Terim'in aleyhinde yaz baskısı

 M. Kemal AYÇİÇEK – 22 Haziran 2008 
Gündem Türkiye’nin EURO 2008 Avrupa Kupası’ndaki inanılmaz başarısı ya, mecbur aşırı baskı altında kalarak “spor”la ilgili olmadığım halde, daha fazla dayanamayıp, ya da o baskılara “yazdım işte” diyebilmek için ben de duygularımı dile getireyim.
Baskıyı yapanlar, genelde tanıdıklarım. “yaz şu Terim’in aleyhinde, bak bakalım nasıl okunuyorsun. Ne tebrik mailleri alıyorsun. Nedir, bu terim sevdası. Şenol Güneş’in eline su dökemez” vs.
Düşündüm önce, “gerçekten de terim için böyle yazılmalı mı? Neden bunların bu baskısı? Kimi Trabzon’dan kimi İstanbul’dan kimi Almanya’dan ama hepsinin ortak kanaatlerinin “Terim aleyhinde yaz” diyor olmalarına taktım. Bir şey var ama ne?
“bizdenlik” arıyorlar meğer, Fatih Terim’in birkaç basın toplantısını can kulağıyla dinledikten sonra bizimkilerin neden gıcık kaptıklarını anladım. Fatih Altaylı’da yazdı ya, Fatih Terim’in “burnu havalarda” imiş. Öyle gösteriyor, adamın yapısı, mizacı, kişilik öyle gelişmiş, ama gerçekten öyle mi? Fatih Terim istese değişebilir mi? Yani topluma şirin gözükebilecek, jest ve mimiklere sahip olabilir mi, bu tevazuu ile aşılabilir mi?
Sanmıyorum. Kişilik yapısının kolay kolay değişmesi zor ama neden illa da biz sevelim diye adamın yapısının bize sempatik gelmesi için onun değişmesini isteyelim ki? Buna bizim hakkımız var mı? Hem, o değişeceğine biz farklı bakabilmeyi öğrensek daha kolay ve kestirmeden sorunu kendimiz de çözmüş olamayız mı? Bence bakış açımızı bizim değiştirmemiz gerekir. Fatih Terim’in, kaş, göz, dudak bükme veya kafasını bir tuhaf sallayıp, meydan okur halini kendimiz için değil ama rakiplerimiz açısından düşünürsek doğru olmaz mı?
Adam zaten bize “kızım sana diyorum” ama asıl hedefinde “gelinim sen anla”yı oyunuyor. Ama biz, her mimik ve jesti “bize yaptı” diye algılıyoruz ve sinir oluyoruz tabi. Hele bizim bölgemiz insanı, sevmez öyle mimik hareketleri pek ondan da tanıdık tanımadık kim varsa Fatih Terim’e sadece o mimiklerinden ve kaprisli duruşu ve tavrından cephe alıyoruz. Bu doğru olan bakış değil tabi, çok sığ düşünen bizleriz oysa. Dünya, gıpta ederken bizim kendi insanımıza mutlaka bir “kulp” bulma hastalığımız, en yakınlarımız ve hatta en samimi arkadaşlarımız için de söz konusu değil mi? Oysa hep insanız değil mi? İyimiz de bizim iyimiz, kötümüzde bizim kötümüz ama biz hepimiz iz işte! İstesek de istemesek de, sevsek de sevmesek de biz, birbirim iziz işte öyle değil mi?
Oysa O Fatih Terim ile Milli Takımımız gerçekten de “mucizeler ülkesi” gibi anılmamıza sebep olacak bir tarzda EURO 2008 Avrupa Kupası’nda başarıyla tarihimizde ilk kez yarı finale geldik belki de final oynayacağız. Şimdi bana yapılan “yaz baskıları”na sanırım bu yazımla cevap vermiş oldum. Bu vesile ile Milli Takımımızı başta fatih Terim olmak üzere tebrik ediyorum. Ülkemize gerçekten de ihtiyacımız olan büyük moral kazandırdıkları için, ayrıca yarı finalde de başarılar diliyorum.
Taksicinin dersi
Karadeniz gelişiyor artık.
Trabzon’da yeni açılan alış veriş merkezi Trabzon Form’a gitmek için bir taksiye binen bayanlar, fatura isterler. Ama ardından da “douglas”ı yazabilirmisin” diye sorarlar ve kodlayarak söylemeye çalışırlar. Taksici de onlara , “michael douglas” gibiyse yazarım diyince, bayanlar hem güler ve hem de özür dilerler. Taksici, “kodladı, kızdım ona ama tabi belli etmedim. Bizi de cahil cühela sandılar galiba, biz kültürsüz oluyoruz onlara göre demek ki. Hiç duymadığım mağazalar markalar var ya orda, abuk sapuk markalar yani” diyerek gülüyor..
Öyle ya dışardan gelmişlerin bizde “hava” atması alışılmış bir gerçeğimiz. Trabzon, Dünya’dan değil sanki ve Trabzon’a dışardan gelenler hep “dünyalı”lar oluyor maalesef. Bu öteden beri hep böyledir. Gümüşhane’den Trabzon’a gelen de bazen bizimki gibi anlar olayı ama olay aslında tamda sanıldığı gibi değildir. Belki de yardımcı olmak adına yapılmış bir hareketi bizler zaman zaman abartabiliriz.
Toplum bir değişim sürecinde, tüm bu değişim sürecini yakından izleyenler ve izlemekte zorlananlar arasındaki iletişim farkıdır oysa eksiğimiz ama zamanla bunu da tamamlarız. Trabzon’a yeni gelen firmalar, markalar, zamanla burada da tanınsa ve bilinse bizim köylerimizden gelecek olan insanlarımızın bu markaları anlayabilmesi de zaman alacaktır.
Yoksa giyim elbette giyimdir ama ya markaların giyilmesi. Kim ne giyerse “ne demek ister”in anlaşılması için zamana ihtiyacımız var. Aynı şey, parfümler için de geçerli tabiî ki de. Gelişmiş dünya da giysiler bile artık tıpkı yemek kültüründe olduğu gibi günün belli saatlerinde değişebiliyor. Aynı gün, nasıl 3 öğün yemek yiyorsak giysiler için de bu “öğün” olayı gelişmiş toplumlarda var.
Ama bizim öyle “öğün”lük giysi veya parfüme gereksinimimiz olmasa da buna ihtiyacı olanların da bu toplumda var olduklarını bilmemiz gerekir ve zaten o tarz mağazalar da herkes için değil, o özellikleri takip edenler için açılıyor. İlada bilmediğiniz bir markayı giymeye kendinizi zorlamanıza gerek yok. En iyisi, en rahat ettiğiniz giyim tarzıdır, bundan emin olun. Kalın sağlıcakla.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.