Seyfullah KINALI
2010-2011 yılı süper liginde Fenerbahçe’nin şike yaparak şampiyon olduğu kamuoyunun malumuydu. Savcılığın iddianameyi açıklamasıyla da malumun ilanı anlamı taşımaktaydı. Soruşturma dosyalarında, Sarı-Lacivertli kulübün tahmin edilenin de ötesinde şikeye bulaştığı açıkça ortaya çıkmıştır. Bu konuda aksi bir savunma hiçbir kişi veya kesimden gelmemektedir.
Sezon başında savcılığın başlattığı soruşturma ve yapılan tutuklamalarda şikenin resmi önemli ölçüde görülmüştü. Yine aynı dönemlerde UEFA’nin Fenerbahçe’yi şampiyonlar liginden men etmesi de şikenin diğer bir ilan şekliydi. Fakat bütün bu gelişmelere rağmen Futbol federasyonu başını kuma gömerek hiçbir şey olmamış gibi süper ligi 1 ay ertelemeli başlatmıştır. Şike ile ilgili kararın sezon sonunda verileceği de kamuoyuna ilan edilmişti. Ortada bir gariplik ve tezatın olduğu açıktı. Olayı zamana yayarak bir senaryo uygulanma niyeti açıkça görülmekteydi.
Yazılan senaryonun birinci sahnesi, TFF’nun şike ile ilgili kararı sezon sonunda vereceğini ilan etmesi olmuştu. İkinci sahnesi de, şike yasasının yeniden düzenlenmesi olduğunu gördük. Yeni hazırlanan şike yasası Cumhurbaşkanı tarafından meclise geri gönderilmesine rağmen ,maalesef yasa hiç değiştirilmeden meclisten geçmiştir. Yani Fenerbahçe lobisi, parlamentoda partiler arasında pek alışık olmadığımız uzlaşmayı sağlatarak hazırlanan senaryosunun 2. perdesini de hayata geçirmiştir.
Yeni şike yasasının Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasının ardından senaryonun 3. sahnesinin geçen hafta ilana çıktığını gördük.. Bu senaryoda da, şike yapan kulüplere küme düşmenin kaldırılması teşebbüsünü görmekteyiz. Federasyon başkanı bu yeni teklife muhalif olduğunu ifade etse de , tablonun bütününe bakıldığında bu beyanın da senaryonun bir parçası olduğunu anlayabiliriz. Ortada açıkça bir şike varken gerekli cezanın verilmesinin sezon sonuna bırakılmasının nasıl izahı olabilirdi. İşte TFF’nun aldığı bu kararın nedenlerini adım adım görmekteyiz.
Şike yapana küme düşürülmesinin kaldırılmasının gündeme getirmenin bile ar-edep duygularından yoksun olmaya eş anlamlı olduğunu söyleyebiliriz. Bu girişimde bulunanlara ve bunu savunanlara “ar damarları çatlamış” tabirini rahatlıkla kullanabiliriz. Nefsi duyguların aklın önüne geçme teşebbüsü insan fıtratında vardır. Fakat bu denli 75 milyonun gözü önünde nefsin akla egemen olması da çok manidardır. Bu anlayış yarın Fenerbahçe’nin, şike yapmadaki becerilerinden dolayı devlet üstün madalyası ile ödüllendirilmesi teklifini bile gündeme getirebilir. Uzun Zaman önce duyduğumuz “Fenerbahçe Cumhuriyeti” ifadesinin ne anlama geldiğini son 6-7 aylık gelişmelerden daha iyi anlamaya başladım.
Bu şike faaliyetinde Fenerbahçe değil de başka bir Anadolu kulübü olsaydı ,anında o takım küme düşürülürdü. Ve bu kararda hiç kimse tarafından da eleştiri konusu olmazdı. Sanki Türkiye’de futbol Fenerbahçe’ye bağımlı oynanıyor. Şike yasasının değiştirilme girişimine akıl durması demiştim. Bu yeni küme düşmenin kaldırılma girişimine de “akıl kayması” diyelim bakalım sonuç ne olur? Kamu vicdanını yaralayan, toplumdaki adalet duygusunu zedeleyen bu çirkin senaryoda ilgili olan herkese Allah akıl versin.
Bu haber 652 defa okunmustur.