Sürgün de Nusret abi..

 
  M.Kemal AYÇİÇEK - 27 Haziran 2007 Çarşamba
 
CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın sunduğu  “liderler zirvesi” programına kilitlenmiştim, bu hafta yine politika yazacaktım güya, öyleydi niyetim ama olmadı. Hayatta planlananlar ne yazık ki her zaman insan elinde olmuyor, olamıyor. Bir sevgili ağabeyimi kaybettiğimi öz ağabeyimin mailinden öğrendim. Nusret Özcan, kalp krizi geçirmiş ve hakkın rahmetine yürümüştü.
Gazeteci ve yazar  Nusret Özcan ağabeyimle 1976 yılında Tekirdağ’da ağabeyim sayesinde tanışmıştım. Onlar, ağabeyimin devreleriydi. Recep Tayip Erdoğan’ın İstanbul Fatih Çarşamba’daki Draman İmam Hatip Lisesi’nde ağabeylik ettiği ekiptendi. Ağabeyim gibi Devlet Parasız Yatılı öğrencileriydi ama onlar, bir ekiplerdi. On kişilik bir grup olarak Tekirdağ’a sürgün edilmişlerdi. Biraz İmam- Hatipliliğe uygun görülmeyen(!), davranışlarından  (!)(Sigara içen  ve ya kağıt (Parasına değil kağıt oynamak) oynarken yakalananlar ve disipline uymayanlar) kendince özgür takılan dönemin asisi sayılabilecek öğrencilerdendi  Nusret Özcan’da.
Orta son sınıfta bende Tekirdağ’da aynı okulda onlardan iki alt sınıfta okuyordum. Bende onların aksine paralı yatılıydım. Okullar bitiminde ben ikmale kalmıştım ve Haziran kurslarına devam etmek zorundaydım. Nusret  ağabeyler, imam-hatip lisesi’nin pansiyon disiplinine uymadıkları için birkaç arkadaş ev tutmuşlardı. Çingenelerin çoğunlukta olduğu bir mahallede ve tek katlı bir evdi. Ev dediysem iki küçük odası ve bir mutfağı vardı. Ağabeyim, beni haziran kursu boyunca on beş gün kadar Nusret Abi’ye  emanet etmişti. İkmale kaldığım derslerin kursuna katılıyordum.
Romanlar mahallesinde hele geceleri oldukça geç saatlere kadar yatılmaz, çaylar içilir, oyunlar, eğlenceler, cümbüşler gece yarılarına dek sürerdi. Bilmediğimiz ve alışık olmadığımız o kültür bize de yansımış bizde onlara, mahalleliye ayak uydurmuştuk.  Nusret abi, şairdi. Yazdığı şiirleri bana okur, nasıl olmuşluğunu tartışır,benden katkı isterdi. Ben o dönemler daha çok gurbet ve hasret şiirlerini severek dinlerdim Nusret Abiden. 
Bir gece, muhabbeti hayli uzattıydık, sonra yattık ama o kendi odasından geldi bir hışımla, duvarda havlu aradı önce, ben uyanmayayım diye ışığı yakmamıştı, arandı ama olmadı, bulamadı. Havlunun yeri değişmiş meğer, ışığı yaktığında zaten uyanıktım. Ne oldu demeden sineklere meydan okuyordu, “yaktım çıranızı” diyordu. Ben silah aradığını falan düşündüm, mahallede kavga eksik olmazdı “acaba!” mı diyerek ama yok, o gece 3 tane sivrisinekle birlikte savaşmıştık. İki tanesini öldürmüştük ama biri vardı ki, hınzır bir türlü pes etmiyordu. Onu kaçırdık elimizden, avlayamadık ama zaten sinirlerimiz gerilmişti artık yatsak bile uyuyamazdık!
Çay demledi, o dönemlerde ne Televizyon var, ne de radyomuz vardı. Çayları içtik, sabah ezanları okunmaya başlandı, börekçiler çıktı sokaklardan sesleri geliyordu. Bizde evden çıkıp, sahile doğru indik. Namık Kemal’in heykelinin altında sabah böreğini yedik, ardından da limana inip güneşin doğuşunu seyrettik. İlk defa o gün Nusret abi ile güneşin doğuşunu seyretmiştim. 
Dosdoğruydu.Haksızlıklara anında tepki koyar, hiç dayanamazdı gariplere, yüreği yufkaydı, kedilerden, köpeklerden sinekler hariç tüm canlılardan söz ederken şairaneydi. Yeşili, doğayı, insanı severdi yaradan dan ötürü. Gönlü zengin ve paylaşımcıydı. İki kuruşun hesabını yapanlardan değildi, cömertti, yedirmeye, içirmeye, ikram etmeye bayılırdı. Güzel bir çocuk abisiydi. Ağabeylerin abisi sayılabilirdi. Sonra İstanbul’da, önce milli Gazete’de reklam ilan bölümünde, sonra  Atikali’de yıllar sonra kesişti yollarımız. Yine aynı ağabeyliğini sürdürdü, yokluk yıllarıydı ama dedim ya yüreği zengindi, bitmezdi zenginliği.
Son olarak bir yıl öncesiydi, ağabeyimle birlikte gittik ziyaretine, Yenişafak’ta, ak saçlarıyla ak sakalları kavuşmuştu. Aslında  yaşı yoktu o kadar ama uzaktan görenler sekseninde var sanırdı. Oysa Nusret abi, seksen yıllık bir ömüre sığacak kadar doluydu, sabırlıydı, birikimliydi. Necip Fazıl Kısakürek’in çizgisinin örneklerindendi. Halimdi, selimdi, kısaca devrimizdeki ender ağabeylerdendi.
 Tek olumsuz yanı sigarasıydı, onu kaç kez bıraktı ama hayat hep tekrardan başlattı o’na, sıkça içerdi, çok içerdi. O sigara, o’nu da canından etti. Kalp krizi, bahanesi oldu ve 49 yaşında aramızdan göçtü. Mekanın cennet olsun Nusret abi, nur içinde yat. Kalın sağlıcakla.
(Nusret Özcan 
Nusret Özcan, 
25 Kasım 1958 tarihinde İstanbu’da, Eyüp semtende doğdu. Türk Dili ve Edebiyatı Fakültesi mezunu. 30 yıldır çeşitli basın kuruluşlarında gazeteci olarak çalıştı. İzlenim, Kayıtlar, Dergibi ve Kafdağı dergilerde edebi çalışmaları yayınlandı.
ESERLERİ
•Bizim Mahalle çocuk romanı, 
•Sokak Sesleri belge anı, 
•Leyla ve Mecnun roman, 
•Kemal Aykut'la birlikte Mustafa Kutlu Kitabı 
•Beşir Ayvazoğlu Kitabı, Nehir Yayınları 
•Kar Kelebekleri hikaye
Kuruluşundan bu yana Yeni Şafak'ta çeşitli görevlerde bulunan Nusret Özcan, 1958'de İstanbul Eyüp'te dünyaya geldi. Türk Dili ve Edebiyatı Fakültesi'ni bitirdikten sonra İzlenim, Kayıtlar, Dergibi ve Kafdağı gibi dergilerde edebi çalışmalarını yayınladı. 
Bizim Mahalle çocuk romanı, Sokak Sesleri belge anı, Leyla ve Mecnun roman, Kemal Aykut'la birlikte Mustafa Kutlu Kitabı, Beşir Ayvazoğlu Kitabı ve Kar Kelebekleri adlı kitapların yazarı olan Özcan, evli ve üç çocuk babasıydı.) http://www.dergibi.com/roportaj/nusret_ozcan1.asp
Not : Bu yazım aynı zamanda  www.kuzeyhaber.com , www.hizmetgazete.com ve Hizmet Gazetesi’nde yayınlanmaktadır.(mka)
 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.