Telefonla ''fiş''leme mi?

  M. Kemal AYÇİÇEK – 7 Temmuz 2008
 
Ergenekon Terör Örgütü iddiaları arasında “10 bin kişinin fişlendiği” de yayınlandı gazetelerde ya, o fişlemelerin nasıl yapıldığına taktım ben de. Öyle ya canlı canlı 28 şubat “post-modern darbe”yi yazı işleri Müdürlüğü yaptığım sırada  gazete de yaşamış ve o dönemden “fişlenmiş”lerden olarak  buna hakkım vardı sanırım.
 
O dönemde şimdiki kadar “dik duruş”lu veya “demokrat” veya “darbe sevmez” kalemlerin sesi çıkmazdı. O tür Gazeteciler temizlenmişti gazetelerden ve medyalararası içbirliği yapılıp, bir grubun kovduğu ya da işine son verdiği gazetecinin diğer grupta işe alınmasına da yasak konmuştu.Medya, şimdi ki kadar geniş değil adeta sınırlıydı.
 
Biz, Trabzon’a gelecek İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani’nin soyadını orjinaline bağlı kalalım anlamın da  “Rafsanjani” yani “j” ile yazdık diye, başörtülüler için “yarasa” benzetmesini yapan dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’ın Trabzon’a gelişinde “yarasa diyen Başbakan Trabzon’da” manşeti attık diye, KTÜ Tıp Fakültesi’ndeki sakallı bir asistanın güpegündüz kaçırlmasını manşet yaptık diye, yine KTÜ’de  Tıp’ta okuyan bir Filistin’li genç’in ortadan kaybolmasını  sorguladık ve fikri takip yaptık diye fişlenmiştik! Ne tacizlere ne olmadık senaryoların kurbanıydık ama bunu anlatamamıştık! Şimdi, bazı şeyler akli selim insanlar için sanırım bir şeyler ifade edebilir!
 
Bir yazı almıştık askeriyeden, güya bize “kalepark’ta çay içmek için kart” vermeleri içindi! Ve Gazete de ne kadar çalışan varsa matbaacısından dağıtıcıya dek, muhabirden reklam servisinde çalışanlara kadar herkesin anasının kızlık soyadından tutun nerde okuduklarına ilk, orta,lise, üniversite gibi 100’ü aşkın soruya cevap vermemiz isteniyordu.”biz kaleparkta çay içmeyiz” dedik ve Cevap vermediydik.
 
Şimdi nedir bu telefon “fiş”lemesi diye soracaksınız belki, “geçmişte ne oldu oldu bırak maziye bakma” da diyebilirsiniz. Bazılarınızın buna hakkı olabilir ama bu yazım alemindeyseniz, her şeyi bildiğini sananların ve hatta “birinci kaynaktan öğrendim” diyenlerin de o öğrendiklerinin kıymeti harbiyesinin olmadığını bugün yaşananlar sanırım ortaya koymaya yeter de artar bile.
 
Telefonum çaldı bir gün, cep değil normal telefonum. “Mehmetçiğe yardım” maksadıyla bir kitap yazmışlarmış, “bir tanede size gönderebilirmiyiz” dediler. Bir vakıftan aramışlardı. Ben de “biz size katkımızı yayın desteği vererek yardımcı olabiliriz, madem vakıfsınız varsa halka duyurmamızı isteyeceğiniz bir etkinliğiniz, buyurun gönderin öyle katkı verelim” dedik. “siz birlisiniz” dediler. Kapattılar telefonu..Unutmadan sorayım size de geldi mi o telefonlar, gelmediyse şanslısınız!
 
Bir süre sonra “kırmızı kaplı” ve büyükçe ebatlı bir kitap geldi komşum bir işyerine. “Atatürk ve İstiklal savaşımız” diye..Ne kadar ücret istendiğini sordum iki kitap için 800 milyon lira vermişler. Olmaz o kadar abartıyorsunuzdur dediğimde de faturasının kendilerinde olduğunu söylediler. Şimdi o “Mehmetçiğe yardım” denilen kitap acaba bu kitap mıydı acaba? Diye düşünmeden edemiyorum. Siz varın hesabını yapın artık, bu devir de böyle bir mantıkla hiç zahmet etmeden sadece telefonla bir kitap için 400 milyon para, bir hayli dikkat çekici olmuyor mu?
 
Şimdi biz varsa bir kaygımız bunu sorgulamadan salt “Mehmetçiğe yardım” dendiğinde hoppala diyip balıklama yardım(!)da bulunmadık diye fişlenmişler kervanına katılmış olmayalım? Arayan emekli bilmem neymiş, öyle söylemiş. Namusuyla emekliliğini yaşayan ve bir iş yapıp bunun bedelini alan insanları tenzih ederim ama sırf böyle bir durumda yardım mantıklarına uymadık diye bu adamların ne yapıp yapmayacağını nerden bileceğiz?
 
Şimdi bir yazı da yanlış bulduğun bir olayı sorguluyorsun diye o yazında “asker” var diye hemen seni asker karşıtı göstermeye kalkan tipler yok mu? Daha askere bir kardeşini göndermemiş, ya da evladını göndermemiş hatta çocuğu bile olmayan tipler, kalkıp bunu ileri sürerek akılları sıra “halkla asker arasını açmak” gibi saflıkla sözde ithamlarda bulunmakta beis görmüyorlar. Siz kim, askeri ağızlara almak kim? Bizim örf ve ananelerimiz de asker ocağı aynı zaman da “peygamber ocağıdır” ya sizce nedir?
 
Türkiye, AB ile müzakerelere başladıktan sonra gerçekten demokrasi özlemi içinde olanlar buna sevindiler. Demokrasi ve insan haklarından yana olmayan tutucu, gerici, yobaz ve bağnaz ne kadar tip varsa bu sürecin karşısına dikildi. Neden? Medeni olmak aynı zaman da hazmetmeyi de, uzlaşmayı da, kardeş olmayı da birlikte olunabilmeyi de dürüst olmayı da gerektirir. sömürü zihniyetine karşı çıkmayı,  “hep bana, rab bana” deme yerine “hem sana hem bana” demeyi de gerektirir. Kısaca “insan” olmanın gereğidir. 
 
Bu Ergenekon Terör Örgütü ile ilgili veya AK Parti’nin kapatılmasıyla ilgili olaylar sizde kaygı yaratmasın. Bunlar, yarı demokratik ülkenin gerçek demokrasiye geçiş sürecinde yaşanması gereken doğal olaylardır. Hukukun üstünlüğü ve halkın bilinç düzeyinin yükselmesiyle bu ülke de aşılamayacak hiçbir sorun kalmaz. İnanın bana fazla heyecana kapılmadan gayet soğukkanlı bir şekilde izleyin tüm gelişmeleri ve germeyin kendinizi, çünkü siz bu ülkeye lazımsınız. Kalın sağlıcakla.
 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.