17 Ağustos 2017 Perşembe

Bayburt Dedekorkut festivali

En önemli etkinlik Belediyesinin öncülüğünde Bayburt Uluslar arası Dede Korkut Kültür ve Sanat Şenlikleridir . Her yıl Temmuz ayının ikinci haftası yapılan Dedekorkut Kültür ve sanat Festivali, bir çok sanatçinin katılımıyla da bir nevi Bayburtluların ve bölge halkının buluştuğu bir büyük şölendir.

21 Temmuz 2008 Pazartesi 18:35
Bu haber 11049 kez okundu
Bayburt Dedekorkut festivali
 BAYBURT Turizm ve Kültür festivali
 

Bayburt, Karadeniz bölgesi illerimizden biridir ancak iklim ve coğrafi konumu şartları gereği pek de Karadeniz’de olduğu gibi yayla şenlikleri geleneği sınırlıdır .

  

Yerel Etkinlikler 

 
ŞENLİKLER, FESTİVALLER, KURTULUŞ GÜNLERİ
 
Bayburt'un Düşman İşgalinden Kurtuluşu 21 Şubat 
Şifali Yayınlar Kırkpınar Köyü 5 Mayıs-1 Haziran 
Dede Korkut Kültür ve Sanat Şöleni Temmuz'un 3. Haftası 
Hacıoğlu Köyü Şenlikleri Temmuz'un 2. Haftası 
Kırklar Şenliği (Kitre Köyü) Temmuz'un 2. Haftası 
 


 

En önemli etkinlik Belediye’nin öncülüğünde  Bayburt Uluslar arası Dede Korkut Kültür ve Sanat Şenlikleridir . Her yıl Temmuz ayının ikinci haftası yapılan Dedekorkut  Kültür ve sanat Festivali, bir çok sanatçinin katılımıyla da bir nevi Bayburtluların  ve bölge halkının buluştuğu bir büyük şölendir.
 

Sultan Murat Yaylası aslında Bayburt iline bağlı olmasına karşın, yapılan şehitleri anma günü daha çok yaylanın kullanımını elinde bulunduran OF, Çaykara ve Dernekpazarı yörelerinden katılan vatandaşlarca sahiplenilir.

 

Mayıs ayının 19’unda başlayıp Haziran’ın ilk haftasına kadar Bayburt’un Kırkpınar köyünde pınarlarda ıslatılarak ağrılı hastalara iyi geldiği ifade edilen yılanlı tedavi de son yıllarda Bayburt’un bir şenliğine dönüştüyor.
Bayburt 
 M.Ö.3000 yıllarına kadar uzanan bir yerleşim merkezidir. Tarihte daima mücadele edilen topraklar üzerinde bulunması nedeniyle her dönemde askeri ve kültürel açıdan önemli bir merkez olma özelliğini korumuştur. Bayburt'un Tarihi ipek yolu üzerinde yer alması Trabzon-Tebriz arasında seyahat edenlerin özellikle Venedik ve Ceneviz kervanlarının emniyetli konaklama ihtiyaçlarına cevap vermiş ve birçok banlı ve doğulu seyyahın uğrak yeri olmasını sağlamıştır. Bu seyyahlardan Xenophon, Marco Polo, W.Hof Meister, İbni BaUıta ve Evliya Çelebi; gezi notlarında Bayburt'tan bahsetmişler, kentin o günkü durumunu ve geçirdiği talihsizlikleri günümüze kadar ulaşmamışlardır. İlk çağlardan bu yana Bayburt ve çevresi mimari alanda pek çok etkinliklere sahne olmuş. Başta kale olmak üzere, camiiler, medreseler, hamamlar, bedestenler, hanlar, türbeler ve köprüler inşa edilerek halkın hizmetine sunulmuştur. Ancak bu eserlerin bir çoğu ilin geçirdiği istila ve tahribatlar sonucu günümüze kadar ulaşmamışlardır.

 

Tarihi ve kültürel eserleri yanında ilimiz; yayla, kış sporları, rafting ve diğer turizm aktiviteleri açısından ideal özellikler arz etmektedir. Şöyle ki; ülkemizde turizm açısından yeni alternatif bölge olarak görülen Karadeniz Bölgesinin, iç kesimlerinde yer alan İlimiz kıyı şeridinin bunaltıcı sıcak yaz aylarında tertemiz doğal çevresi, renk renk çiçeklerin açtığı, billur gibi suların aktığı yaylaları ile, planlama çalışmaları bitirilip yatırımların başlatıldığı Kop Dağı Kayak ve Kış Sporları Merkezi, doğal kayak pistleri ve geçici olarak kurulan baby liftlerle birer cazibe merkezi olma özelliklerini taşımaktadırlar.
 

Dünyanın Rafting ve kano sporları açısından sayılı merkezlerden biri olan Çoruh Nehri de, İlimize ayrı bir renk katmaktadır. Bayburt'un mahalli el sanatlarından olan İhram, Kilim ile bunlardan yapılan çeşitli turistik eşyalar ilimiz açısından ayrı bir değer taşımaktadır. İlde yıllardan beri yürütülen ata yadigarı "Cirit" oyunlarımız, Manda ve Boğa güreşleri ile zengin Folklorik değerlerimizden halk oyunlarımız birer ilgi odağıdır. İlki 1995 yılında başlatılan ve her yıl Temmuz ayının üçüncü haftasında düzenlenen "Bayburt Dede Korkut Kültür-Sanat Şöleni" turizm açısından ilimize büyük bir canlılık getirmekte ve kültürel ilişkilerin güçlenmesine vesile olmaktadır.

 

Yeni illerimizden biri olan Bayburt Karadeniz bölgesini Doğu Anadolu 'ya bağlayan transit yol üzerinde bulunması nedeniyle dün olduğu gibi bu günde önemini devam ettirmekte olup, yakın bir gelecekte Türk Turizmi içersinde hakkı olan gerçek yerini alacaktır

 BAYBURT TARİHİ

 Mevcut kaynaklara göre Bayburt Şehrinin tarihi M.Ö. 3000’ li yıllara kadar uzanmaktadır. 

 Şehir Azziler tarafından kurulmuştur. Bayburt M.Ö. 770-665 yılları arasında Kimmer ve İskitlerin akınlarına uğramıştır. Daha sonra bölgeye Haldiler hakim olmuştur. Kısa bir süre Med’lerin eline geçen bölge daha sonra Pers hakimiyetine girmiştir.

  Xenophan, Anabasis adlı eserinde Bayburt’tan büyük, kalabalık ve zengin bir şehir olarak bahsetmektedir. O zamanki adı Gymnias olan Bayburt bir İskit şehridir. İskitler bizim saka olarak tanımladığımız Türklerdir. Bayburt yaklaşık olarak 5000 yıllık bir Türk şehridir.

 M.Ö.2 Y.Y. dan itibaren Pontus krallığına bağlı olan Bayburt M.Ö. 40’lı yıllarda Roma hakimiyetine girmiştir. Urartular tarafından yapılan Bayburt Kalesi Roma İmparatoru Justinianus döneminde onarım görmüştür. M.S. 705 yılında Emevilerin eline geçen Bayburt 715 yılında Bizanslılar tarafından geri alınmıştır. 850 yılından sonra Türklerle Bizanslılar arasında sürekli savaşlara sahne olan Bayburt, artık Müslüman Türklerin yerleşmeye başladıkları bir yer olmuştur.1048 yılına gelindiğinde bölge artık yoğun Türk nüfusuyla meskundur. 1054 yılında Bayburt Selçuklular tarafından fethedilmiştir. 1081 yılında Bayburt Selçuklu Devletine bağlı olan Saltuk oğullarının ve ardından Mengücek oğullarının egemenliğine girmiştir. Daha sonra Danişmentlilerin , ondan sonra da Bizanslıların eline geçen Bayburt’u Trabzon Valisi Teodor Gabras geri alarak kendi egemenliğini ilan etmiştir. Bayburt Moğol istilasıyla büyük bir yıkıma uğramıştır. 60.000 kadar Türkmen kitlesinin yerleştiği Bayburt Bölgesinden , 1000 kadar Türkmen bölgeye zarar veriyor gerekçesiyle Denizli taraflarına gönderilmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı Süleyman Şah’ ın kardeşi Mugusiddin Tuğrul Şah 1200 – 1230 yılları arasında Bayburt kalesini yeniden yaptırırcasına tahkim ettirmiştir.

 Bayburt Kalesine Çin-ü Maçün kalesi de denilmektedir. Bunun sebebi kalenin Batı ve Güney dış yüzeylerinde tezyinat olarak mor firüze çinilerin kullanılmış olmasıdır. 

 Bayburt 14. Y.Y. da Akkoyunlu Devletinin kuruluş ve tarih sahnesine çıkış yeri olmuştur. Akkoyunlu İdaresi 17 Ekim 1514’ te Yavuz Sultan Selim’ in veziri Bıyıklı Mehmet paşa’nın Bayburt’ un fethiyle görevlendirilmesine ve fethin gerçekleşmesine kadar sürmüştür. Fetihten sonra Osmanlılarca Sancak Merkezi yapılmış Erzurum, Tekman ve İspir Bayburt’a bağlanmıştır.Bayburt’ ziyaret eden Evliya Çelebi Fatih’in 3000 Tireliyi Bayburt’ta iskana mecbur ettiğini yazmaktadır.

 1828 yılında Ruslarca işgal edilen Bayburt Serasker Osman Paşanın topladığı kuvvetlerle Rusları Aydıntepe’ de büyük bir bozguna uğratmıştır. Ancak daha sonra takviye kuvvetlerle geri dönen Ruslar , Serasker Osman Paşayı Kelkite kadar geri çekilmek zorunda bırakmışlardır. Ruslar Aydıntepe’ de yenilmenin etkisiyle Bayburt’u yakıp yıkmışlardır. Fransız gezgin Texie Rusların bu tahribatını anlatmaktadır. Bu işgalin acısı Bayburt’lu Zihni’ nin ünlü koşmasında dile getirilmektedir.
Vardım ki yurdumdan ayağ göçürmüş,

 

Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı,

 

Camlar sikeşt olmuş, meyler dökülmüş,

 

Sakiler meclisten çekmiş ayağı.

 

  Rus işgali Ekim 1829 yılına kadar devam etmiştir. Kale içindeki mahalle bir daha onarılamayacak ve içinde yaşanamayacak şekilde tahrip edilmiştir. 1. dünya savaşında Rus kuvvetleri 2 Mart 1916 tarihinde Kop’ a varmışlar, burada Türk Askeri ve Bayburt halkı büyük bir direnme göstermiş ve bu savunma tarihe “2.Plevne Savunması” olarak geçmiştir.

  16 Temmuz 1916 da Bayburt’a giren Rus Kuvvetleri ve onların işbirlikçisi Ermeniler halka pek çok zulüm yapmışlardır. Ermeniler 1918 yılının Şubat ayında yüzlerce Bayburtluyu Taş mağazalara doldurmuşlar ve diri , diri yakmışlardır. Bayburt bu işgalden 21 Şubat 1918 tarihinde kurtulmuştur. Bu işgal esnasında muhacir olarak Anadolu’nun iç kesimlerine giden Bayburtlular kurtuluşla birlikte yurtlarına geri dönmüşlerdir.

 Çorumdan dönenler Çorumda gördükleri Saat Kulesinin bir örneğini de Bayburt’ta yaparak Türkiye Cumhuriyetinin 1. kuruluş yıl dönümü olan 29 Ekim 1924 yılında hizmete sokmuşlardır. 1927’ ye kadar Erzurum’ a bağlı olan Bayburt bu tarihte Gümüşhane’ye bağlandı. 21.06.1989 tarihinden itibaren 3578 sayılı yasa ile il statüsüne kavuştu.   

 BAYBURT ADININ KAYNAĞI

 Şehrin bu gün bilinen isminin Ortaçağ Ermeni kaynaklarında; Payberd, Bizans kaynaklarında ; Payper , Baberd, Paypert. XXII. Yüzyıl sonlarında bu bölgeden geçen Marko Polo’ nun seyahâtname’ sinde ; Painpurth, Baiburt. Arap kaynaklarında ; Bâbirt, II. Mesud adına 1291’ de basılan bir parada Baypırt. Akkoyunlu tarihinden bahseden çağdaş eserlerde Pâpirt şeklinde geçen kelimenin son hecesi Berd’ in “yüksek kale” anlamına geldiği bilinmekteyse de ilk hecesine bir mana verilememektedir. 1647 yılında şehri ziyaret eden Evliya Çelebi Bayburt adının zengin manasına gelen “Bay” belde manasına gelen “yurt” gibi iki kelime ile izah eder. Osmanlı dönemine ait kaynaklar ise ismi bu günkü söylenişine uygun olarak Bayburt şeklinde kaydederler.

 
"Doğu Karadeniz Yöresi Yayla Folklorunun Turizme Katkısı 
 

Selim CİHANOĞLU 

 

Anadolu'nun kuzeydoğusunda sarp dağları, dik yamaçları, derin vadileri ve her mevsim yeşil bitki örtüsüyle güzel bir bölge uzanır. Ordu, Giresun, Trabzon, Rize Bayburt, Gümüşhane ve Artvin illerinin oluşturduğu bu bölge “DOĞU KARADENİZ BÖLGESİ”dir. 

 

Köyler sahilden başlayarak 1600 m.lere kadar konumlanmıştır. 1500-2000 m. arasında mazi, mezra (mezere) 

Yerleşimleri görülür. Bilindiği gibi mezra, yaylaya çıkmadan önce ve yayladan köye inmeden önce bir süre kalınan yerleşim yerleridir. 1800-2800 m. arasında ise yayla yerleşimleri yer alır. 

 

Yayla eteklerinden başlayıp sahilde sonlanan ırmaklar aynı zamanda birer yerleşim ve kültür havzalarıdır. Bu büyük havzalara örnek Ordu/Melet Çayı; Giresin/Aksu, Harşit, Yağlıdere; Trabzon/Ağasar, Değirmendere, Karadere ve Solaklı deresi; Rize/İkizdere, Büyükdere ve Fırtına deresi sayılabilir. 

 

Doğu Karadeniz Bölgesindeki yerleşim ile Anadolu köyleri arasındaki yerleşim özellikleri oldukça farklıdır. Dağınık yerleşimin en uç örneklerini köylerde görmek mümkündür. Evler arası uzaklık 2-20 dakika arasında (yürüyerek) değişir. 

 

Doğu Karadeniz'i ilginç ve çekici kılan, görülmeye değer el değmemiş bu yer şekilleridir. 

 

Doğu Karadeniz iklimi denizin etkisiyle ılıman ve nemli özellik taşır. Buna Karadeniz iklimi de denir. Genel olarak yazları orta sıcaklıkta, kışları ve her mevsim yağışlı geçer. 

 

Bilindiği üzere, bir toplumun üzerinde yaşadığı doğal ortam, o toplum insanının kültür yapısını önemli ölçüde etkiler. Dağlık yörelerde yetişen insanlar, ortama uyum sağlamak için daha çevik, cesur ve girişken olur. Bu güç, sert doğa koşulları ve iklim tipi onları daha çok çalışmaya, çabaya iter. 

 

Yörede tarıma elverişli ekilebilen alan çok azdır. Bu nedenle Karadeniz insanı için toprak çok değerlidir. Topraktan sonuna dek yararlanmak için olağanüstü gayret sarf edilir. Yöre insanı için bu mücadele kaçınılmazdır. 

 

Doğu Karadeniz Bölgesi, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Toroslar gibi yaylacılık geleneğinin sürdürüldüğü bölgelerden biridir. Doğu Karadeniz Bölgesinde yaylaya çıkmak, yılın belli aylarında ve günlerinde geçmişi kesin olarak bilinmeyen, ama zamanı geldiğinde mutlaka yapılması gereken törenlerden biri olmuştur. Bölgede kırk-elli kadar yayla ve yüzlerce oba olduğu söylenebilir. Her yaylanın ve obanın kendi özgü değişik özellikleri vardır. 

 

Yaylalar, dağlık ve yüksek rakımlı bölgelerde yer alan belirgin düzlükler, ağaçsız alanlardır. Anadolu'da görülen yaylacılık geleneği hayvancılıkla birlikte anılır. Bu yüzden hayvancılığın geçim kaynağı olduğu yörelerde yaylacılık geleneği görülmektedir. 


 

Yaylada yaşayan insanlara, kıyı kesimde yaşayan insanların yaşam tarzlarında farklılıklar görülür. Bugün bilinen türküler, oyunlar, oyun havaları ve kıyafetlerin büyük çoğunluğu buralarda yaşayan ve bu geleneği halen sürdüren yöre insanına aittir diyebiliriz. 

 

Bazı yaylalar ağaç sınırı içinde yer alırken., bir çoğu da çayır ve meralardan oluşan ağaçsız 

Yerlerdir. Bunun nedeni hem yol hem yakacak hem de büyük baş hayvanların beslenme zorunluluklarından kaynaklanmaktadır. 

 

Yayla folkloru, Doğu Karadeniz kültüründe yaylacılık ve yayla gelenekleri ayrı konular olarak incelenebilir. Yaylacılık ve yayla geleneğinin incelediğinde; “Yayla Ekonomisi”, “Yayla Mimarisi”, “Yayla Yemekleri”, “El Sanatları”, “Halk Edebiyatı” ve “Yayla Şenlikleri” konu başlıkları ön plana çıkar. 

 

Yayla ekonomisi, hak biliminin maddi unsurları arasında getirilir. Yayla süresi boyunca süt ürünleri üretilir. En çok peynir çeşitleri ve yan ürün olarak da tereyağı üretilir. Bu ürünlerin fazlası köy ve kasabalara gönderilerek satılırken, süzme, yoğurt, kaymak ve ayran gibi ürünler de yaylada günlük ihtiyacı karşılamak için üretilir. 

 

Yayla mimarisi, yaylanın geçici süreli olmasından kaynaklanan ve üretime dönük oluşundan dolayı oldukça sade yapılar göze çarpar. Tek odalı evlerin yanı sıra yemeğin pişirildiği “aş hane”, yapılan süt ürünlerinin saklandığı “kiler ve sütlük” ve yatak odasından oluşmuş üç bölmeli yayla evleri bulunmaktadır. 

 

Yöre yemekleri deyince insanların aklına gelen dört kelime vardır. “Et yiyip su içmek”. Yöre insanı balıktan çok et yemeyi sevmektedir. Etin en tazesi ve güvenilir olanı ise yaylada bulunmaktadır. Meşhur olan sarımsaklı köfteyi de unutmamak gerekir. Son zamanlarda yayla sularında yetiştirilen ve yöreye özgü tereyağı ile kızartılan alabalıklar yöre insanının çıkması için ayrı bir alternatif oluşmuştur. Şehir halkı alabalık yemeye yaylarda bulunan bu tesislere günübirlik gider olmuşlardır. Örnek. Uzun göl gibi. 

 

Diğer yönden süt, peynir ve tereyağına bağlı yemeklerin de taze ve doğalı yine bulunur. 

 

Geleneksel yayla yemekleri tüm Doğu Karadeniz yöresinde ufak tefek isim değişiklikleriyle aynıdır. (Örnek: Kaymak, Kaz kaldıran, Muhlama gibi.) 

 

Yöredeki kadın giyimi tüm özellikleriyle günümüze kadar gelmiş ve halen yaylaya çıkan yöre insanı tarafından kullanılmaktadır. Bu konuda özellikle Kültür Bakanlığımızdan belli köylerin koruma altına alınmasını öneriyorum. (Rize'de Çamlıhemşin, Artvin'de Şavşat ve Trabzon'da Düzköy, Akçaabat ve özellikle Şalpazarı ve çevresi) 
 

El sanatları arasında sadece dokuma türü yaylada üretilir. 10-15 dakikada kurulup kaldırılan basit az parçalı tezgahlar kullanılır. Üretilen ürünler; kolon, kaytan, dırmaç, beşik bağı, kilim, çanta, heybe, peştamal ve yün çorapları sayabiliriz. 

 

Yayla şenlikleri, yörede iç turizmin en önemli unsurunu taşır. Toplu olarak gösterişli ve törensel birlikteliğin sağlandığı, dayanışmanın vurgulandığı ve uçsuz bucaksız düzlüklerde yılda bir kez yapılan geleneksel eğlencelerdir. Toplu olarak oynanan horanlar, söylenen türküler, çalınan davullar-zurnalar, kemençeler ve tulum-zurnalar bu eğlencelerin vazgeçilmesi mümkün olmayan unsurlarıdır. Bu eğlenceler “dernek” ve “vartivor” adıyla bilinir. 

 

Sıcaklığın ve rutubetin fazlalığı nedeniyle çok sıkıcı ve bunaltıcı olan havadan kaçmak, yaylaya çıkmak için ana amaçtır. 

 

Arazinin doğal yapısı gereği ve çarpık yerleşim nedeniyle il ve ilçelerde piknik yapacak alanların bulunmaması zorluğu, toplu olarak gösterişli ve törensel birlikteliği ve dayanışmayı sağlamak için de yaylaya çıkarlar. 

 

Yukarıda bahsedildiği gibi yüksek köylerde yaşayan ve hayvancılıkla geçimini sağlayan halk ise yaylaya, yaylanın otlaklarından yararlanmak ve ürettikleri süt ürünlerini ve el işlerini yayla pazarında satmak için çıkarlar. 

 

Her ne kadar büyük sakıncaları var ise de yaylaya mermi atmaya gelenlerin sayısı az değildir. 

 

Tabi ki eşsiz doğa güzelliklerini fotoğraflamaya ve seyretmeye gelenlerde vardır. (Sisin çöküş-Kalkışı, ot biçen insanların, hayvan otlatan çocukların doğayla olan mücadelesi görülmeye değerdir.) 

 

Doğu Karadeniz Yaylalarında daha çok iç turizm yaygındır. Dış turizme karşı yeterince tanıtım yapılmamaktadır. Son yıllarda bir çok köyün belediye olması tanıtım çalışmalarını hızlandırmışsa da bilinçsizlik nedeniyle yöreye özgü bir çok değerin modası geçmiş diye ki (Burada bizi biz yapan otantik değerleri kastediyoruz.) Kaybolmaya bırakılmıştır. Bu durum çok üzücüdür. 

 

Bu olumsuzluklara rağmen, yurtdışında Folklorla ilgilenen bazı kişi ve kurumlar, yayla folkloru içerisinde en önemli yere sahip olan “Yayla Şenliklerini” görmek için yıllık izinlerini bu tarihlere göre ayarlayıp şenliklere katılırlar. Bu durum tarafımca gözlenmiştir. 

 

40-50 bin kişinin buluştuğu yaylalar, kültür alış-verişinin, dostluğun, kardeşliğin ve sevginin paylaşıldığı, gelenek ve göreneklerin yaşatıldığı yerlerdir. 

 

İç ve Dış Turizmde yaylaların daha iyi tanıtılması için neler yapılmalıdır? 

 

Yayla yollarının tehlikesiz ve düzgün olmalı, yayla güzergahını gösteren levhaları konulmalı 

 

Yayla pazarı yaşatılmalı ki (bugünkü fuarcılık anlayışının ilkel şekli sayılabilir. Satılabilecek her şeyin satıldığı, pazarlandığı ve sergilendiği yerlerdir.) 

 

Konutların yapıldığı yerler ve mimariye özen gösterilmeli, (şenlik alanlarına konut yaptırılmamalı) 

 

Yayla şenlikleri desteklenmeli şenliğin doğasına ait olan gelenekler bozulmamalı, geleneğinde olmayan “Ağalık” sistemi kaldırılmalı 

 

Yayla Şenliklerinin yapıldığı tarihler yurtiçi ve yurtdışı turizm firmalarına verilmeli 

 

Tuvalet ve çöp hususuna dikkat edilmeli 

 

Gelen konuklara güler yüz gösterilmeli 

 

Özellikle silah yasaklanması ve içki kullanımı denetim altına alınmalı. 

 

Doğu Karadeniz Yöresinde dikkate alındığında Folklora ve Turizm katkı sağlayacak önemli yaylaları sıralayacak olursak; 

 

Ordu iline bağlı; Perşembe Yaylası, Keyfalan Yaylası ve Çambaşı Yaylası. 

 

Giresun iline bağlı; Bektaş Yaylası, Kulakkaya Yaylası, Melikli obası ve Kümbet Yaylası. 

 

Trabzon iline bağlı; Sis dağı yaylası, Erikbeli yaylası, Karadağ yaylası, Hıdırnebi yaylası, Düzköy yaylası, Kadırga yaylası, Maura yaylası ve Uzun göl yaylası 

 

Rize iline bağlı; Çağırankaya Yaylası, Anzer Yaylası, Elivit Yaylası ve Ayder Yaylası. 

 

Artvin iline bağlı; Kaçkar Yaylası, Güngörmez Yaylaları, Kafkasör Yaylası ve Şavşat Meydancık Yaylaları. 

 

Gümüşhane iline bağlı; Zigana Yaylası, Balahor Yaylası ve Altın Taşlar Yaylası. 

 

Bayburt iline bağlı; Sultanmurat Yaylası ve Kopdağı Yaylalarını sayabiliriz. 

 

Sonuç olarak, hemen hemen her yıl yaylalarda yaptığım gözlem ve derlemelerde yayla geleneğinin Turizm ile ilgilenen kurum ve kuruluşlar tarafından fazlaca dikkate alınmadığını üzülerek söylemem gerekiyor. 

 

Turist kendinde olmayanı bulmak, yemek ve görmek için gelir. Bu üç unsur, bu dağlarda ve yaylalarda mevcuttur. Umarım bu düşüncelerim dikkate alınır. Türkiye'nin denizlerinin güzelliği kadar, yaylalarının güzelliğiyle de hak ettiği yere ulaşır. Ek olarak; “DOĞU KARADENİZ YAYLA ŞENLİKLERİ TAKVİMİ” verilmiştir. 

 

Sempozyumun amacına ulaşmasını diler, saygılarımı sunarım.”

(Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı web sitesi)
Fotoğraflar: M. Kemal AYÇİÇEK

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    ANKET Sonuçlar Tümü

    ?Karadeniz denince aklınıza gelen yer neresidir?

    EN ÇOK OKUNANLAR

    EN ÇOK YORUMLANANLAR

    BUGÜN

    BU HAFTA

    BU AY

    SAYFALAR

    e-gazete

    ARŞİV