliği’ni yakından izliyor bu dostum. Hatırlıyorum, 2002 seçimlerinden sonraki analizlerinde sandık görevlilerinin ihmallerinden, parti disiplinlerinden ve yaptıkları çalışmalardan söz ederken, Trabzon belediyesi Başkanlığı seçimlerini CHP’nin nasıl aldığını, o seçim stratejisinde nasılda çaba sarfettiğini ballandırarak anlatıyordu.
Çok küsmüş gönül verdiği partisine..Onu teselli etmem gerektiğini düşündüm, ettim de ama söyleyecek de pek bir şey bulamıyorduk açıkçası. Bu ülkede istikrar adına ister sağ ister sol siyaset iktidar olsun ama tek başına iktidar olsun. Önemli olan bireylerin kendi nefsi kaygılarının ülke menfaatlerinin gerisinde kalmasına katkı sunmak olmalı. Ülkenin gelişmişlik ölçüsü koalisyon iktidarlarıyla tek başına iktidarların yaşandığı dönemler dikkate alındığında en kötü tek başına iktidar döneminde bile bu ülke en güzel koalisyon yıllarından daha fazla büyümüşken ne diye biz koalisyonlara razı olacağız ki?
Ya CHP ya da alternatifi neyse o, ister DYP, İster Anavatan, ister Sosyal Demokrat  Halkçı Parti isterse İşçi Parti iktidarı olsun ama tek başına bir iktidar olsun, öyle olsun ki bu ülkenin kalkınması sekteye uğramasın. Burada a partisi veya b partisi değil her hangi bir parti ama ülkeyi kalkındıracak bir partinin tek başına iktidar olması gerekir. Seçmenlerde bu yönde kendi duygularından daha önce ülkenin menfaatlerinin daha ön planda tutulması gerekir.
Amaç ülkenin kalkınması, eğer bu ülke kalkınır ve gelişirse bu ülkenin gelişmişliği bireylere de yansır. Yoksa bu ülke borç batağında oldukça bu ülkede yaşayan insanların sıkıntıları da aynen devam eder. Onun için en kötü tek başına iktidar  bile en uyumlu ve en güzel koalisyondan da daha hayırlı ve yararlıdır. Bu ülke için tabi, ama sizin eğer ülke kaygınız yoksa, bir federasyon ya da o tarz küçük ama bizim olsun mantığına dayanan bir düşünceniz yoksa . Ben böyle düşünüyorum ama farklı düşünenlere de elbette saygım var ama olması gereken bence budur. Kalın sağlıcakla. 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.