Uçak neden düştü?

  
 M.Kemal AYÇİÇEK- 3 Aralık 2007 Pazartesi
Şu İsparta’da düşen uçak kazasını konuşurken, yengem “canavar bunlar” dedi. “canavar”ı , Uçaklardaki anonslara rağmen cep telefonlarını açık bırakanlar için kullandı. O tartışılıyor ya, birkaç kez ben de tanık oldum. 
İnsanlar, neden uyarıları dikkate almaz  ya da aksini yaparlar. Şimdi bu İstanbul – İsparta seferini yaparken 30 kasım 2007 tarihinde Keçiborlu yakınlarındaki türbe tepeye çarparak düşen uçak, personelle birlikte 57 kişinin yaşamını yitirmesine sebep oldu.
Ülkemizde böylesine büyük acılar zaman zaman yaşanıyor ve insan çaresizce sadece yas tutabiliyor ve ardından hemen bu tarz kazaları unutup, kazalara sebep olabilecek davranışları sergilemekte bir beis görmüyor. Ceset torbalarından çalan cep telefonlarının duyulduğu ifade edildi. Bunlar, ciddi iddialar. Elbette araştırılıyor ama cep telefonunu açık bırakan her kimse o da ölenler arasında zaten. Bir ceza ise bedeli zaten canıyla ödemiş oldu ama bu sonuç böyle mi olmalıydı.
Cep telefonu uçak düşürür mü düşürmez mi? gibi sorgular, hep yapılır. Ama uçak düşmese bile uçağın yön cihazlarını etkilediği bir gerçek. Elektronik bir cihazın, yine bir başka elektronik beyinle duyarsızlığı düşünülemez!
Aynı uçaklardan birinde yaşananlar Sabah gazetesi’nde nasıl yer almıştı;
“Cep telefonu frekansının uçak düşüreceğine dair kesin bir bulgu yok, ancak yön bulma ve haberleşme sistemlerini olumsuz etkiliyor”
Pilot, anons yapıyor!
“…   Air'in önceki gün İstanbul- Bodrum seferini yapan uçağındaki yolculardan birinin açık unuttuğu cep telefonu paniğe neden oldu. Bodrum'a gitmek için önceki gün saat 16. 45'te Atatürk Havalimanı'ndan havalanan yolcu uçağı yükselmeye başladı. Bu sırada uçağın pilotu telsizle yaptığı konuşmada oluşan parazitlenme nedeniyle kabin içinde bir yolcunun cep telefonunu açık unutmuş olabileceğini düşünerek hostesleri bu konuda uyardı. Bu sırada da yolculardan birinin cep telefonu çalmaya başladı. Kabin ekiplerinin açık olan cep telefonlarının kapatılması uyarısına rağmen telefonun tekrar çalması üzerine uçağın pilotu "Hepimizi öldüreceksiniz. Uçuşun en kritik zamanındayız. Lütfen hemen cep telefonunuzu kapatınız, uyarılarımızı neden ciddiye almıyorsunuz'' diye anons yaptı. 
KİMSE ŞİKÂYETÇİ OLMADI 
Anonsun ardından uçaktaki iki yolcu, telefonu çalan kişinin telefonunu elinden aldı. Cep telefonunun sahibiyle iki yolcu arasında kısa bir tartışma yaşandı. İki yolcu, aldıkları telefonun bataryasını çıkardıktan sonra sahibine geri verdi. Uçak 17.45'te Bodrum'a inerken uçuş ekibi ya da yolcuların olayla ilgili şikâyetçi olmaması üzerine rapor düzenlenmediği öğrenildi.”
Uçak, olması gereken yerde değil, havaalanına 12 kilometre uzaktaki Keçiborlu yakınlarındaki Türbetepe’ye çarpıyor. İşin uzmanları, kuleyle yapılan görüşmelerden sonra uçağın normal iniş koridorunda olmadığını dillendiriyor. O zaman, Sabah haberinde yer alan
Cep telefonlarının yön bulma ve haberleşme sistemini etkilediği düşünülemez mi? Şimdi uçakta veya otobüslerde veya metro da tramvayda açılmaması istenen cep telefonunu ısrarla açık bulunduran ve hatta kendisini “ayrıcalıklı” kılma pahasına gizliden gizliye görüşmede yapanlar, gerçekte “canavar” değiller mi?
Fizikçi deyip geçmemek lazım.
Düşen uçakta 6 bilim adamından birinin Öğretim Görevlisi  Engin Abat’ın  öldüğü gün, yani uçağın düştüğü gün internette bir blog’una rastladım.
“Gözlemevi”  başlığındaki sayfasında Engin Abat, 
“Yazmak gerek! Yaşam karşısında kendimi bir "gözlemevi" gibi hissediyorum. Çok büyük bir veri akışı var duyu organlarımdan ve beynimden geçen. Bütün bunları kalıcı hale getirmek istedim hep. Bununla birlikte bilginin evrensel olması gerektiğine inanıyorum. Paylaşılmayan bilginin bence bir anlamı yok. Bu yüzden buraya bir şeyler yazmak için zaman ayırmaya çalışacağım. Yazmak iletişim kurmak demek. Önce kendimle sonra okuyanlarla... Yazmak gerek!” yazıyor. 
Ardın da “lafügüzaf” diyerek, günceler tutuyor kendince..13 Mayıs 2007 ‘deki günlükte de,
“İki gündür kendimi ne kadar yalnız hissediyorum anlatmak çok güç. Neden, etrafımda yalnızlığımı paylaşacak insanlar olmamasından değil, benim yalnızlığımı paylaşacak insana ulaşamamamdan kaynaklanıyor.
Yaşlanmışım diyorum ya hep. Doğru aslında. Doğruluğunu şuradan anlıyorum. Eskiden olsa, arar ağzına sıçardım beni yalnız bıraktığına inandığım insanın. Oysa şimdi, önceliklerin nasıl değişmesi gerektiği ile ilgili konferans bile verebilirim.
Şimdi bunları yazmam da kızgınlığımdan kaynaklanmıyor aslında. Hatta sitem bile değil. Çünkü anlıyorum...
Ben sadece yalnızlığımı yazarak paylaşmak istedim o kadar. Lafı fazla uzatmaya gerek yok.”
Blog’dan yine, bir mail hesabı için bakın neler yazmış Engin Abat,
“Uzun zamandır beni rahatsız eden bir olay vardı. enginabat et gmail nokta com adresine sahip değildim :P Benim adresimde adım ve soyadım bir nokta ile ayrılıyordu: engin.abat şeklinde. Bunun insanı rahatsız etmesi için takıntılı olmak gerekir evet ama takıntılı olmadığımı iddia etmiyorum zaten. 3 önemli e-posta servisinin (Hotmail, Yahoo, Gmail) enginabat kullanıcı adları bana ait diyebileme takıntısı.
O zamanlar 4 Seas konferansı nedeniyle birlikte olduğum CERN'deki hocaların e-posta adreslerinin ad.soyad şeklinde olmasından etkilenerek ben de adresimi bu şekilde almıştım. Sonra pişman olup noktasız olanı da almak istedim ama bu adın başka bir kullanıcıya ait olduğu uyarısını aldım. İçimden "Tüh" dedim, "şu ülkede hatta dünyada kaç tane Engin Abat'ız ki zaten. Bir tanesi benden önce davranmış." Yıllarım hep buna üzülmekle geçti.
Geçenlerde bu yine kafama takıldı ve uğraşırken sürpriz bir durumla karşılaştım. Meğer yıllarca boşuna üzülmüşüm. O adres de zaten benimmiş :) Olay şu: Gmailden kullanıcı adlarındaki noktaları algılamıyor. Yani, ister enginabat et gmail'e gönderin ister e.n.g.i.n.a.b.a.t et gmail'e farketmiyor. Süper değil mi?
Eh artık gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Dünya çapında üç önemli e-posta servisinin enginabat kullanıcı adları bana ait.” 
Bu yazıları yazan Abat, şimdi yaşamıyor .Allah rahmet etsin. Engin Abat’ın blog’una ulaşmak için, http://enginabat.blogspot.com/2006_11_01_archive.html adresini kullanabilirsiniz.
Fizikçiler, aslında biz normal insanlardan daha farklı hesaplar güdebiliyor. Yani evet onlarda insan ama bizden farklılar yani.
Yanımda bir fizik öğrencisiyle Rize’ye giderken yolda  bir kasise düştük ve sağ arka jant kapağını kaybettik. İndim baktım çevreme yoktu. Erhan’dı arkadaşımın adı, “dur abi bir fizik kuralına göre düşüneyim” dedi.
Sonra  “abi” dedi, “önümüzde yolun sol kenarında olması lazım. 50 metre kadar” bana mantıksız geldi, koştum yine de o’na değer vermek adına tabi, bulacağımdan değildi ama gerçekten dediği yerde buldum kapağı. Hayret ettim. Normal mantığa ters gelen bir olay ama fizik kuralına göre doğruydu. Onun için Fizikçiler, biz normal insanlardan daha farklı diyebiliyorum. Kalın sağlıcakla.
Not : Bu yazım aynı zamanda  www.kuzeyhaber.com ,  Hizmet Gazetesi’nde yayınlanmaktadır.(mka)

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.