Yaylalar ve valilerimiz

 M. Kemal AYÇİÇEK – 20 Temmuz 2008  

 Karadeniz Bölgesi’nde sahil yolu ile birlikte elbette Yaylalarımız, bu bölgeye gelecek özellikle iç turizm de  hayli öneme sahip yerler halindedir. İmar mevzuatları  kapsamın da değerlendirilemediği için eskilerde sade bir barınak gibi düşünülen konutlar, şimdilerde villalar şeklindeki bir anlayışla şekilleniyor.
 Bölge illerimizin Valilerine bir çağrı yapıldı Giresun valisi Mustafa Taşkesen tarafından. Bölge valileri ile Yaylalar arasındaki sınır anlaşmazlıkları başta olmak üzere elbette yaylaların turizmde daha iyi değerlendirilebilmelerine yönelikti bu çağrı. Ama bu toplantıya bazı illerin valileri katılmadı. Mazeret ne olursa olsun, böylesine birlikte hareket edilmesi gereken konularda olaki bir toplantıya katılmak, ileri de doğacak sorunların önlenmesi için olumlu olurdu diye düşünürüm.
 Yaylalar, ortak bir anlayışla el birliği ile Turizme kazandırılmazsa bizim halimiz de Akdeniz bölgesinde sahillerde yaşanan olumsuzluklar gibi problemler olarak karşımıza çıkar. Kamu görevinde elbette bir ilin diğer ilden önalması veya “ağabey” gibi bir misyonu pek doğru kabul edilemez ama Yaylaların sorunlarının da benzerlikleri tartışılmaz benzerliktedir. Ha Giresun yaylaları ile Ordu yaylaları, Trabzon ve Gümüşhane yaylaları veya Rize ile Artvin yaylaları  arasındaki sorunlar aşağı yukarı bellidir ve bu sorunların bölge valilerimizin elbirliği yapmasıyla giderilebilir.
 Dışardan bakıldığında Doğu Karadeniz Bölgesi’nde metropol konumda olan ilimiz Trabzon’dur. Trabzon’un kendi yaylaları daha çok coğrafya olarak Gümüşhane ilimize bağlı topraklardır. Kullanımı Trabzonlularca yapılagelmektedir. O zaman Trabzon ve Gümüşhane valilerinin ikizkardeşler gibi olaya yaklaşmaları ve birlikte adım atmaları gerekir. Aynı şey, Giresun-Ordu, Giresun- Trabzon, Rize-Artvin ve Rize- Bayburt ve hatta Erzurum illeri ile müşterek aynı bölgeye bakabilmelidirler.
 www.karadenizolay.com  web sitemizde dört  aydan beri bir anket yayınlıyoruz. Burada durum şöyledir;
Anket de “Karadeniz de en çok hangi ile gitmek istersiniz?” sorusuna 
yüzde 49 Trabzon, yüzde 9 Rize, yüzde 8 Artvin, yüzde 7 Giresun, yüzde7 Gümüşhane, yüzde 6 Sinop,Yüzde 5 Bayburt, Yüzde 4 Samsun,Yüzde 3 Ordu diye cevap veriyor.
 Şimdi Doğu Karadeniz Bölgesi’ne gelmek isteyenlerin öncelikle gelmek istediği il sıralaması da göstermektedir ki, bu bölgede lokomotif il konumunda olan Trabzon’dur. Bölgecilik yapmak adına değil ama dışardan bakıldığında görülen bir ağırlığın bölgenin sorunlarının üzerine gidilmesinde de aynı çerçevede ağırlıklı öneme sahip olduğunu söylersek olaya yanlış bakmış olmayız diye düşünürüm. Doğu Karadeniz’de olmasa bile Samsun, Sinop bile böylesine benzer sorunlarda dışlanmaması gereken illerimiz arasında görülmelidir. Bölge illerimizin valilerinin, belediye başkanlarının veya diğer kamu kuruluşlarının üst düzeyler deki  toplantılar da birbirlerini dinlemeleri, sık sık bir araya gelmeleri ve kendi aralarındaki fikir alış verişleri, şüphesiz ki bölge halkının da çok yararlanacağı faaliyetler olur. Biz, dışa açılmadan kendi illerimiz arasında dahi bir kaynaşma modelini geliştirerek, bölgemizi önce kendi insanımızın tanımasını sağlamalıyız.
 Yaylaların doğal yapısal gelişimlerini elbette resmileştirip, yaylaları “yayla”lıktan çıkarma demeyelim belki ama vatandaşı da iyice sıkıcı ve yaylalardan soğutucu tedbirler yerine daha sivil ve profesyonel bakış açısıyla, yaylanın gerçek sahiplerinin kendi kültürlerini yozlaştırmadan, onların içinde, onlarla birlikte çirkin yapılaşma ve yağmanın önüne geçmek, elbette bölgesel bir planlamayla ve fikirbirliği ile mümkündür.
  Uzungöl örneği çok iyi analiz edilmelidir ve Turizme açılan yaylalar birer Uzungöl’e döndürülmeden önlemler alınmalıdır. Rize’de Ayder yaylası, Uzungöl’den daha iyi konumdadır mesela ama orada da yapılara kaplama yapılarak çirkin görüntü nispeten giderilmiştir.
 Birde yayla turizmi ile herkes sadece kendi yaylasının reklamını yapar halden kurtulmalıdır. Her vadinin ayrı bir güzelliği ve geleneksel bir kültürü var. O kültürler, bölgemizin mozaikleridir. Düzköy’de, Haçkalı baba da veya sisdağı’nda hayvanlara duyulan saygı, sığırların başına takılan püsküllerinden de anlaşılabilir ama bu püskülleri anlamayan yöneticilerimiz varsa, o püskülleri o yöneticilerimizin de anlayabilmesi lazım. Dost acı söylere verin, bölgeye herhangi bir ilimizi diğerinden ayırarak değil ama bir bütünlük içinde bakabilmeyi yöneticilerimizin de becerebilmesi gerekir. Bencil bakış açıları, bölgedeki çirkin yapılaşmanın önlenmesini sağlayamaz. Sanırım meramımı anlatabilmişimdir. Umarım yanlış anlaşılmamışımdır. Kalın sağlıcakla.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.