Vatandaşa saygılı olunsun

 
M. Kemal AYÇİÇEK – 29 Eylül 2008 
 
Bir yığın sıkıntısı var vatandaşın, adeta burnundan soluyor ama Devlet’te hizmet görenlerde vatandaşa bir hizmet veriyor bir hizmet veriyor ki, ne mesai saati ne hafta tatili ne de verilen hizmetin vatandaşa doğrudan hiçbir katkısı olmaksızın, aksine akla başkaca şeyleri getiren bir hizmet anlayışı..
 
Ne mi anlatmak istiyorum, öyle ya geveleyip duruyorum ya vardır bir anlatmak istediğim. Ha ucu bana dokunduğundan değil, ben alışığım zaten ama ya vatandaş? Yani sıradan, alışık olmayan vatandaş ne yapsın? Dedim ki yanımda bugün, İçişleri Bakanımız olsaydı, şöyle sıradan bir insan gibi ve benim bugün tanık olduklarıma onu da tanık yapsaydım ne güzel olurdu. Pazar ya, arabayla yaylalara çıkma hevesim vardı evden çıkarken. Yola koyuldum ve petrol ofisi önünde trafik polislerince ikaz edilip kenara çekildim. 
 
Radara girmişimdir ve ceza kesilecektir. Ama benden önce 3 kişi var. Biri yaşlı şivesini sevdiğim iyi bir Rizeli , yanında iki genç var. Biri öğretmenmiş ve diğerini de polislik sınavına mı neye götürmüş garip, Rizeli. Ama radar bu affeder mi? Neyse benden önceki ilk sürücünün evrakları sorgulandı, o 110 kilometre hızla radara yakalanmış, benden bir önceki Rizeli de 103 kilometre hızla. 125 yeni Türk lirası ceza kesildi onlara. İkisi de eğer 15 gün içinde cezalarını öderlerse 85 ytl ceza ödeyeceklermiş. 
 
Benden bir önceki Rizeli vatandaş, polislere “bakın benim bir yakınımda polistir filan yerde, hem zaten bak bu delikanlıyı da polis sınavına götürmüştüm. Yok mu bunun bir uyur tarafı” diye söyleniyor ama aracında koltuktaki polis hiç oralıklı olmuyor. Ben önce geldiği halde o Rizelinin evrakları yerine benim evraklara işlem yapılmaya geçilince ben devreye girdim ve “bu arkadaş benden önce gelmişti, siz onun işini halledin” dedikten sonra Rizelinin işini gördüler. Sıra bana geldi ben hız sınırını zorlamışım. En üst seviyeden cezamı kestiler. Ceza kesen polis Özgür Tekin’e  “bu yolda bir uyarı levhası var mıydı da biz mi görmedik” dedim.
“evet haklısınız levha yok” dedi.ardından da  “koymamışlar, ama ehliyeti olan vatandaşın zaten hız sınırlarını bilmesi gerekir diye düşünülüyor olabilir ” diye de ekledi.
 
Devlet, eksiklerini tamamlasın ki vatandaş da uyumlu olsun
 
Şimdi siz karayollarına levha koymayacaksınız, yollarınızı Avrupa standartlarına uygun yapmayacaksınız ve yoldan gelip geçen vatandaşı “hop, sen hızlıydın, sen az hızlıydın, sen çok hızlıydın canım” diyerek yolacaksın. Tabi ki “yolma” kelimesi biraz abes kaçıyor ama bunun başka anlamı var mı? Nedir yani, bu trafik cezalarındaki hız durumuna göre ceza kesimi? O hangi şartlar da uygulanacaktı? Biz yollar tek şeritken de aynı yolu kullandık, şehir geçişi değil ve hız sınırı 90 kilometre? Ne alaka? Bu yolların tek şeritliliği ile çift şeritliliğinin bir anlamı yok mudur?Ya da bölünmüş yol veya duble yolun ne anlamı vardır? Bunlar elbette ceza kesen memurların işi değildir ama o cezayı kestirmeye yetkili Devlet, önce kendi üzerine düşeni yapsın ki vatandaş ta “yolunuyorum” demesin.
 
Rizeli vatandaş, telsizi dinlerken o sırada konuşuyordu ve telsizden söyleneni duymadı işlem yapan memur, aynı plakayı tekrar sorgulatırken Rizeli la havle çekip, “yoktur benim ceza puanım” diye mırıldanıyor, telsizden de “ceza puanı yok” deyince de “yav bana da inanmıyor, ben hayatımda ceza yemiş adam değilim” diye kendini teselli ediyor. Yanındaki öğretmen genç, memura “durun ona değil benim ehliyete cezayı yazın” diyerek ehliyetini memura uzattı ama sorgudaki ehliyet o olmadığı için memurda bir şey yapamadı.
 
Ama sadece bir yerde değil ben ömrümde böyle bir denetim görmedim. Son bir haftadır her tarafta polis otoları kavşaklarda, yollarda ve her yerde. Bu mobesa sistemine geçildi diye midir, yoksa başkaca bir amaç mı vardır. O ilk gece radarları çıktığı zaman Osmancık’ta  girmiştim gece radarına ve yine cezamı kestirmiştim ama orada görevli memur, ceza kestiği sürücülere şunu söylüyordu;
 
“Bakanlıktan emir gelmiş, bu gece Osmancık’tan tam 250 milyon bekliyorlar. yani bizim ekipten, açık varmış”!
 
Tabi o zamanın parası, büyük rakamdı. Demek ki bazı açıkların kapatılması için talimatla hareket edilebiliyordu o zaman acaba bugün de  öylesine bir uygulama veya talimat mı vardır? Bu ülkede trafik polisi yakını olmayan yoktur sanırım ve trafik polislerinin de vatandaş nezdinde ki intibaları pek de olumlu değildir ne yazık ki. Zaten bu yeni sisteme de mevcut trafik polisleri alışmış da değiller. Eski sistem olsaydı keşke diyenler çoğunlukta. Nedir o eski sitem yeni sistem bu vatandaşı da o kadar ilgilendirmez tabi.
 
Şimdi, içişleri bakanı sayın Beşir Atalay, sivil bir vatandaş olsaydı da yanımda otursaydı diye düşünüyorum dedim ya, keşke olsaydı gerçekten. Torpil yapılsın felan anlamında algılamayın sakın sadece gözlemlesin, bakan olduğunu gizlerdik, hani sivil bir elbiseyle dedik zaten. Bu gözlemlerinde benim 200 kilometrelik yolculuğumdaki, kendi alanına yönelik hizmetlerdeki canhıraşlığın yanında bir de karayollarındaki trafik levha ve uyarılarının yerli yerince var olup olmadığına da tanıklık etsin isterdim.
 
 Biz istediğimiz kadar yazalım ama onların kendi gözlemlerinden daha sağlıklı olabilecek etkide bir yazının yazılması mümkün değil. Bana “tabi, sen ceza yiyince aklın başına geldi de yazdın, belki hani bakan yanında olsaydı ceza yemezdin gibi düşünüyorsun” denebilir, alakası yok. Ben iki tane biraya ehliyetimi vermişim, hiç gıkımı da çıkarmamışım. Yani öyle iki üç kuruşa veya çalıştığım bir kurumun adını vererek, yaptığım işin bilmem neyini söyleyerek kendi yararımı gözetecek tiplerden değilim. Öyle tiplerden olsaydım ben kendim olamazdım. O işi iyi yapan meziyet sahibi tipler ülkesidir burası onu da bilenlerdenim. 
 
Vatandaşa saygılı olunsun derken kastettiğim karayollarının trafik kurallarının gereği eksik levha ve uyarılarını sorumluluğundaki karayoluna koymasıdır. Trafik polisinin vatandaşa “tuzak” diye tabir edilen her ortamı kullanmamasıdır. Yoksa vatandaş, hatalı olduğunda bedelini Devlete ödemekten kaçınmaz ama hizmetlerde saygıyı görmüyor olması vatandaşı üzer. Ben Rizeli vatandaş derken, o vatandaşın samimi duygularının zedelendiğini gözlerinde gördüğümden ona değindim. Belli ki, hayır olsun diye çocukları sınava getirmiş, bir insanlık yapmış ama canı yanmış, feveranına tanık oldum, ona üzüldüm. Kalın sağlıcakla.
 
 
Not: Bu yazım aynı zamanda www.karadenizolay.com ve  www.kuzeyhaber.com  da yayınlanmaktadır.
 
 
 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.